Ermeni Meselesi « Express Haber

SON DAKİKA

Ermeni Meselesi

Bu haber 01 Mayıs 2021 - 15:31 'de eklendi ve 290 views kez görüntülendi.

600 yıl boyunca Osmanlı Devleti içerisinde azınlık statüsünde uyumlu bir biçimde yaşamış, hatta kendilerini “Hıristiyan Türk” olarak kabul edecek kadar aynı örf ve adetleri benimsemiş olan ve Millet-i Sadıka olarak anılan Ermenilerin, devlete karşı sorun çıkarmaya başlamaları, sadece Ermenilerin başının altından çıkan bir olay değildir.

 

Ermenilerin en yoğun şekilde yaşamış oldukları Doğu Anadolu Bölgemiz de dahil olmak üzere, nüfusları sınırlı iken ve hiçbir zaman Müslüman halkın nüfusuna yaklaşamamışken, yaşanan olaylardan sadece Ermenileri sorumlu tutmak, dönemin güçlü devletlerinin etkisini görmezlikten gelmek anlamına gelir.

 

Bilindiği üzere I. Dünya Savaşı sırasında yoğunluğunu arttıran Ermeni Mezalimi, Lozan Antlaşması sırasında tam bir sessizliğe bürünmüştü. Unutmamalıdır ki dün Ermeniler o dönemin güç odakları tarafından nasıl kullanılmışlarsa, bugün de aynı emeller doğrultusunda zamanımızın süper güçleri tarafından kullanılmaktadır.

 

Hatırlanacak olursa, 1970’li yıllardan 1980’li yıllara kadar Ermeni terör örgütü ASALA’nın Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde görev yapan diplomatlarımıza yönelik saldırı ve cinayetleri uzun süre gündemimizi meşgul etmişti. Ancak, bu saldırılar zamanla yalnızca Türkiye’nin değil Dünya kamuoyunun da tepkisini çekmeye başlayınca, ASALA eylemleri de 1980’li yıllarla birlikte bir anda sessizliğe bürünmüş ve ne tesadüftür ki yerini Türkiye’nin doğusunda yıllarca sürecek PKK terörü hareketine bırakmıştır.

 

Öyleyse, öncelikle bütün bunlara sebep olan nedenlerin ve hadiselerin tarihi analizini çok iyi yapmak gerekir :

 

Ermeniler arasında Ermeni birliğini ve beraberliğini sağlayan Ermeni Kiliseleridir. Ermeni kiliseleri, asırlardan beri “Ermeni Krallığı” idealini yaşatan unsurlar olmuşlardır. Bu dini sebebin yanında, Türklerle Ermeniler arasındaki ırksal farklılıklar da Ermeni ayrılıkçı hareketinin kültürel temellerini meydana getirmiştir.

 

Asırlarca Selçuklu Devleti ve daha sonra Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde yaşayan Ermenilere hiçbir zaman dini ve siyasi bir konuda baskı yapılmamıştır. Din ve ırk ayrımı yapılmadan en iyi şekilde Zımniler Statüsünü uygulayan Osmanlı Devleti, Ermenilerin huzur ve refah içerisinde yaşamasını sağlamıştır.

 

Bir Ermeni yazarın belirttiği gibi “Eğer Türkler bize dini ve siyasi yönden baskı yapsalardı, bugün Ermeni diye bir millet olmazdı.” Bu görüş sade Ermeniler için değil diğer uluslar için de geçerlidir. Türkler hiçbir zaman devlet içerisinde bulunan Hıristiyan unsurların dinine ve diline müdahale etmemişlerdir ki bu durum, Osmanlı İmparatorluğu’nda milletler sisteminin varlığını sağlamış ve parçalanmasında esas etken olmuştur.

 

Osmanlıda Türkler ve Ermeniler arasında işbirliği son derece üst seviyede idi. Devletin en önemli makamlarında Ermenilere görev verilmişti ki bu husus zamanla Ermenilere Millet-i Sadıka söylenmesini doğurmuştur.

 

Bu yüzden ırksal farklılık Ermeni olaylarını veya Ermeni hareketlerini başlatan tek sebep olarak yeterli değildir. Bu husus dışında Ermeni olaylarını hazırlayan sebepleri şu şekilde belirtmek gerekir:

1. Ermeni Kilisesi

2. Din Faktörü

3. Misyonerlerin Faaliyetleri

4. Propaganda

Yukarıda belirtilen ana nedenleri harekete geçiren, XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren özellikle Çarlık Rusya’sı ve İngiltere olmuş, diğer batılı devletler de kendi çıkarları doğrultusunda harekete geçmişlerdir. Önce Rusya’nın sonra da İngiltere’nin gayretleri ile 3 Mart 1878 tarihli Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması’na ve 13 Temmuz 1878 tarihli Berlin Antlaşması’na birer madde ile (16. ve 61. maddeler) dahil edilmiş; böylece o tarihe kadar siyaset sahnesinde görülmeyen “Ermeni Meselesi” adı ile yapay ve düzmece bir sorun meydana getirilmiştir. Antlaşmalara giren maddeler, Ermeniler lehine yapılacak ıslahatlarla ilgilidir. Daha sonra bu suni meseleye karışmayan büyük devlet kalmamış ve Anadolu da yer yer Ermeni ayaklanmaları çıkartılarak, Türkler ile Ermeniler birbirlerine düşman edilerek istenilen hedefe ulaşılmıştır.

 

Türkiye’nin, Ortadoğu’daki jeopolitik ve stratejik önemini ve yerini bilen emperyalist güçler denilen Büyük Devletler (Rusya, İngiltere ve Fransa) XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren, bölgede siyasi çıkarları için, Osmanlı Devleti’nin tebaası olan Ermeni , Rum,  Arap,  Kürt ve benzeri unsurların koruyucusu olarak ortaya çıkıp, Doğu politikalarını tayin etmişlerdir.

 

Ermeni meselesinin ortaya çıkış sebeplerinin, yalnızca Osmanlı Devleti toprakları üzerinde yaşayan Ermenilerin sosyal, kültürel, ekonomik, idari, siyasi statülerinden kaynaklanmadığı, bu sorunun temelinde suni olarak çıkarılan ve ”Şark Meselesi” adı ile anılan milletler arası bir emperyalist stratejinin, güçler dengesi politikasının yattığı bilinmelidir.

 

Siyasi tarih terminolojisinde yer almış olan ”Şark Meselesi” tabiri, Osmanlı Devleti’nin batılı devletler tarafından parçalanmaya çalışılmasını ifade eder.

 

Ermeni meselesinin ortaya çıkışını hazırlayan sebeplerin başında Rusya, İngiltere, Fransa ve Amerika’nın Osmanlı Devleti’ne ve Ermenilere karşı takip ettikleri siyaset gelmektedir. Bu siyasetin aracı hazırdı, Ermeni kiliseleri ve bu kiliselerle işbirliği yapan misyonerler. Yani Şark Meselesi, bu iki kavramın geliştirdiği dini duyguların kullanılarak ortaya çıkartıldığı büyük bir propagandadır.

 

1870’den itibaren Anadolu da Ermeni Devleti kurma hayaliyle bir takım dernek ve komitelerin kurulmaya başlandığı görüldü.

 

Van’da, Karahaç ve Armenakça, Erzurum’da “Vatan Koruyucuları” adlı komiteler ilk kurulanlardır. Bu komitelerin faaliyetleri mahalli çerçevede kalmış ve Osmanlı idaresinden bir şikayeti olmayan, refah ve huzur içinde yaşayan Ermeni halkının büyük bir çoğunluğunun bu tür faaliyetlere ilgi duymaması ve itibar etmemesi nedeniyle başlangıçta etkili olmamıştır.

 

1870 ile 1880 yılları arasında, Van’da, Araratlı, Muş’ta, Okul Sevenler ve Doğu Erzurum’da Milliyetçi Kadınlar, adlı dernekler kurulmuş, bunlardan Araratlı, Okul Sevenler ve Doğu isimli dernekler daha sonra birleşerek Ermenilerin Birleşik Cemiyetini kurmuşlardır. 1881 de Erzurum’da kurulan Vatanı Müdafaa Cemiyeti, oradaki Rus Konsolosluğu ile yakın bir işbirliği içerisindeydi. Bu teşkilatın amacı: Türk idaresine karşı elde silah ile son damla kana kadar mücadele etmekti. Nitekim Türk makamları tarafından yapılan araştırmalarda, bu teşkilata ait yerlerde silah ve propaganda evrakı bulunmuştu. Türkiye’nin başka yerlerinde de bu gibi teşkilatın kurulmasına başlanmıştı. Bunlar birbirleriyle ve Rus idaresindeki Ermenilerle temas halinde idiler. Amerika’ya göç eden Ermeniler arasında da “Türk Düşmanlığı” başlamış ve onlar da Türkiye’deki gizli Ermeni teşkilatı ile ilişki kurmuşlardı. Fakat Ermenilerin asıl kışkırtma kaynağı eskiden olduğu gibi yine Rusya idi.

 

Rusya’nın amacı; Osmanlı Devleti içinde sürekli karışıklıklar çıkarmak ve bunlardan faydalanarak Türkiye’nin içişlerine karışmak olduğundan, Türkiye’deki Ermenileri kışkırtmak faaliyeti Rus dış siyasetinin ana prensiplerinden birini teşkil etmekte idi.

 

Berlin Kongresi’nde kabul edilen Ermeni Reformları bazen İngiltere ve bilhassa Rusya tarafından ele alınması itibariyle, Osmanlı üzerine bir baskı konusu teşkil etmesi bakımından önemliydi. Rusya’nın bu ısrarındaki ana amaç, Ermenilerle meskun Doğu Anadolu’daki altı vilayetin Osmanlı Devleti’nden ayrılması yoluna gidilmesi idi.

 

1914 Ağustos ayında Türkiye savaş ilan etmeden önce henüz tamamen tarafsız(!) iken Çar, bütün Ermenileri, Müslüman boyunduruğundan kurtulmaları için Rus bayrağı altında toplanmaya davet eden bir beyanname yayınlıyordu. Aynı zamanda casuslar da Anadolu’daki Ermenilere silah ve bildiri dağıtıyorlardı.

 

Tiflis’te Çar tarafından kabul edilen Katolikos, Çar’a;

 

Anadolu’daki Ermenilerin kurtuluşunun ancak Türk hâkimiyetinden ayrılarak muhtar bir Ermenistan teşkil etmeleri ve Ermenistan’ın kurtuluşunun ancak Rusya’nın himayesiyle mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Rusya’nın politikası ise Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu’yu ilhak etmekti.

 

Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi üzerine, Taşnak Komitesi, yayın organı olan Horizon da şu bildiri yayınlanmıştır:

 

Ermeniler en küçük bir tereddüt göstermeden itilaf devletlerinin yanında yer almışlar, bütün güçlerini Rusya’nın emrine vermişler, ayrıca gönüllü alaylar teşkil etmişlerdir.

 

Taşnak Komitesi, teşkilatına ayrıca şu talimatı da vermiştir:

 

Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye başladıklarında her yerde isyan çıkarılmalı, Osmanlı orduları bu surette iki ateş altına alınmalıdır. Osmanlı ordusunun ilerlemesi halinde ise, Ermeni askerleri silahları ile birlikte kıtalarını terk edecek ve çeteler teşkil edip Ruslarla birleşeceklerdir.

 

Ayrıca diğer batılı devletler de Ermenilerden yararlanarak Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışma yolunda geri durmamaktadırlar. Çünkü Rusya’nın istekleri yerine kendi istek ve çıkarlarının ön plana çıkmasına gayret göstermektedirler. Bunda Osmanlı Devleti’nin parçalanması esas amaçtı. Batılı devletlerce yapılan çeşitli temaslarda almış oldukları kararlar yanında; Boğazlar, Kafkas ve Hint ticaret yolu ile petrol kaynaklarını ele geçirmeleri ve kontrol altında tutmaları hususunda her türlü yollara başvurdular. Bu amaçlarında en büyük kozları Osmanlı Devleti içersindeki Ermenilerdi.

 

Oysa ki, Osmanlı topraklarında sosyal, ekonomik, dini, siyasi, idari ve kültürel hürriyetlere sahip olan ve memleketin hiçbir vilayetinde nüfus çoğunluğuna sahip olmayan Ermenileri ayaklanmaya sevk edecek (yönetimden kaynaklanan) herhangi bir baskı mevcut değildi. Bu gerçeklere rağmen Ermenilerin, İngiltere ve Rusya’nın kışkırtmalarına aldanarak çeteler ve dernekler vasıtasıyla, sivil halka yönelik şiddet hareketleri ve katliamlar yapması sonucu Ermeni ve Türk toplumunun arası açıldı.

 

İlk önemli olaylar 1890 yılında meydana geldi. Bu yılın Haziran ayında Erzurum’da Anavatan Müdafai Cemiyeti Üyelerinin Ermenileri kışkırtması sonucu olaylar patlak verdi. Yüzyıllardır barış içersinde kardeşçe yaşayan iki toplum bu olaylar sonucu karşı karşıya geldi. İki taraftan on iki kişinin öldüğü olaylar Avrupa basınında Ermeni katliamı yapılıyormuş gibi yer aldı. Böylece Ermeniler lehine Avrupa’da kamuoyu oluşturmaya çalışıldı. Ermeniler memleketin bir çok yerinde çıkarılan olayların yanı sıra Sasun, Van ve Girit’te isyanlar çıkardılar.

 

Yabancı devletlerin kendilerine ilgilerinin devamını sağlamak amacıyla Taşnak ve Hınçak komitelerinin 1896’da Van’da çıkardıkları isyanda 418 Müslüman, 1715 Ermeni ölmüştür.

 

Bu arada Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarında Osmanlı Devleti’nin taahhüt ettiği ıslahat konusunda İngiltere, Rusya, Fransa Osmanlı hükümetine karşı sürekli baskı yapmaya devam etmişlerdir.

 

Batılı devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmak, buradaki çıkarlarını korumak ve birbirlerine karşı olan dengelerini sağlamak için tercih ettikleri usullerin başında, Osmanlı idaresi altında yaşayan Hıristiyan unsurlar adına talep ettikleri ıslahat hareketleri gelmiştir. (Bu usul, maalesef halen geçerli bir yöntem olarak devam ettirilmektedir.)

 

Bu konjonktür içerisinde, Birinci Dünya Savaşının çıkmasıyla, Ordumuz Çanakkale’de, Sarıkamış’ta , Kafkasya’da, Süveyş’te, Galiçya’da yedi düvele karşı savaş verirken, (Ordu içinde Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermeniler de olmasına rağmen,) bunların büyük bir kısmı cephelerde düşmanla birlikte Türklere karşı savaşmış ve cephe gerisinde de çeteler halinde örgütlenerek kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliama giriştikleri binlerce Müslüman’ın hayatına kastederek Anadolu’yu harabe haline çevirmişlerdir (Bu öldürmeler o kadar vahşice ve insanlık dışı yöntemlerle yapılmıştı ki, acımasızlığı ile bilinen Rus askerleri bile Ermenilerin bu vahşetine dayanamayıp raporlarında Ermenileri suçlamışlardır.) Savaş halinde olmasına rağmen, 10 aya yakın bir süre aldığı mahalli tedbirlerle, olayların yatışmayacağını gören Osmanlı Hükümeti, kendisini kalleşçe arkadan vuran isyancı Ermenileri savaş bölgesinden alıp ülkenin güvenli bölgelerine Sevk ve İskana veya Tehcire tabi tutmak zorunda kalmıştır.

 

İşte bu tehcir uygulaması nedeniyledir ki, Ermeni Diasporası günümüzde bütün dikkatleri ülkemiz üzerine çekmiş, haksız ve dayanaksız olarak ulusumuz ve yurdumuz hedef haline getirilmeye çalışılmıştır.

 

Hükmettiği her yere medeniyet, adalet ve kardeşlik sevgisi götüren bu millet, ne yazık ki siyasi arenada hedef tahtası haline getirilmiştir. Anadolu’ya hükmettiğimiz bin yıllık tarihimize leke sürmek, insanlığa leke sürmektir. Bugün bizleri suçlamaya çalışan başta Ermeniler olmak üzere pek çok topluluk, varoluşunu bu millete borçludur. Bugün yeryüzünde yaşayan Ermenilerin çoğunluğu, bu ulus sayesinde yaşamaktadır.

 

Ermeni filozofu Urfalı Matheus, yazmış olduğu Vasiyetname isimli eserinde;

 

“Ermeni milleti tarih boyunca kadın kılığındaki eteklikli Rum milletinden eziyet çekmiştir. Türkler olmasaydı Rum milleti bize yaşamak şansı vermeyecekti. Melikşah bizim için bir babadır. Onun ölümü, Ermeni halkı için bir matem olmuştur” der.

 

Yine, bu konuda Ermeniler adına en yetkin ağızlardan birinin itirafına bakarsak;

 

1918-1919 yıllarında Ermenistan’ın ilk hükümet başkanlığını yapan Katchaznouni, 1923’de Bükreş’teki Taşnak Partisi Kongresinde şunları söylüyordu:

 

Savaştan önce ve savaş sırasında Rus Çarlığına kayıtsız şartsız bağlandık. Denizden denize Ermenistan hayalinin peşine düştük. Silahlı gönüllü birlikleri oluşturduk. Karşılıklı Müslüman ve Ermeni kırımları oldu. Ancak güç dengesi Türklerin lehineydi. Biz macera yaptık. Bunun yerine Türklerle anlaşsaydık, daha iyi ederdik. Oysa biz ne yaptık, silaha sarıldık, yıktık, katliam yaptık. Övünülecek hiçbir işimiz yok. Kendi dışımızda suçlu aramayalım. Evet, intihar etmeyi öneriyorum. Taşnak partisinin artık yapacağı hiçbir şey yok. Partiyi dağıtalım. Bu kararı almazsak, gelecekte bizi onursuzluk bekliyor.

 

Bugün dünya kamuoyunda bizleri yargılamakla uğraşan batı dünyası, kendi tarihlerindeki karanlık sayfaları unutturmak için başka milletleri suçlamak çabası içine girmiştir. Belgeden, bilgiden, gerçeklerden uzak bir şekilde suçlanan Türk milletinin tarih önünde veremeyeceği hiçbir hesabı olmamış, olmayacaktır da.

 

Tarihi bir konuda karar vermek siyasilerin değil, tarihçilerin, araştırmacıların ve bilim adamlarının işidir. Oy kaygısıyla, siyasi çıkar hesabıyla bir milleti yargılamak, insanlık suçu işlemektir. Bu konuyu tarihçilere bırakmak gerekir.

 

Asılsız soykırım iddiaları; bu milleti karalamak, dünya kamuoyunda küçük düşürmek ve sinsi Ermeni emellerini gerçekleştirmek için ortaya atılmıştır. Asıl amaç, ölü doğan Sevr’in hortlatılması ve Ermeni Diasporasının hayallerinin gerçekleştirilmesi için ilk etapta Türkiye’nin bütçesini sarsacak yüklü miktarda Tazminat elde etmek, müteakiben de Türkiye’nin Doğusunu bölerek Ermeni Kilisesinin yüz yıllık rüyasına kavuşmasıdır. Ancak unutulmasın ki bu millet, en zor zamanında yedi düvele karşı İstiklal Savaşı vermiş bir millettir.

 

Bugün Ermeni diasporası AB ve Hıristiyan dünyasının da desteklerini yanına alarak  4T  formülünü uygulamaya sokmaya çalışmaktadır. Ancak, kısaca 4 T olarak bilinen ve özetlenen (Tanınma, Tescil, Tazminat ve Toprak ) olarak ileri sürülen bu istekler, boş bir hayalden öte değildir.

 

Sonuç itibariyle bu konuda Ermenilerin kimlerin elinden beslendiğine, arkalarındaki güçlerin sinsi emellerinin neler olduğunu çok iyi bilmek ve ona göre hareket etmek gerekmektedir.  Bu vesileyle, Ermeni mezaliminde canlarını feda eden, katliama maruz kalan şehitlerimize ve yakın geçmişte Avrupa’nın göbeğinde Ermeni teröristlerce hunharca katledilen büyükelçilerimize rahmet ve bugünkü kuşaklara bu konuda her zamankinden daha fazla milli şuur ve duyarlılık diliyoruz.

Selçuk ÖZDAĞselcukozdag@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.