DOLAR
15,5552
EURO
16,2409
ALTIN
907,04
BIST
2.390,79
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
23°C
İstanbul
23°C
Açık
Salı Parçalı Bulutlu
22°C
Çarşamba Az Bulutlu
16°C
Perşembe Az Bulutlu
16°C
Cuma Az Bulutlu
19°C

Anayasası Olan Her Devlet Anayasal Devlet Değildir…

02.03.2022 10:41
0
A+
A-

            Polis Akademisi Başkanlığının Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde Öğretim Görevlisi olarak görev yapan Deniz Acaray’ın yazdığı “İnsan Hakları” adlı kitabını okudum. İnsan hakları alanında bir tez niteliğinde diyebileceğimiz kitabını imzalı olarak veren Deniz Hoca’ya ayrıca teşekkür ederim.

Kitaptan önemli tespit/tahlil ve çarpıcı bilgileri özet olarak sizlerle paylaşmak istedim.

Emniyet teşkilatı bünyesinde görev yapacak olan polis memuru ve amirlerinin ihtiyaç duyacakları hususlara öncelik tanınan kitapta, bir devletin vatandaşlarına karşı ağır insan hakkı ihlallerinde bulunuyor olması, emperyalist devletler açısında küçük veya güçsüz devletleri işgal etme gerekçesi de olabileceğinin tespiti yapılmaktadır.

Milli devlet olarak, insan unsuru olan milletinin malı olduğunu, devleti yönetenlerde temsili demokrasi anlayışının ürünü olarak, milletten belirli bir süre devleti yönetmek üzere yetki almış kişi ve kadrolardan oluştuğunu ifade eden Deniz hoca:

“Eski çağda insanın tek efendisi varken ve bu devlet iken, Orta Çağda uygulamada iki efendi vardır: Devlet ve Kilise” der.

Deniz Hoca, İslamiyet’in insanlık tarihinde en önemli dönüm noktasını yarattığını belirterek, 6 Ekim 1990 tarihinde cinayete kurban giden İlahiyatçı ve Akademisyen Bahriye Üçok’un şu tespitlerine yer vermektedir.

Üçok; “İslamiyet’in insan hakları bakımından tarihte eşi görülmemiş bir aşama oluşturduğunu, özellikle cins farkı bakımından yalnız Arap tarihinde değil, dünya tarihinde de büyük bir aşama, devrim kaydetmiştir.

İslamiyet ayrıca köleliğe karşı da ilke bir duruş getirmiş, onu yasaklamakla beraber, kölelere iyi davranılması buyrulmuş ve azat yolu övülmüştür.”

İslam düşünürü İbn-i Haldun’nun da, laik bir devlet düzeni savunması bakımından önemli ve ayrı bir yere sahip olduğuna dikkat çektiğine dikkat çeken Acaray; zengin-fakir arasındaki trajik anlaşmayla ilgili Roussueau’nun şu ifadesini aktarmaktadır.

“Hepsi, özgürlüklerini güven altına aldıklarına inanarak zincirlerine koştular.”

Sadece arzularına göre davranmak özgürlük değil, kölelik olduğunu, oysa kendi koyduğu yasalara boyun eğmenin özgürlük olacağını, gururlu bir yüceliğe erişmek isteyen ağacın fırtınalı hava istediğini kaydeden Deniz Hoca, şu tespitlere de yer vermektedir.

“Halkın değil, temsilcilerin iktidarı sınırlandırılacaktır. İktidar devlet kudretinin maliki değil, zilyedidir. Devlet kudretini ifa yetkisini ona malikin mutlak yetkilerini değil, zilyedin sınırlı yetkilerini kullanması imkânı tanır. Egemenliğin esas sahibi olan halkın, temsilcilerine tanıdığı, iktidarı kullanma yetkisini kontrol edebilmesi gerekir.

Egemenlik, liderlik dâhil, bir tek kişiden ibaret bir olgu olarak düşünülemez.”

Anayasaların objektif durumuyla ilgili Deniz Hoca şu çarpıcı tespiti yapmaktadır.

“Anayasası olan her devlet anayasal devlet değildir.

Anayasal devlet; anayasasının, bireylerin dokunulmaz alanlarını korumak üzere, siyasal yönetim üzerinde etkili bir kısıtlayıcı olarak işlev gördüğü devlettir.

Siyasal iktidarın sınırlanması hukuk ile/ bölünmesi ise kuvvetler ayrılığı ile mümkündür.

1787 ABD Anayasası, 1947 İtalyan Cumhuriyet Anayasası, 1949 Federal Almanya Cumhuriyet Anayasası, 1958 5. Fransız Cumhuriyet Anayasası, 1961 ve 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları katı anayasalardır.”

Deniz Hoca; Türk toplumunun haklarını talep eden ve bu uğurda mücadele veren bir toplum değil, hak bahşedilen bir toplum olduğunu ve bu nedenle demokrasinin ve siyasal kültür gelişiminin de zayıf olduğu belirtir.

Siyasi iktidarı azgın akan, yıkıcı bir ırmağa benzeten Deniz Hoca, bu ırmağın kollara ayrılması onun yıkıcı yetkisini nasıl azaltıyorsa, siyasi iktidarın da devlet organları arasında paylaşılması halinde mutlak karakterinin o derecede zayıflayacağını bildiğinin tespitini yapar.

Kitapta; Fransız Bildirgesinin 16. Maddesinin “İnsan haklarının korunmadığı ve kuvvetler ayrılığının sağlanmadığı toplumlar asla bir anayasaya sahip değillerdir” maddesini de aktarır.

Federal, Federalizm, Konfederal gibi yönetim şekillerini anlatan Deniz Hoca, kıyaslama olarak da, yıllardır tartışılan ve bir türlü çözülmeyen/çözdürülmeyen Kürt meselesiyle ilgili de şu örneği verir.

“Türkiye’de federalizm sadece Kürt azınlık milliyetçilerinin işine yarar. Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşayan Kürt etnik kökenli halka sağlayacağı bir yarar yoktur. Bu coğrafi çakışmazlık ortada iken federalizm tercihi ancak korporatif federalizm halinde gerçekleşebilir ki, bu sistemin de dünyada başarıyla uygulanmış bir örneği yoktur” der.

Laikliğin işlev ve önemiyle ilgili de Acaray; laikliğin; batıda ortaya çıkış sebebi ve gösterdiği gelişim seyrinin tersine çağımızda gördüğü işlev bakımından, insan haklarının korunması amacıyla devlet iktidarının sınırlandırılması için, hukuk yoluyla kabul edilmiş bir ilke olduğunu ifade ederek; Belçikalı Ernest Nys’ten de şu aktarmayı yapar.

“Devletler Hukuku Kitabı’nın başlangıcında “Lâikliğin Turanlı bir kurum” olduğunu yazmaktadır. Ona göre lâik sistem, Türklerden Hristiyanlara geçmiştir.”

Yine çok tartışılan “kamusal alan” tanım ve içeriğiyle ilgili de Deniz Hoca, dünyaca bilinen bilim adamlarının bazı sözlerini aktarır. Örneğin:

“Habermas’a göre kamu kavramı; “bir araya gelerek kurgulayan bireylere tekabül eder.”

Hohendal’a göre; Hamermas, “kamusal alan kavramını insanların katılımıyla somutlaşan bir kurum olarak tanımlamaktadır. Habermas; kanaatlerin kamuoyunu oluşturduğunu ifade etmektedir.”

Colliard; “Özgürlük, herkes tarafından ulaşılabilir değilse, özgürlük yoktur.”

Acaray; “eğer bir toplumda insanlar hür düşünemiyor, hür toplanamıyor ve hür muhalefet edemiyorlarsa, o toplumda benimsenen seçim müessesinin veya oy sandığının hiçbir değeri yoktur” der.

Son olarak yine özgürlükle ilgili; Etienne de La Boetie’nin sözüyle makaleye son vereyim:

“Özgürlük öylesine büyük, öylesine hoş bir iyiliktir ki, bir kez kayboldu mu tüm kötülükler arka arkaya sıralanır; bu durumdan sonra hala yok olmamış iyilikler ise kullukla yozlaştıklarından dolayı lezzetlerini tümüyle kaybederler.”

 

 

 

 

 

 

Related Posts

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.