Zihnimizdeki Allah…

Yayınlama: 19.01.2022
411
A+
A-

Zihnimizdeki Allah…
Bu başlığı atmamın sebebi, bir psikologla yaptığım sohbetin resmidir.
Gelecek Partisi İl Başkanı Gülnur Hayran’la randevum vardı, ancak siyasetin
doğasında var olan aksilik ve ani program değişikliğinin azizliğine uğrama sırası bana
gelmişti. Başkan randevusuna gelemedi, arayıp özür diledi.
Başkanın özel kalemi bir psikologdu. Soru soruyu, konu konuyu getirdi, ruh
biliminden rüyalara, rüyalardan insan psikolojisine, insan psikolojisinden dinlere geldik.
Özel Kalem Müdürü Nuriye Çam, dolu olduğu kadar kibar, kibar olduğu kadar da
içtendi. İçtenlikle de tüm sorularıma cevap verdi. Saatlerce felsefe konuşabileceğim biri
olmakla birlikte ancak gevezelik yapmamak, zamanını almamak ve sıkmamak için kısa kısa
sorularla yetindim.
Küçüklükten beri felsefe, sosyolojiyle ilgilenir, evren ve kâinatın, ruh ve insan bedenin
ve özellikle hemen hemen her gün gördüğüm rüyaların anlam ve sırrını anlamaya/çözmeye
çalışırım.
İslam âlimi ve bilginleriyle birlikte sayısızca filozof okuduğumu söylersem sanırım
abartı olmaz. O yüzden bir felsefeciyi, bir psikoloğu bulduğumda tutkal gibi yapışır, sanki
yıllardır beynimde biriktirdiğim soruları otomatik tüfek gibi peş peşe sorar, kuşkuları
gidermeye, evrenin sırrı ve bilinmezliklerini anlamaya çalışırım kıt aklımla.
Gördüğüm her rüyayı da yakın dostlarıma anlatırım, anlatmadığım zaman da huzursuz
ve mutsuz oluyorum. Aslında bu huyumu da sevmiyorum, bazen dostlarımı sıkmış gibi
oluyorum ama kendimi de tutamıyorum.
Aslında tüm partilerin kadrolarında psikologlar, sosyologlar, toplumbilimciler ve
mutlaka felsefeciler de olmalı.
Türk siyasetinin yüz yıldır (-ki eski tarihlere de gidebiliriz) siyaset ve politikasını
binlerce marabası olan toprak ağalarıyla, on binlerce müridi olan şeyhlerle, para babalarıyla
ve baronlarla yürütmüştür.
Bu tutarsız politika sonucunda yüz yıldır iflah olmaz rejimle cebelleşiyor, millet olarak
her gün ağır bedeller ödüyoruz.
Entelektüel müdafaa hattı olmayan hiçbir siyasi partinin ayakta kalma şansı yoktur ve
olmamıştır da.
Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da feodal yapı ve şeyhlik kurumlarının devlet
tarafından desteklenmesi, ağa ve şeyhin emrinde olan on binlerce insanın bireysel haklarıyla
ilgileneceğine halkı kurda-kuşa teslime etmesi sonucunda terör ve şiddet olayları hiç eksik
olmamıştır.
Söz konusu yapılar hiçbir zaman halkın bilinçlenmesini istememişlerdir. Tıpkı
kapitalizmin doğası gibi feodal yapıların doğasında da düşmansız yaşayamama, sömürme,
talan ve yağma vardır.
Bilinçli bir halkın buna izin vermeyeceğini bilen bu yapılar, halkın gelecek ve kaderini
ipotek altına almışlardır.
Felsefe, sosyoloji, tarih, hukuk ve toplum bilimi okuyan bir halk bu yapılara
itibar eder mi?
Asla!
İlk kitabımda, üç dönem milletvekili olan aynı zaman da bir toprak ağası, 20 bin
kişilik aşiretin başında olan amcam Mahmut Kepolu ve hatta babamı eleştirdiğim için, biri
beni rahmetli anneme ispiyonlamıştı.
Annem; “oğlum! Gittin-geldin, amcanı ve babanı mı eleştirdin?” diye kızdı. Ana
dedim, mülkün temeli adalettir, babam da olsa, amcam olsa yanlışa yanlış demek
durumundayım.
Ankara Çankaya Üniversitesi’nden mezun Nuriye Çam’a, sadece Müslümanların değil
Tanrı’ya inanan tüm inananların Tanrı’ya nasıl baktıkları ve nasıl gördükleriyle ilgili sorum
üzerine Çam;
“Tanrı olarak spesifikleştirmediğimizde genel inanç sistemi, kişinin bilişsek ve ruhsal
gücünü son derece artırıyor. Özellikle Müslümanlıktaki kader gibi inancı sayesinde kişi bazı
psikopatolojik durumlardan sıyrılabiliyor ya da daha hafif atlatabiliyor.
Örneğin bir yakınını kaybetmiş kişi yas sürecini derin ve uzun süreçli yaşarken iman
dediğimiz kavramı geliştirebilen kişiler, ‘Allah’tan geldik, Allah’a gideceğiz’ düşüncesiyle
yarasına merhem bulabiliyor.
Veyahut travmatik olaylar yaşayan biri, ‘Allah’ın sevgili kulu olduğunu, bu yüzden
imtihanlara maruz kaldığını düşünebiliyor. Sonuç olarak Tanrı inancı kişinin psikolojisini ve
ruhunu olumlu yönde etkiliyor” dedi.
Evrenin sadece dünyadan ibaret olmadığını, keşfettiğimiz, edemediğimiz niceleriyle
dolu olduğunu, hepsinin matematiksel bir sistem içerisinde hareket ettiğini belirten Çam,
bedenin sadece organlardan oluşmadığını, beden denilen kafesin içinde ruh, akıl, bilinç,
duygu ve nefis gibi kavramların barındırdığını da ifade etti.
Tüm sistemlerim çarklara benzediğini, biri yokken diğerinin varlığından söz
edilemeyeceğini, birlikte anlam kazandığını belirten Çam, her mesleğin bir zorluğu olduğunu,
psikolog olarak da bunu çevresine yansıttığını, elinden geldiğince Gelecek Partisi içinde
mücadeleye etmeye devam edeceğini söyledi.
Yine konuyu döndürüp-dolaştırıp meşhur rüyalarıma getirdim, rüyaların sırrını sordum
ve anlamaya çalıştım.
Rüyalarla ilgili yorumları bir psikolog olarak değerlendirmesini gayet iyi
anlayabiliyorum ama beni tatmin ettiğini söyleyemem. Şimdiye kadar rüyalarla ilgili
okuduğum İslam âlimi ve filozoflardan beni en çok tatmin eden, sorularıma cevap veren tek
kişi, Filozof Thomas Hobbes oldu.
Değerli zamanlarını bana ayıran Psikolog Nuriye hanıma teşekkür ederim.
Gelecek Partisi kendi kadrolarıyla entelektüel müdafaa hattını oluşturur mu? Ağa,
hurafe yapılar ve para babalarıyla kendi arasına mesafe koyar mı? Bilemem. Ama bildiğim,
Türk siyasetinin bu kadro ve felsefesizlikle hiçbir yol alamayacağı, zübüklerin ateşli
çemberinden kurtulamayacağıdır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.