DOLAR
15,8586
EURO
16,6724
ALTIN
931,23
BIST
2.389,37
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
22°C
İstanbul
22°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Açık
19°C
Cuma Açık
21°C
Cumartesi Az Bulutlu
21°C

Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi | Kürdistanlı Peygamberler – 13

23.04.2022 17:20
0
A+
A-

Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi

Kürdistanlı Peygamberler – 13

■ İbrahim Sediyani

 

– geçen bölümden devam –

Amerika kıtasındayız…

İlk durağımız Arjantin

Argentina (Arjantin) adı, beyaz “keşifçilerin” bu ülkeye taktıkları Latince bir isimdir ve “Gümüş Ülke” demektir. Nitekim kıyısında olduğu Río de la Plata’nın adı da İspanyolca’da “Gümüş Nehir” anlamına geliyor. (1217) Ülke, 1816 yılında Gümüş Nehir Birleşik Eyaletleri (Provincias Unidas del Río de la Plata) adıyla bağımsızlığını ilan ederek kurulmuş, 1826 yılında ismi Arjantin Cumhuriyeti (República Argentina) yapılmıştır. (1218)

Güney kıyısında kurulduğu ve kuzey kıyısında da Uruguay’ın bulunduğu Gümüş Nehir (Río de la Plata), dünyanın en geniş nehridir. Nehirden çok körfezi andırır. Arjantin ile Uruguay arasında 19 Kasım 1973 tarihinde imzalanan Gümüş Nehir Antlaşması (Tratado del Río de la Plata)’na göre, dış sınırı Punta del Este’yi (Uruguay) Cabo San Antonio’nun (Arjantin) Punta Rasa’sına bağlayan 219 km’lik hayalî hat tarafından belirleniyor. (1219)

Uruguay, adını Uruguay Nehri’nden alır ve bir Kızılderili dili olan Guaraní dilinde “Kuş Nehri” demektir. (1220)

Arjantin’in batı komşusu Chile (Şili)’nin adının kökeni ise bir Kızılderili dili Quechua dilindeki “çili” (şili) sözcüğüdür ve “Dünyanın Sonu” demektir. Şili, hakikaten dünyanın son bulduğu noktadır. (1221)

Amerika kıtasının en güneyinde Pategonya (Patagonya) coğrafyası bulunuyor. Bir “yeryüzü cenneti” kabul ediliyor ve tamamı buzla kaplı Antarktika kıtasına en yakın topraklardır.

Avrupalı beyaz işgalcilerin bu topraklara gelmesinden önce, Arjantin’in bugünkü başkenti Buenos Aires’in bulunduğu mıntıka, ağaçların ve çim örtüsünün olmadığı Pampa ovasının bir parçasıydı. Bazı su parkları göze çarpıyordu. Medrano ve Maldonado adlı akarsular, küçük çukurlar oluşturarak sessiz sessiz akarlardı. Tamamı Kızılderililer’den oluşan yerli nüfûs, guanako (buraya özgü bir deve türü) ve nandu (buraya özgü bir devekuşu) avcılığı yaparak hayatlarını idame ettiriyorlardı. (1222)

     Gümüş Nehir (Río de la Plata)’in güney (Arjantin) tarafında köyler, Kızılderililer’in Tehuelçe kavmine, göçebe bir hayat süren çeşitli etnik gruplara ve toprakları Samborombón Nehri’ne kadar ulaşan Querandí kavmine aitti. Tehuelçeler, Patagonya’nın yerli kabilelerinin ortak adıdır. “Patagonyalılar” olarak da anlandırılırlar. Erken Avrupalı işgalcilerin hikâyelerinde adı geçen Güney Amerika’nın dev sakinleri Patagonlar’ın Tehuelçeler oldukları düşünülmektedir. (1223)

     Río de la Plata (Gümüş Nehir)’nın kuzey (Uruguay) tarafında ise köyler, ovada avlanan Çarrúa kavminin yaşadığı köylerdi. Çarrúa Kızılderilileri’nin bugünkü toplam nüfûsları 175 bin kadardır. Bunların 159 bin 319 kişisi Uruguay’da, 14 bin 649’u Arjantin’de yaşarken, Brezilya’da da bu kavme mensup yalnızca 42 kişi yaşıyor. (1224)

Nehirler ve dereler, zamanla kanallar teşkil ederek Parana Deltası’nı parçaladı ve bölgede birçok ada ve adacık oluşturdu. “Parana”, Kızılderili Guaraní dilinde “Denizin akrabası” demektir. (1225)

Bu durum, genellikle balıkçılıkla uğraşarak hayatlarını devam ettiren bir Kızılderili kavmi olan Guaraní nüfûsunun bölgeye ağırlıklı biçimde yerleşmelerine yol açtı. Guaraní Kızılderilileri’nin bugünkü toplam nüfûsları 280 bin kadardır. Bunların 83 bin kişisi Bolivya’da, 61 bini Paraguay’da, 54 bini Arjantin’de yaşarken, geri kalan 85 bin nüfûs da Brezilya ve Uruguay’da yaşamını sürdürmekte. Paraguay’da ülke nüfûsunun % 80’i Guaraní dilini konuşur ve bu dil Paraguay Cumhuriyeti’nin ikinci resmî dilidir. Futbolda nasıl ki her millî takımın bir lakabı varsa, örneğin Fransa’nın “Horozlar”, Hollanda’nın “Portakallar”, Almanya’nın “Panzerler”, Danimarka’nın “Vikingler” lakabıyla anılması gibi, Paraguay Millî Takımı’nın lakabı da “Guaraní”dir ve kendilerini Guaraní Kızılderilileri olarak adlandırıp maçlara çıkarlar. Ayrıca bugün İngilizce olarak kabul edilen ve oradan tüm dünya dillerinde de ortak olarak kullanılan “jaguar”“tocuan” gibi sözcüklerin kökeni Guaraní diline dayanır. Bir Kızılderili dili olan Guaraní dilinden dillerimize geçmiştir. (1226)

Aónikenk olarak da adlanırılan Tehuelçe halkları, Patagonya’nın yerli halklarıdır ve bu kavimlerin mevcut üyeleri şu anda Güney Arjantin – Güney Şili sınırlarında ikamet etmektedirler. Tehuelçe tek bir halk değildir; kültür ve dil bakımından farklılık gösteren birkaç etnik toplululuğun ortak adıdır.

Pampa ve Patagonya’da yaşayan yerli kavimlerin sınıflandırılması, bu bölgelerdeki yerli nüfûs gruplarını ifade etmek için kullanılan farklı terimler nedeniyle kafa karıştırıcıdır. Eşsiz ve eksiksiz bir sınıflandırmanın oluşturulmasını engelleyen çeşitli nedenler vardır. Bu koşullar arasında, bu grupların bazılarının neslinin tükenmesi ve bu grupların dağıtıldığı geniş arazi miktarı ile birleştiğinde, belirli Tehuelçe halklarını ilk kez tanımlayan İspanyol işgalcilerin tüm gruplarla temas kurmasını engelledi. Diğer durumlarda, uzun mesafeler katetmeyi içeren mevsimlik göçler, onları gözlemleyen işgalci Avrupalılar’ın bir gruptaki insan sayısını veya bir dilin dağılım aralığını olduğundan fazla tahmin etmelerine neden oldu. Tüm bu faktörlerle bağlantılı olarak, Mapuçeler’in veya Araukanlar’ın batıdan gelişleri, kültürel özelliklerini derinden değiştirdi, Pampalar’dan ve Patagonya’nın orta ve kuzeyindeki etnik grupları birbirine karıştırıp özümseyerek, bölgenin büyük bir bölümünün Araukan’laşmasını sağladı. Son olarak, Arjantin ordusu tarafından gerçekleştirilen müteakip çöl işgalleri, bu yerli toplulukların neredeyse yok olmasına yol açtı. Bu tarihî gelişmeler, bakış açısı noktasında araştırmacılar arasında anlaşmazlığa yol açtı. “Tehuelçe” adı, araştırmacılar tarafından Patagonya ve Pampas bölgesinden bir grup Kızılderili halkını sınıflandırmak için geniş anlamda kullanıldı. Çeşitli uzmanlar, misyonerler ve seyyahlar, birbirleriyle alakası olmayan ve coğrafî dağılımları geniş olmasına rağmen kültürel özelliklerinin benzerliği, coğrafî yakınlıkları ve dillerini dikkate alarak gruplandırmaya yönelik önerilerde bulunmuşlardır. (1227)

Portekizli denizci ve kaptan Fernão de Magalhães (1480 – 1521)’in 1520’deki gezisinden İtalyan tarihçi Antonio Pigafetta (1492 – 1531)San Julian Körfezi’nde karşılaştığı yerli halktan “Patagoni” olarak sözetmiştir. (1228) İspanyol tarihçi Gonzalo Fernández de Oviedo y Valdés (1478 – 1557), kaleme aldığı “Historia General y Natural de las Indias” (Kızılderililer’in Genel ve Doğal Tarihi) adlı kitabında, “Biz İspanyollar onlara büyük ayakları için Patagones deriz” diye yazmıştır. (1229) Bir diğer İspanyol tarihçi Francisco López de Gómara (1511 – 66) da aynı şeyleri kaleme almıştır. (1230) Bu hesaplara göre, İspanyollar’ın Tehuelçe halkına atıfta bulunmak için kullandıkları ilk isim “Patagones” idi. Bununla birlikte bazı araştırmacılar, doğrulanabilir temeller olmaksızın, Magalhães (Macellan)’ın 1512 yılında kaleme aldığı “Primaleón” adlı romanında geçen Pathogan isimli köpek başlı canavardan ilham almış olabileceğini düşünüyorlar. (1231) Mapuçe dilinde “çe” sözcüğü “insanlar” veya “halk” demektir. (1232) En yaygın görüşe göre “Tehuelçe” kelimesi, “cesur insanlar”“engebeli insanlar” veya “çorak toprak insanları” anlamına gelen ve bir Mapuçe terimi olan “çewel çe”den gelir. (1233)

Geniş kapsamlı “Tehuelçe” terimi altında tanınan farklı etnik gruplar farklı dilleri konuşuyordu. Pampa ve Patagonya kökenli diller “Çonan dilleri” ve “Het dilleri” olmak üzere iki gruba ayrılır. (1234) Mevcut bilgiler, Tehuelçe kompleksindeki altı dil arasında ayrım yapıyor: Çon grubu (TeuşenAoenek’enkSelknam ve Hauş), Gününa küne ve Querandí dili. (1235)

Tehuelçeler’in kendilerine ait dîni vardı: Tehuelçe Dîni. Tehuelçe halkı, dünyayı yaratan ama ona müdahale etmeyen bir Yüce Tanrı ile birlikte çeşitli dünya rûhlarına inanıyordu. Tanrı’nın adı Kóox’tur. (1236)

Tehuelçe inancında “dünyalar”, üst üste binmiş dört katmandan oluşan bir sistem olarak görülüyor: Göksel gökyüzü, atmosferik gökyüzü, dünya ve yeraltı alanı. Bu dünyalar hiyerarşik olarak belli bir sıraya göre dizilirler. (1237)

Tehuelçe inancına göre, “yaratılış” dört çağa ayrılır:

İlk çağda, derin bir denizin ya da kalın ve nemli bir karanlığın kaosuydu. İkinci çağda Yüce Tanrı Kóox dünyayı yarattı. Dünyayı canlılarla (insanlar, hayvanlar, bitkiler) doldurdu. Üçüncü çağda genç ve yardımcı Tanrı El-lal yeryüzünü ve âhireti şekillendirdi, insanlara itikadî, ahlakî, sosyal ve teknolojik bilgiler kazandırdı. İnsanlara ok ve yay kullanmayı öğretti. Böylece efsanevî çağlar sona erdi. Sonra dördüncü ve şimdiki çağ geldi. (1238)

İlk kadın ve ilk erkeğin cinsel organları çamurdan yaratıldı ve Tanrı onlara hayat nefesini üfledi. (1239)

Bolivya’dayız…

Bolivya, adını büyük özgürlük savaşçısı ve bu ülkenin ilk devlet başkanı olan Simón José Antonio de la Santísima Trinidad Bolivar y Ponte Palacios y Blanco (1783 – 1830)’nun adından alır. (1240)

Bugünkü Bolivya topraklarında pre-Inka (İnka-öncesi) dönemde kurulmuş uygarlıklardan biri, Tiwanaku Uygarlığı (M. Ö. 1500 – M. S. 1200)’ydı. Tam 2700 yıl yaşayan Tiwanaku kültürü, Güney Amerika’daki en uzun ömürlü kültürlerden biri olarak kabul edilir. M. S. 1200’lerde Tiwanaku şehri, Altiplano Platosu olarak adlandırılan bölgeyi içeren bir And devletinin başkentiydi. Bolivya’nın batısındaki La Paz bölgesinde, Titikaka Gölü’nün 15 km güneydoğusunda bulunan bu şehir, Titikaka Gölü çevresinde İnka-öncesi kültürün dînî ve yönetimsel merkeziydi. (1241)

İnkaöncesi bir arkeolojik sit alanı olan Tiwanaku, yüzey kalıntıları şu anda yaklaşık 4 km²’lik bir alanı kaplıyor ve süslü seramikler, anıtsal yapılar ve megalitik blokları içeriyor. Eski şehrin sadece bir kısmı ortaya çıkarıldı ve arkeologlar tarafından incelenmeye devam ediliyor. Sitenin nüfûsu muhtemelen M. S. 800 civarında 10.000 ilâ 20.000 arasında kişi ile zirveye ulaşmıştı. (1242)

Başkentin inşaat özellikleri benzersiz ve görkemlidir. Planlı mimarlar, tekil bir basit çizimle cömert tapınaklar tasarladılar, mühendisler duvarların eğimlerini hesapladılar ve mükemmel bir şehir planlama tekniği ile yağmur suyunu ve kanalizasyonu ortadan kaldırmak için yüzey ve yeraltı kanal ağları oluşturdular. Taş ustaları muhteşem değere sahip taşları kestiler. Metalürji uzmanları anıtların kapılarını güneşte parıldayan altın metallerle kaplamayı başaran ikonografik kısmalar için plakalar yaptılar. Bilgeler tapınakları astronomik olarak şaşırtıcı bir hassasiyetle yönlendirdiler. Kalabalık insan topluluğu ise taşları uzaktaki ocaklarında kesip şehre taşıdılar. (1243)

Titikaka Gölü’nde bir limanı vardı. AstronomiMatematik ve Coğrafya bilgisine sahip idiler. Bu onların doğanın güçlerini kontrol etmelerine ve gizemlerini daha iyi açıklamalarına imkân tanıdı. Birçok saraylar, tapınaklar, kaleler hatta piramitler inşâ ettiler. (1244)

Bu kültürün özelliği, o zamanlar Amerika’nın diğer kültürlerine göre ona büyük bir teknolojik ve askerî avantaj sağlayan bronzun bilinmesidir. Bunun kanıtı, yapılarında, aletlerinde ve silahlarında bronz sendikaların bulunmasıdır. Tiwanaku mimarisi (özellikle Pumapunku stili) benzersiz özelliklere sahiptir. Bu özelliklerin birçoğu, bugün bildiğimiz kadarıyla, And Dağları’nın mimarî tarihinde veya dünyanın herhangi bir yerinde bilinen hiçbir öncülü olmayan olağanüstü buluşlardır. (1245)

Tiwanaku ekonomisi tarım, hayvancılık ve zanaatkârlık faaliyetlerine dayanıyordu. Andlar arası vadilere ve punalara ek olarak, deniz ve nehir yungalarında tarımsal yerleşim bölgeleri vardı. Zenginlik birikimi sığırların sayısı ile ölçülüyordu. Tiwanaku seçkinleri yünlerinden yüksek kaliteli tekstiller yapmak için büyük deve sürülerini yönetiyorlardı. Çok renkli duvar halıları, seçkinlerin prestijinin ve gücünün bir göstergesiydi. Ayrıca büyük sürüleri yönetirlerken, sıcak bölgelerden Tiwanaku’nun hacc merkezine giden koka yaprağı ve mısırın ticarî nakliyesini de yönetiyorlardı. (1246)

Nüfûsun çoğu mütevazi evlerde yaşıyordu. Hayvancılıkta lama ve alpaka beslediler. Tarımda patates, kinoa, mısır, manyok, olluco, baklagiller, koka, manyok ve çeşitli meyveler yetiştirdiler. Patatesleri ve etleri korumak ve taze tutmak için özel bir teknoloji geliştirmişlerdi. (1247)

Tiwanaku teokratik bir devletti, dînî kurallara göre yönetiliyordu. Güç rahiplerin elindeydi ve ibadet alanlarında olduğu gibi siyasî alanda de nüfûsun ve nüfûz sahasının kontrolünü ellerinde tutuyorlardı. Konuştukları dilin adı Uro’ydu. (1248)

Tiwanaku dînî inançları hakkında bilinenler, arkeolojik yorumlara ve İnkalar’a ardından da İspanyollar’a aktarılmış olabilecek bazı mitlere dayanmaktadır. Birçok Tanrı’ya tapmış gibi görünüyorlar. Baş Tanrı’nın adı Wirakoça (veya Bákulo) idi. (1249)

Tiwanaku’nun yerli Kızılderili halklar tarafından kutsal şehir ve hacc merkezi sayılmasının nedeni, And Dağları dünyasındaki “Yaratılış” (Tekvin; Genesis) hikâyesinde Tiwanaku’nun rolüdür. Aymara efsaneleri, Tiwanaku şehrini evrenin merkezine yerleştirir. Dünyanın da değil, evrenin! Bu muhtemelen coğrafî konumunun öneminden kaynaklanmaktadır. Tiwanaku doğal çevrelerinin oldukça farkındaydı ve manzaralarını ve astroloji anlayışlarını mimarî planlarında bir referans noktası olarak kullandılar. Tiwanaku’daki en önemli yerler dağlar ve Titikaka Gölü’dür. (1250) Gölün manevî değeri, konumuyla birlikte, Tiwanaku bölgesine daha fazla dînî ehemmiyet atfedilmesine neden oldu. Tiwanaku inancına ve dünya görüşüne göre, Titikaka Gölü onların kozmik inançlarının manevî doğum yeridir. (1251)

Eski And kültürlerinde dağlara hürmet gösterilirdi ve hatta kutsal kabul edilirdi. (1252) Tiwanaku bölgesi, bilinen herhangi bir And uygarlığının en yüksek noktasındadır ve iki kutsal dağ arasındaki vadide yer alır; Pukara ve Çuqi Qawa. And Dağları’nda bulunan tapınaklar, Tanrılar’a ve rûhlara şükran ve onurun sunulduğu tören yerleridir. (1253)

Tiwanaku inancındaki “yaratılış” hikâyesi, “Wirakoça Paçyaçaçiç” (Her Şeyin Yaratıcısı Wirakoça) adlı efsanede anlatılır. Efsanenin en ilginç ve bizler açısından en dikkat çekici yönü, içinde “Tufan” hadisesinin bulunmasıdır. Ayrıca bizdeki Annunakiler gibi devlerden de bahsediliyor.

Tiwanaku inancında “dünyanın ve ilk insanların yaratılışı” şu şekildedir:

Tanrı Wirakoça, Titikaka Gölü’nden doğdu ve bu dünyayı önce bir cehennem, sonra bir tufanla yok etti. Wirakoça göğe yükselirken, Tiwanaku’da “gündüz ve gece” oluşmaya başladı ve “güneşin yörüngesine girmesi” emredildi. Wirakoça Tiwanaku’ya gitti ve orada devleri, insanları, hayvanları ve diğer her şeyi yarattı. Yaratılış zamanının mistik manzarası boyunca dağılmış mağaraların, nehirlerin ve kaynakların sakinlerini ve devlerini çağırdıktan sonra, bazı devleri küfürlü davranışları için öfkeden taşa çevirdi. Dolayısıyla ilk günah, Yaradan’a yetersiz bağlılıktı. Wirakoça ile Tiwanaku’da kalan iki kurtulan, Yaratıcı adına yeni bir insan ırkını yaratmak için gönderildi. (1254)

İnkalar, Tiwanaku’nun yêkpare heykellerinin, ilk insanları yaratmak için Yaratıcı Tanrı Wirakoça’ya model olarak hizmet ettiğine inanıyordu. (1255)

Gördüğünüz gibi, nasıl ki Müslümanlar’ın, Hristiyanlar’ın, Yahudîler’in, Zerdüştîler’in, Hindular’ın, Budistler’in, Şintoistler’in, “devekuşu yumurtası”ndan çıkan evrensel civcivlerin, meydanı boş bulduğu için evreni de durmadan genişleten şovmenlerin, Ay’da Arapça sözler işiten, koyunların ve ineklerin üzerinde, meyve ve sebzelerin içinde Arapça isim arayan çomarların inançlarına göre nasıl ki Tanrı ilk önce Kudüs’ü, Mekke’yi, Hindistan’ı, Japonya adalarını yaratıyor, onların inançlarına göre nasıl ki kıble orasıdır, onların Tanrı’sı nasıl ki onlarla Arapça, İbranice, Hintçe, Japonca konuşuyor ve âhirette de herkesle bu dilde konuşacak, Tiwanakular’ın dînine göre de Tanrı ilk önce Bolivya’daki Tiwanaku beldesini yaratıyor, kıble Titikaka Gölü’dür, Tanrı insanlarla Uro diliyle konuşur ve âhirette de herkesle bu dilde konuşacak.

Bu niye mi böyle?

(i)Çün ki, onların dîni o coğrafyada doğdu, bunların dîni de bu coğrafyada.

Bu sorunun başka bir mantıklı cevabı var mı? Olabilir mi?

Peru’dayız…

Peru, adını bugünkü Ekvador topraklarında akan bir ırmaktan alır. Bu nehrin İnka dilindeki adı Pirú idi. (1256)

Bugünkü PeruŞiliArjantinBolivyaEkvador ve Kolombiya topraklarını kapsayacak şekilde kurulan, And Dağları boyunca uzanan ve batı sınırı Büyük Okyanus (Pasifik) sahili olan Tawantinsuyu ya da bilinen adıyla İnka İmparatorluğu (1438 – 1533), beyaz işgal öncesi Amerika kıtasında kurulmuş en büyük imparatorluktur. Batıda Pasifik Okyanusu ile doğuda Amazon Yağmur Ormanları arasında, güneyde Maule Nehri (Şili)’nden kuzeyde Ancasmayo Nehri (Kolombiya)’ne kadar yaklaşık 2, 5 milyon km²’lik devâsâ bir coğrafyaya hükmediyordu. Kızılderililer’in kurduğu bu imparatorluk, Avrasya’daki çeşitli imparatorluklarla kıyaslanabilir bir büyüklüğe ulaşmıştı. (1257)

İmparatorluğun idarî, siyasî ve askerî başkenti, bugünkü Peru’da bulunan Cusco şehriydi. Resmî dili bir Kızılderili dili olan Quechua diliydi. (1258) Ancak sayısız başka dil konuşuldu ve 200’den fazla etnik topluluk vardı. (1259)

İnkalar, imparatorluğun kapsadığı topraklara, yani ülkelerine Tawantinsuyu diyorlardı. Quechua dilinde “4 (dört)” rakamının ismi “tawa”dır; “-ntin” ise bir grubu veya birlikteliği belirten sonektir. “Suyu”, muhtemelen “bölge” veya “vilayet” anlamındadır. Bu durumda ülkenin ismi olan “Tawantinsuyu”, anlam olarak “Dört Bölge Birarada” yahut “Dört Parçalı İmparatorluk” demektir. (1260)

Bu dört “suyu” şunlardı: Çinçaysuyu (kuzey), Antisuyu (doğu; Amazon Ormanları), Qullasuyu (güney) ve Kuntisuyu (batı; Pasifik Okyanusu). Tawantinsuyu adı, bu nedenle, bir iller (veya eyaletler) birliğini belirten tanımlayıcı bir terimdi. (1261)

“İnka” terimi, Kızılderili Quechua dilinde “Hükümdar” veya “Efendi” anlamına gelir ve “Sapa İnka” (Ülkenin Efendi Hükümdarı) sıfatı aslında sadece yönetici sınıf veya aileyi belirtmek için kullanılmıştır. (1262) İnkalar (yönetici sınıf), imparatorluğun toplam nüfûsunun çok küçük bir yüzdesini oluşturuyordu. Muhtemelen sadece 15.000 ilâ 40.000 kişi arasındaydı, ancak yaklaşık 10 milyonluk bir nüfûsa hükmettiler. (1263) İspanyollar terimi (İspanyolca’da Inca şeklinde) yalnızca yönetici sınıf için değil, imparatorluğun tüm tebaası için geçerli olan etnik bir terim olarak benimsediler. Bu nedenle, “Imperio Inca” (İnka İmparatorluğu) olarak adlandırdılar. Onlar yüzünden bütün dünya da bu şekilde, “İnka İmparatorluğu” şeklinde tanımlıyor.

Fakat aslında bu çok yanlış bir kullanımdır. Ülkenin ve devletin adı İnka değil, Tawantinsuyu’dur. İnka, sadece bu devleti yöneten egemen sınıfın adı veya sıfatıdır. Dolayısıyla Tawantinsuyu İmparatorluğu’nu “İnka İmpratorluğu” olarak adlandırmak, tıpkı örneğin Mısır Uygarlığı’nı “Firavun Uygarlığı” şeklinde ya da Pers İmparatorluğu’nu “Şâh İmparatorluğu” biçiminde veyahut Osmanlı İmparatorluğu’nu “Padişâh İmparatorluğu” olarak isimlendirmek gibi yanlış bir kullanımdır.

İnkalar, kralları Sapa İnka’yı “Güneş’in Oğlu” olarak görüyorlardı. (1264) İnka liderliği, İnti’nin (Güneş Tanrısı) Güneş ibadetini teşvik etti ve egemenliğini Paçamama gibi diğer kültlerin üzerine empoze etti. (1265)

Tawantinsuyu (İnka) Uygarlığı, 13. yy’ın başlarında Peru yaylalarından doğdu. Son kalesi 1572’de İspanyol işgalciler tarafından ele geçirilince yıkıldı. 1438’den 1533’e kadar İnkalar, diğer yöntemlerin yanısıra fetih ve barışçıl asimilasyon kullanarak And Dağları merkezli Güneybatı Amerika’nın büyük bir bölümünü birleştirdi. Bu imparatorluğun benzerine az rastlanır bir özelliği, özgün bir devletçi örgütlenmeyle, kendisini oluşturan halkların sosyokültürel çeşitliliğini tek bir çatı altında birleştirebilmiş olmasıydı. Tawantinsuyu (İnka) İmparatorluğu böylece toprakları üzerinde sayıları 700’ü aşan değişik dillerde konuşan birçok farklı halkı ya da etnik topluluğu biraraya getirebilmişti. Anıtsal mimarisi, özellikle taş işçiliği, imparatorluğun her köşesine ulaşan geniş yol ağı, ince dokunmuş dokumalar, kayıt tutma ve iletişim için düğümlü iplerin (quipu) kullanımı, zor koşullarda tarımsal yenilikler, çevre organizasyonu olağanüstüydü. İnkalar tekerlek, yük hayvanları, demir veya çelik bilgisi ve hatta bir yazı sistemi kullanmadan, insanlık tarihinin en büyük emperyal devletlerinden birini inşâ edebildiler. (1266)

Tawantinsuyu (İnka) İmparatorluğu büyük ölçüde parasız ve piyasasız işliyordu. Bunun yerine mal ve hizmet alışverişi, bireyler arasındaki ve bireyler, gruplar ve İnka hükümdarları arasındaki karşılıklılığa dayanıyordu. Vergiler, bir kişinin imparatorluğa karşı çalışma yükümlülüğünden oluşuyordu. Teorik olarak tüm üretim araçlarına sahip olan İnka hükümdarları, toprak ve mallara erişim sağlayarak ve tebaaları için kutlama şölenlerinde yiyecek ve içecek sağlayarak karşılık verdiler. (1267) Bazı tarihçiler ve araştırmacılar bu sisteme bir tür “Erken Sosyalizm” olarak atıfta bulunurken, diğerleri onu “Feodalizm”, bazıları da “Memnun Kölelik” olarak nitelendirmektedirler. (1268)

Tawantinsuyu (İnka)  İmparatorluğu’nda hiyerarşi And topluluklarının geleneksel örgütlenmesini esas alırdı. İmparator hem tüm imparatorluğun hükümdarı, hem de kendi oymağının başıdır. İmparatorluğun temelindeki örgütlenme paylaşmayı, ortaklaşa yaşamayı esas alan bir örgütlenmeydi. Yeni bir fetihte bulunan imparator, çoğu zaman, fethedilen topraklardaki halkların asimilasyonunda o halkın geleneksel örgütlenmesini altüst etmemeye özen gösterir, geleneksel otoritelere müsaade eder ve onlara kendilerini birçok konuda bilgilendirmekle görevli “İnka öğretmenleri”ni emanet ederdi. “İnka öğretmenleri” denilen bu topluluklar, fethedilen topraklardaki halkların İnka İmparatorluğu’na uyum sağlamaları için onları imparatorluğun yasaları hakkında bilgilendirir ve onlara resmî dîni öğretirlerdi. Bu yerel otoriteler, tamamı İnka oymağının bireyleri olan hiyerarşik üstlerine bağlıydılar ve onlara hesap verirlerdi. Genel olarak üç sınıf vardı: Köylülerden ve zanaatkârlardan oluşan emekçi sınıf, yerel yönetim üyelerinden oluşan sınıf ve tepedeki, İnka soyundan gelme, merkezî yönetimin yönetici sınıfı. Bu yönetici sınıf, üyeleri imparatorluğun dînî, askerî ve idarî makamlarında bulunan doğal bir oymak olarak örgütlenmişti. (1269)

Tawantinsuyu (İnka) İmparatorluğu’nun ekonomik temeli tarımdı. İnkalar’ın suyu ilgilendiren birçok alanda bir hayli ileri olduklarını söylemek yanlış olmaz. Son derece karmaşık su kanalları sistemleri geliştirmişlerdi ki, bunun mükemmel bir örneği günümüzde Ollantaytambo’da bulunmaktadır. Ayrıca bölgenin çöl görünümlü kıyı kesimlerindeki Nazca ve Moçe gibi eski kültürlerden miras aldıkları çok iyi bir sulama sistemine sahiptiler. Topraklarının büyük bir kısmında ürün almaya ve tüm tarımsal etkinliklere yardımcı olan, su kemerleri, kilometrelerce uzunlukta farklı düzeylerde (kat kat) kanallar ve tarım terasları (andenler) inşâ ettiler. Ekinlerinin büyük bir kısmı günümüzde bile mevcut olup, sözkonusu bölgelerde tarımla uğraşanlar ve köylülerce sürdürülmektedir. Bunların en ünlüleri Arequipa yakınlarındaki Kutsal Vadi’de görülebilir. (1270)

Ayrıca İnkalar’ın gerçek bir tarım laboratuarına sahip oldukları anlaşılmıştır. Moray Laboratuarı adıyla belirtilen bu yer, İnkalar’ın Kutsal Vadi’sindeki bir tür tarım araştırma merkezidir. Çeşitli yüksekliklerdeki teraslardan ve su kanallarından oluşan Moray Laboratuarı, bilim insanlarına göre, kültür deneylerinin yapıldığı bir tarımsal araştırma merkeziydi. Burada yapılan deneyler arasında, çeşitli tarım ürünlerinin değişik sıcaklık, yükseklik ve sulama şartlarında, yani farklı iklim koşullarında nasıl sonuçlar vereceğini gösteren testler, çaprazlamalar ve kaliteyi artırmak üzere bazı türlerin ıslah deneyleri sayılabilir. (1271)

Tarım esas olarak bir “dağ tarımı”ydı. Peru’da patates ve diğer bazı yumrular temel besin maddeleriydiler. Bu bitkiler çok hassas olduklarından tarımın bir garantisi yoktu. Verimin düşük olacağı zor yıllarda gereksinimlerin karşılanabilmesi için yiyecekleri bozulmadan saklama teknikleri geliştirilmişti. Ekimi kolay olduğundan sirkengiller familyasından kinoa ekilirdi. Bu bitki yüksek irtifalı arazilerde (4000 m yükseklikte bile) yetişebiliyordu. (1272)

Bir diğer yaygın tarım ürünü mısırdı. Çok iyi değerlendirilmesine karşın özel koşullar bu ürünün ekimini sınırlamaktaydı. Mısır genellikle Tanrılar’a sunularda kullanılır ve bayram günleri için saklanırdı. Mısır ekimini geliştirmek üzere inşâ ettikleri ünlü tarım teraslarından bazıları günümüze kadar bozulmadan gelebilmişlerdir. Bölgede ekilen diğer tarım ürünleri arasında domates, yerfıstığı, havuç, biber, ananas, kakao ve tüm törenlerde kullanıldığından İnkalar için önem taşıyan koka sayılabilir. Hayvancılıkta başrolde etinden ve yününden yararlandıkları lama ve alpaga bulunur.  (1273)

İnkalar Tıp’ta birçok keşif yaptı. Kafa yaralarının neden olduğu sıvı birikimini ve iltihabı hafifletmek için kafatasında delikler açarak başarılı bir kafatası ameliyatı gerçekleştirdiler. İnka cerrahları tarafından yapılan birçok kafatası ameliyatı başarılı oldu. Hayatta kalma oranları, İnka zamanlarından önceki % 30’a kıyasla % 80 – 90’dı. (1274)

Mimarî motifleri yansıtan dokumalar ile İnka sanatlarının en önemlisi mimariydi. En dikkate değer örnek, İnka mühendisleri tarafından inşâ edilen dünyaca meşhur ve bugün dünyada insanların turistik amaçlı en çok ziyaret etmeyi hayâl ettikleri Machu Picchu’dur. Başlıca İnka yapıları, birbirine o kadar iyi oturan taş bloklardan yapılmıştır ki, taş işçiliğine bir bıçak sığdırılamaz. Bu yapılar, onları sürdürmek için harç kullanılmadan yüzyıllardır hayatta kaldı. (1275)

İnkalar’ın, bilimlerde Matematik ve Astronomi gibi bazı alanlarda ileri bilgilere sahip oldukları anlaşılmaktadır. İnkalar’da matematik on tabanlı olmayıp, 4 x 10 (40 tabanlı) sistemi üzerine kurulmuştu. Gündönümü ve ekinoksları hesaplayabiliyorlardı, hem Ay takvimlerinin hem de Güneş takvimlerinin olması tarım çevrimlerini saptayabilmelerine olanak sağlıyordu. (1276)

Tawantinsuyu (İnka) devletinin ayrı bir yargısı veya kodlanmış yasaları yoktu. Davranışları töreler, beklentiler ve geleneksel yerel güç sahipleri yönetiyordu. Devletin yasal gücü vardı, örneğin “tokoyrikoq” (her şeyi görenler) veya müfettişler gibi. Tawantinsuyu (İnka) toplumunun davranışlarını yöneten üç ahlakî kural vardı:

1 – Ama sua: Çalmayın

2 – Ama llulla: Yalan söylemeyin

3 – Ama quella: Tembel olmayın (1277)

Tawantinsuyu (İnka) Uygarlığı’nın dînî inancına gelince…

Tawantinsuyu (İnka) Dîni çoktanrılı ve animist bir inanç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bünyesinde Güneş kültü, Huaca’lar kültü, kehanet ve kurban gibi öğeleri barındırıyor. Tawantinsuyu’ya olan inanç, yaşamının, çalışmalarının, şenliklerinin ve ibadetlerinin her alanında kendini gösterdi. Tawantinsuyu (İnka) Dîni, Tawantinsuyu (İnka) öncesi zamanlardan Tawantinsuyu (İnka) İmparatorluğu’na kadar gelişen itikadî sistemle ilgili bir grup inançlar ve ayinler akaidi idi. (1278)

Çoktanrılı bir dîn olan Tawantinsuyu Dîni’nde Baş Tanrı’nın adı, tıpkı biraz önce anlattığımız Bolivya’daki Tiwanaku Dîni’ndeki gibi Wirakoça (veya Paçakamak) idi. Aynı Tanrı’ya imân ediyorlar, aynı inançları paylaşıyorlardı. (1279)

Tawantinsuyu Dîni’nde başlıca Tanrılar şunlardır:

    ● Wirakoça: Baş Tanrı ve dünyanın, dünyadaki her şeyin ve insanların yaratıcısıdır. (1280) Üstün olma niteliğini vurgulamak için tam adı, “Apu Qun Tiqsi Wirakoça”, yani “Dünyanın Efendisi Olan İhtişam Sahibi Yüce Rabb.” (1281)

    ● İnti: Güneş Tanrısı. Ateş benzeri ışınların geldiği ve ortasında bir yüzün olduğu altın bir disk olarak biliniyordu. (1282) İnkalar, ekinlerini koruyarak ve büyümesine yardımcı olarak Güneş’in tarım için kilit bir unsur olduğuna inanıyordu. (1283) İnti’ye adanan tapınak, İnka halkı için en önemli tapınaklardan biri olan Coricança (anlamı Altın Muhafazâ) idi. (1284) Coricança’nın içinde minyatür bir mısır tarlası vardı ve mısır altından yapılmıştı. (1285)

    ● İllapa (İnti-İllapa): Bu Tanrı’nın adı “Gökgürültüsü” anlamına gelir ve hava, yağmur ve şimşek gibi doğa olaylarını kontrol eder. (1286) İnkalar bu Tanrı’ya büyük anlam atfediyorlardı çünkü İllapa hava durumunu ve ekinlerinin büyümesini kontrol ediyordu. (1287)

    ● Mama Quilla (Kilya Mama): Ay Tanrısı. İsmi Quechua dilinde “Ay Anne” anlamına gelir. Dişi bir Tanrı’ydı. (1288) Güneş Tanrısı İnti’nin karısıydı ve aynı zamanda takvimleri de kontrol ediyordu. Mama Quilla’ya tapan tüm tapınaklar kadın dîn öncüleri (rahibeler) tarafından yönetiliyordu. (1289)

    ● Paça Mama: Bu Tanrıça’nın adı “Toprak Ana” anlamına gelir ve İnka toplumu arasında dişi olarak bilinir. Baş Tanrı Wirakoça’nın karısıdır. İnkalar, O’nu tarlalarının koruyucusu ve ekinlerinin büyümesine yardımcı olan bir Bereket Tanrısı olarak görürdü. (1290)

    ● Mama Koça: Bu Tanrıça’nın ismi Quechua dilinde “Göllerin Annesi” demektir ve yaygın olarak dişi bilinir. Bu Tanrıça’nın görevi, dünyayı güçlü tutmak ve su kaynakları sağlamaktır. Coşkun suları sakinleştirmek ve iyi balık tutmak için tapılırdı. (1291)

Bunlar haricinde diğer Tanrılar arasında şunlar anılabilir: Apu İllapu (Yağmur Tanrısı), Ayar Kaçi (Deprem Tanrısı), Kuyçi (Gökkuşağı ve Doğurganlık Tanrısı), Mama Okklo (Hikmet Tanrısı; insanları uygarlaştırdı, kadınlara kumaş dokumayı ve ev inşâ etmeyi öğretti), Manco Kápak (Cesaret Tanrısı; İnkalar’ın ilk kralı olmak için dünyaya gönderildi; insanlara bitki yetiştirmeyi, silah yapmayı, birlikte çalışmayı, kaynakları paylaşmayı ve Tanrılar’a ibadet etmeyi öğretti), Quça Mama (Deniz Tanrıçası), Saça Mama (Anne Ağaç), Yaku Mama (Anne Su;  dünyaya geldiğinde büyük bir ırmağa dönüştü). (1292)

Tawantinsuyu (İnka) Dîni’nde Tanrılar’ın sayısı muazzamdı. Bu Tanrılar Cennet’te ve Dünya’da yaşayabilirdi. Yaygın inanışa göre antropomorfik Tanrılar insanlara benzer davranışlar sergileyebilir, duygu ve düşünce sahibi olabilirler. Kendi aralarında eşleri, çocukları ve kavgaları olabilir, ayrıca bir dâvâda bir insan grubunun tarafını tutabilirler. Tanrılar’ın ölümsüz olduğu bilinse de Tunupa gibi ölümlü Tanrılar da vardı. (1293)

İnkalar reenkarnasyona inanıyordu. (1294) Ölümden sonra öbür dünyaya geçiş zorluklarla doluydu. Ölülerin rûhu “kamaqen”in uzun bir yol izlemesi gerekecekti ve yolculuk sırasında karanlıkta görebilen siyah bir köpeğin yardımına ihtiyaç duyuldu. Çoğu İnka, öbür dünyayı çiçeklerle kaplı tarlaları ve karla kaplı dağları olan dünyevî bir cennet gibi hayâl etti. Bu yüzden İnkalar için yanma sonucu ölmemeleri veya merhumun cesedinin yakılmaması önemliydi. Yanma, yaşam güçlerinin kaybolmasına neden olacak ve öbür dünyaya geçişlerini tehdit edecekti. (1295) “Kamaqen” kelimesi, dünyada var olduğu zaman her şeye hayat veren hayatî gücü tanımlıyordu. Tawantinsuyu (İnka) inancına göre, canlı (insanlar, hayvanlar, bitkiler) ve cansız (tepeler, taşlar, lagünler, …) tüm varlıklar, “kamaqen”e sahiptiler. (1296)

Tawantinsuyu (İnka) inancına göre, Tanrı (Wirakoça) tarafından yaratılmış “üç dünya” vardı. Bu dünyalar şunlardı:

    ● Hanan Paça (Üst Dünya): Göksel Dünya idi ve Tanrılar orada yaşardı. Bu dünyadan ise öldükten sonra yalnızca imân eden ve salih âmeller işleyen insanlar saçtan yapılmış bir köprüyü geçerek oraya gidebilirdi. (Kutsal kitap nedir bilmeyen, peygamberlik diye bir kültle tanışmamış, Amerika dışındaki kıtalarla ve insanlarıyla henüz hiç tanışmamış İnkalar’ın “semavî dînler” MusevîlikZerdüştîlikHristiyanlık ve İslam’dakiyle tıpatıp aynı inançları üretmiş olmaları, insanı hakikaten hayretlere düçar etmektedir. – İ. S.)

    ● Kay Paça (Orta Dünya): Bizim yaşadığımız Yeryüzü Dünyası. İnsanların, hayvanların ve bitkilerin yaşamını sürdürdüğü dünya.

    ● Uxu Paça (Alt Dünya): Ölülerin Dünyası. Ölülerin ve henüz doğmamış çocukların bulunduğu dünya. (1297)

İnkalar, halkların (etnik gruplar), bitkilerin ve hayvanların kökenini mitleriyle açıkladılar. Yaygın inanışa göre, geldikleri yere “pakarina” deniyordu. Bu “pakarina”lar tepeler, lagünler, volkanlar, mağaralar ve hatta eski ağaçların oyukları olabilir. (1298)

İnkalar döngüsel bir zamana inanırlardı, kronikler döngüleri çağlara ayırır. “Huarochirí” efsanesi zamanı 4 çağa böler ve bunlar aşağıdaki gibidir:

    ● Yanañamca Tutañamca

    ● Huallallo Carhuincho

    ● Pariacaca

    ● Cuniraya Wuiracocha (1299)  

Tawantinsuyu (İnka) inancına göre “insanın yaratılışı” şu şekildedir:

Tanrı, ilk insanı Peru’daki Titikaka Gölü’nde yaratmıştır ve dünyadaki hayat Peru’da, Titikaka Gölü kıyısında başlamıştır (aklıma Kudüs ve Mekke gelince beni bir gülme tuttu). İnkalar’ın köken hikâyelerinin çoğu, Titikaka Gölü’nde başlar. (1300)  

İnsanların bu boyutta iyi çalışıp çalışmayacağını görmek için Yaratıcı Tanrı Wirakoça önce devleri yarattı (yani insanları dev boyutta yarattı). Olmadıklarını anlayınca, onları kendi boyutunda (şimdiki boyutumuzda) yaptı. Bu insanlar kibirli ve açgözlüydü. Bu nedenle taşa ya da başka biçimlere dönüştüler, bazıları da taş ya da deniz tarafından yutuldu. Yaratıcı daha sonra insanları yeniden yaratmaya yardım edecek olan üç adam dışında, toprağı ve üzerindeki tüm yaşamı yok etmek için büyük bir Tufan çağırdı. Yaratıcı daha sonra iki hizmetkârla birlikte her ulustan insanları yarattı. (1301)  

And Dağları’ndaki pekçok topluluk köken olarak kutsal bir yerden, bir yıldızdan ya da bir hayvandan geldiklerine inanırlardı. İnkalar da Güneş’in çocukları olduklarına inanıyorlardı. İnka hükümdarlarının bu kökeni doğruladıkları görülmektedir. İmparatorluğun resmî kültü olarak Güneş kültü benimsenmişti.

Bugünkü Arjantin ve Uruguay bayraklarının üzerinde İnka Güneşi yer alıyor. (1302)  

Ekvador’dayız…

Ekvador topraklarında, bugünkü Azuay ve Cañar (Kanyar) illerinin bulunduğu coğrafyada, bir zamanlar Kanyara olarak adlandırılan bir kavim yaşardı. Bu etnik topluluğa dair kanıtlar ChimborazoEl OroLoja ve Morona Santiago illerinde de bulunmuştur. Bugün toplam nüfûsları 150.000 kadardır. (1303)  

Kanyara Devleti’nin başkenti, bugünkü Ingapirca harabelerinin olduğu yerde kurulmuş olan Hatun Kanyar idi. “Hatun” kelimesi onların Kanyara dilinde “büyük” demek; yani başkentin ismi “Büyük Kanyar” anlamına geliyor. Başkantleri Hatun Kanyar olmasına karşılık en büyük şehirleri Şabalula idi. (1304)

Kanyara inancında “dünyadaki insan hayatının başlaması” ile ilgili iki farklı efsane vardır. Birinci efsanede başrolde bir papağan, ikinci efsanede ise başrolde bir yılan vardır.

Kanyaralar’ın birinci “köken inancı”nda, ilginç bir biçimde, Tevrat ve Kur’ân’da anlatılan Tufan hadisesine benzer bir “hayatın başlangıcı” hikâyesi vardır. İnanca göre, yüksek bir dağın tepesine tünemiş iki kardeş dışında herkesin öldüğü büyük bir tufan yaşanır:

Kanyaribamba ülkesi çok nüfusluydu, ancak tufanda tüm sakinleri boğuldu. Sadece iki erkek kardeş, Fasaynyan (Gözyaşı Yolu) olarak adlandırılan bir dağın tepesine çıkarak kurtuldular. Sel arttıkça bu tepe de suların üzerine çıktı. Selden kaçan ama diğer dağlara tırmanan eski sakinlerin hepsi öldü, çünkü sular diğer tüm dağları kapladı ve onları tamamen sular altında bıraktı. Tufandan sonra iki kardeş kulübelerine döndüler. Kulübenin kendiliğinden tamir edildiğini ve hazır yiyeceklerle dolu olduğunu gördüler. Her gün kulübeye döndüklerinde hazır yemek buluyorlardı. Bu sahne üç gün boyunca tekrarlandı ve ardından kendilerine yiyecek sağlayan gizemli varlığın kim olduğunu öğrenmek isteyen ikili, önceki günlerde olduğu gibi ikisi birden değil sadece birinin yiyecek aramaya çıkmasına ve birinin de kulübede saklanıp gözetlemesine karar verdiler. Anlaştıkları gibi planı uygulamaya koydular. Birdenbire mağaraya kadın (insan kadın) yüzlü iki papağan girdi. Kardeşler onları yakalamak istiyor ama papağanlar her seferinde kaçıyorlardı. Aynı şey birinci ve ikinci günlerde de oldu. Bu, kardeşlerden küçüğü olan Urcocari’nin küçük papağanı nihayet yakalamayı başarmasına dek sürdü. O’nu karısı olarak aldı ve dünyayı yeniden doldurdular. (1305)

Urcocari o papağanla evlendi ve Kanyara ulusunun ve dünyadaki tüm insanların ana/ataları olacak olan üç kız ve üç erkek doğurdular. (1306)

Efsane, ağabeyin kaderi hakkında hiçbir şey söylemez, ancak gizemli kuşlarla ilgili birkaç özelliğe atıfta bulunur.

Kanyaralar’ın ikinci “köken inancı”nda, Zhim Zham (Ayllón Lagünü) kutsal bir alandır, çünkü dînî geleneğe göre oradan bir yılan ortaya çıktı. Bu yılan oraya iki yumurta bıraktı. Bu yumurtalardan bir insan erkek ve bir insan kadın ortaya çıktı. Bu iki insan birleşip çoğaldı ve insan ırkının dünyadaki yaşamı başladı. Sonra yılan, çıktığı lagünün içinde öldü. (1307)

Şu var ki, Kanyaralar her ikisini de gerçek olarak kabul ettiler. Bu nedenle ana/ataları oldukları için papağanı ve yılanı kutsal hayvanlar olarak kabul ettiler ve büyük saygı gösterdiler. (1308)

Zaten bu ulusun etnik ismi olan “Kanyara” kelimesi de, onların kendi dilinde “yılan” anlamına gelen “kany” ve “papağan” anlamına gelen “ara” sözcüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuştur. (1309)

Guatemala’dayız…

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(1217): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 46, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009 / İbrahim Sediyani, Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 12, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 11, bölüm 12, Arjantin ve Uruguay gezisi, 3 Aralık 2019

(1218): İbrahim Sediyani, Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 41, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 11, bölüm 41, Arjantin ve Uruguay gezisi, 8 Eylül 2020

(1219): İbrahim Sediyani, Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 50, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 11, bölüm 50, Arjantin ve Uruguay gezisi, 9 Ekim 2020

(1220): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 46, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009 / İbrahim Sediyani, Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 70, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 11, bölüm 70, Arjantin ve Uruguay gezisi, 6 Aralık 2020

(1221): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 46, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(1222): İbrahim Sediyani, Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 40, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 11, bölüm 40, Arjantin ve Uruguay gezisi, 4 Eylül 2020

(1223): age

(1224): age

(1225): age

(1226): age

(1227): Guillaume Boccara, Colonización, Resistencia y Mestizaje en las Américas (Siglos XVI – XX), Ediciones Abya-Yala, Quito 2002

(1228): Antonio Pigafetta, Relazione del Primo Viaggio Intorno al Mondo, Vicenza 1520

(1229): Gonzalo Fernández de Oviedo y Valdés, Historia General y Natural de las Indias, Santo Domingo 1535

(1230): Francisco López de Gómara, Historia General de las Indias y Todo lo Acaescido en Ellas Dende que se Ganaron Hasta Agora y La Conquista de Mexico, y de la Nueva España, Sevilla 1552

(1231): Rodolfo Casamiquela – Osvaldo Mondelo – Perea Enrique – Mateo Martinic, Del Mito a la Realidad: Evolución Iconográfica del Pueblo Tehuelche Meridional, Fundación Ameghino, Buenos Aires 1991

(1232): Waldemar Stöhr, Lexikon der Völker und Kulturen, s. 21 – 22, Westermann Verlag, Braunschweig 1972

(1233): Ana Fernández Garay, El Tehuelche: Una Lengua en Vías de Extinción, s. 482, Facultad de Filosofía y Humanidades Universidad Austral de Chile, Valdivia 1990

(1234): Robert Lehmann-Nitsche, El Grupo Lingüístico Tshon de los Territorios Magallánicos, Revista del Museo de la Plata, sayı 22,  Buenos Aires 1913 / Robert Lehmann-Nitsche, El Grupo Lingüístico ‘Het’ de la Pampa Argentina, Revista del Museo de la Plata, sayı 27, Buenos Aires 1922

(1235): Pedro J. Viegas Barros, Voces en el Viento: Raíces Lingüísticas de la Patagonia, Ediciones Mondragon, Buenos Aires 2005

(1236): Encyclopedia of Religion, cilt 14, Alejandra Siffredi, “Tehuelche Religion” maddesi, s. 363 – 366, MacMillan Publishing, New York 1987 / Mateo Martinić, Los Aónikenk: Historia y Cultura, Impresos VANIC Ltda., Punto Arenas 1995

(1237): Encyclopedia of Religion, cilt 14, Alejandra Siffredi, “Tehuelche Religion” maddesi, s. 363 – 366, MacMillan Publishing, New York 1987

(1238): age

(1239): age

(1240): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 45, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(1241): José Berenguer Rodríguez, Tiwanaku: Señores del Lago Sagrado, s. 3, Museo Chileno de Arte Precolombino, Santiago de Chile 2000 / Jeb J. Card, Spooky Archaeology: Myth and the Science of the Past, s. 122, University of New Mexico Press, Albuquerque 2018

(1242): John Wayne Janusek, Identity and Power in the Ancient Andes: Tiwanaku Cities Through Time, Routledge Publishing, New York & Londra 2004

(1243): La Cultura Tiahuanaco, Temas Importantes, La Cultura Inca, 30 Ağustos 2012, http://laculturainca-cusi.blogspot.com/2012/08/la-cultura-tiahuanaco_30.html

(1244): ags

(1245): Jean-Pierre Protzen – Stella Nair, The Stones of Tiahuanaco: A Study of Architecture and Construction, Cotsen Institute of Archaeology Press, sayı 75, s. 202, Los Angeles 1997

(1246): Julián Santillana, Los Estados Panandinos: Wari y Tiwanaku, s. 212 – 214, Lexus Editores, Lima 2000

(1247): La Cultura Tiahuanaco, Temas Importantes, La Cultura Inca, 30 Ağustos 2012, http://laculturainca-cusi.blogspot.com/2012/08/la-cultura-tiahuanaco_30.html

(1248): ags

(1249): Julián Santillana, Los Estados Panandinos: Wari y Tiwanaku, s. 212 – 214, Lexus Editores, Lima 2000

(1250): World History Encyclopedia, Mark Cartwright, “Lake Titicaca” maddesi, 5 Nisan 2014, https://www.worldhistory.org/Lake_Titicaca/

(1251): Zoe Scheffy, Tiwanaku and Lake Titikaka, Sacred Land, 2 Temmuz 2019, https://sacredland.org/tiwanaku-lake-titikaka-bolivia/

(1252): Johan Reinhard, Sacred Mountains: An Ethno-Archaeological Study of High Andean Ruins, Mountain Research and Development, sayı 5, s. 299 – 317, Kasım 1985

(1253): Heraclio Bonilla, Religious Practices in the Andes and their Relevance to Political Struggle and Development, Mountain Research and Development, sayı 26, s. 336 – 342, Kasım 2006

(1254): Alan Kolata, The Tiwanaku: Portrait of an Andean Civilization, s. 5 – 7, Blackwell Publishing, Cambridge 1993 / Terence N. D’Altroy, The Incas, s. 84 – 86, John Wiley & Sons Publishing, West Sussex 2015 / Jessica Joyce Christie, Memory Landscapes of the Inka Carved Outcrops, s. 112,  Lexington Books, Londra 2016

(1255): Sonia Alconini – R. Alan Covey, The Oxford Handbook of the Incas, s. 550, Oxford University Press, Oxford & New York 2018

(1256): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 45, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(1257): Dünyadaki bütün ansiklopedilerde “İnka” maddesi

(1258): age

(1259): Alvin M. Josephy, Amerika 1492 – Die Indianervölker vor der Entdeckung, s. 269, Fischer Verlag, Frankfurt am Main 1992

(1260): Juan Grau, Voces Indígenas de uso Común en Chile, s. 445, Editorial Oikos, Santiago de Chile 2002 / Gordon F. McEwan, The Incas: New Perspectives, s. 221, W. W. Norton Company Publishing, New York 2008 / Martin Giesso, Historical Dictionary of Ancient South America, s. 107 ve 223, Rowman & Litllefield Publishing, Lanham 2018 / Kurt A. Raaflaub – Richard J. A. Talbert, Geography and Ethnography: Perceptions of the World in Pre-Modern Societies, Wiley-Blackwell Publishing, Hoboken 2012 / John Hyslop, The Inka Road System, Academic Press, Orlando 1984 / Terence N. D’Altroy, The Incas, s. 525, John Wiley & Sons Publishing, West Sussex 2015

(1261): Felipe Guamán Poma de Ayala – Josep María Barnadas, Primer Nueva Crónica y Buen Gobierno, s. 32, Libería Editorial Juventud, La Paz 1975 / Casimiro Vargas Machaca, Surikiña, Historia y Educación, s. 13, Ediciones Aruwiyiri, La Paz 1994 / Diego de Castro Yupangui – Tito Cussi Yupangui – Frank Salomon, Titu Cusi, a 16th-Century Account of the Conquest, s. 28 – 29 ve 146, Harvard University Press, Cambridge 2005 / Paul H. Gelles, Water and Power in Highland Peru: The Cultural Politics of Irrigation and Development, s. 108 – 109, Rutgers University Press, New Brunswick & New Jersey & Londra 2000 / Thomas Alan Abercrombie, Pathways of Memory and Power: Ethnography and History Among an Andean People, s. 171, The University of Wisconsin Press, Wisconsin 1998 / Walter Mignolo, The Darker Side of Western Modernity, s. 327, Duke University Press, Surham & Londra 2011 / Ronald Alan Covey, The Vilcanota Valley (Peru), s. 304, University of Michigan Press, Ann Arbor 2003

(1262): Definition of Inca, American Heritage Dictionary, Houghton Mifflin Company, 2009, https://www.dictionary.com/browse/inca

(1263): Gordon F. McEwan, The Incas: New Perspectives, s. 93, W. W. Norton Company Publishing, New York 2008

(1264): Felipe Guaman Poma, The Inka, The National Foreign Language Center at the University of Maryland, 20 Mayıs 2007

(1265): Addison Mangudai, The Inca, All Empires – Online History Community, http://www.allempires.com/article/index.php?q=inca

(1266): Gordon F. McEwan, The Incas: New Perspectives, s. 5, W. W. Norton Company Publishing, New York 2008

(1267): Craig Morris – Adrianna von Hagen, The Incas, s. 48 – 58, Thames & Hudson Publishing, Londra 2011

(1268): Jonathon E. Ericson – Timothy K. Earle, Context for Prehistoric Exchange, Darrel E. La Lone, “The Inca as a Nonmarket Economy: Supply on Command versus Supply and Demand”, s. 291 – 316, Academic Press, New York 1982

(1269): Alvin M. Josephy, Amerika 1492 – Die Indianervölker vor der Entdeckung, s. 281 – 297, Fischer Verlag, Frankfurt am Main 1992 / Helga Lippert, Terra X – Von den Oasen Ägyptens zum Fluch des Inka-Goldes, s. 286, Wilhelm Heyne Verlag, Münih 2001

(1270): Teodoro Hampe Martínez, Historia del Perú, Teresa Vergara, Tahuantinsuyo: El Mundo de los Incas, Editorial Lexus, Barcelona 2000 / Giorgio Alberti – Enrique Mayer, Reciprocidad e Intercambio en los Andes Peruanos, Instituto de Estudios Peruanos, Lima 1974 / John Earls, The Character of Inca and Andean Agriculture, s. 1 – 29, Pontifica Universidad Catolica del Peru, Lima 1998 / Michael Edward Moseley, The Incas and Their Ancestors: The Archaeology of Peru, s. 44, Thames & Hudson Publishing, Londra 2001 / Susana Nuccetelli – Ofelia Schutte – Otávio Bueno, A Companion to Latin American Philosophy, J. Maffie, “Pre-Colombian Philosophies”, s. 137 – 138, John Wiley & Sons Publishing, West Sussex 2013 / John V. Murra – John Howland Ruwe, An Interview with John V. Murra, The Hispanic American Historical Review, sayı 64, s. 633 – 653, 1 Ocak 1984 / Annalee Newitz, The Greatest Mystery of the Inca Empire was its Strange Economy, Gizmodo, 1 Mart 2012

(1271): age / age / age / age / age / agm / agm

(1272): age / age / age / age / age / agm / agm

(1273): age / age / age / age / age / agm / agm

(1274): Barbara A. Somervill, Empire of the Inca, s. 101 – 103, Facts on File Publishing, New York 2005

(1275): Julia Großmann, Maccu Pichu – Das Weltwunder in den Anden von Peru, GEO, https://www.geo.de/reisen/reiseziele/21553-rtkl-machu-picchu-das-weltwunder-den-anden-von-peru

(1276): Terence N. D’Altroy, The Incas, s. 150 – 154 ve 246 – 247, John Wiley & Sons Publishing, West Sussex 2015 / Gordon F. McEwan, The Incas: New Perspectives, s. 179 – 187, W. W. Norton Company Publishing, New York 2008

(1277): Eduard Seler – Ferdinand Anders, Gesammelte Abhandlungen zur Amerikanischen Sprach- und Altertumskunde: Bd. Aus Nord- und Südamerika – Weitere Beiträge zur Altherthumskunde México’s und der Maya-Länders, 98, Akademische Druck- u. Verlagsanstalt, 1961 / Efrain Rodríguez, The Last Inka Chief, Lulu Publishing, 2019

(1278): Teodoro Hampe Martínez, Historia del Perú, Teresa Vergara, Tahuantinsuyo: El Mundo de los Incas, Editorial Lexus, Barcelona 2000

(1279): José Tapia Aza – Sócrates Zuzunaga Huaita, Majtillu, Tullpa Willaycuna, Editorial Universitaria Universidad Nacional Federico Villarreal, Lima 2001 (kitap hem İspanyolca hem de orijinal Quachua diline yayınlandı) / Herbert Oré Belsuzarri, Los Dioses Incas, Tres Puntos Editores, Lima 2003 / Pedro Sarmiento de Gamboa – Brian S. Bauer – Vania Smith-Oka, The History of the Incas, University of Texas Press, Austin 2007 / Julián Santillana, Los Estados Panandinos: Wari y Tiwanaku, s. 212 – 214, Lexus Editores, Lima 2000 / Javier Tapia, Mitología Inca, Plutón Ediciones, Barcelona 2020 / Learco Learchi d’Auria, Impero degli Incas: E il Sacro Condor delle Ande, West Press, Avalon 2018

(1280): Pedro Sarmiento de Gamboa – Brian S. Bauer – Vania Smith-Oka, age / Julián Santillana, age / C. Scott Littleton, Gods, Goddesses and Mythology, Marshal Cavendish Publishing, New York 2005

(1281): José Tapia Aza – Sócrates Zuzunaga Huaita, Majtillu, Tullpa Willaycuna, s. 24 – 28, Editorial Universitaria Universidad Nacional Federico Villarreal, Lima 2001 (kitap hem İspanyolca hem de orijinal Quachua diline yayınlandı) / Herbert Oré Belsuzarri, Los Dioses Incas, s. 537, Tres Puntos Editores, Lima 2003 / Javier Tapia, Mitología Inca, Plutón Ediciones, Barcelona 2020 / Learco Learchi d’Auria, Impero degli Incas: E il Sacro Condor delle Ande, s. 125, West Press, Avalon 2018

(1282): Roza Greg, Incan Mythology and Other Myths of the Andeas, Rosen Central Publishing, New York 2008 / C. Scott Littleton, Gods, Goddesses and Mythology, Marshal Cavendish Publishing, New York 2005

(1283): Roza Greg, age

(1284): Arminda M. Gibaja Oviedo, Inca Water Worship and Religion, s. 11 – 17, American Society of Civil Engineers, Reston 2016 / Pedro Sarmiento de Gamboa – Brian S. Bauer – Vania Smith-Oka, The History of the Incas, University of Texas Press, Austin 2007

(1285): C. Scott Littleton, Gods, Goddesses and Mythology, Marshal Cavendish Publishing, New York 2005

(1286): Terence N. D’Altroy, The Incas, John Wiley & Sons Publishing, West Sussex 2015

(1287): C. Scott Littleton, Gods, Goddesses and Mythology, Marshal Cavendish Publishing, New York 2005

(1288): Terence N. D’Altroy, age / C. Scott Littleton, age

(1289): Roza Greg, age / Terence N. D’Altroy, age

(1290): Terence N. D’Altroy, age

(1291): age

(1292): Abby Goode, The Open Anthology of Earlier American Literature: A PSU-Based Project, Public Commons Publishing, Plymouth 2018 / The Ayar Brother’s Legend, Machu Picchu Gateway, https://www.machupicchu.org/the_ayar_brothers_legend.htm

(1293): Teodoro Hampe Martínez, Historia del Perú, Teresa Vergara, Tahuantinsuyo: El Mundo de los Incas, Editorial Lexus, Barcelona 2000

(1294): The Incas of Peru, Netside, http://www.netside.net/~manomed/inca.htm

(1295): Richard L. Burger – Lucy C. Salazar, Machu Picchu: Unveiling the Mystery of the Incas, Yale University Press, New Haven 2004

(1296): Incas, Biblioteca Imprescindibles Peruanos, bölüm 11, María Roastherky Towery, “El Mundo Sagrado de los Incas”, s. 136 – 149, Empresa Editora El Comercio, Lima 2010

(1297): Javier Umeres – Orlando Sánchez – Christian Lovón, Hanan Pacha, Ediciones Umeres EIRL, Lima 2018 / Angela Scherer-Kern, Samsara: Das Vermächtnis, cilt 3, BookRix Verlag, Münih 2016 / Jorge A. Flores Ochoa – Ralph Bolton, Pastoralists of the Andes, s. 84, Institute for the Study of Human Issues, Berkeley 1979 / Richard James Steele, Handbook of the Mythology, ABC – CLIO Publishing, Santa Barbara 2004 / Carla Stalling Walter, Sacred Dance Meditations, s. 346 – 355, North Atlantic Books, Berkeley 2020 / Magda von der Heydt-Coca, When Wolds Collide: The Incorporation of the Andean World into the Emerging World-Economy in the Colonial Period, Dialectical Anthropology, sayı 24, s. 1 – 43, 1999

(1298): Teodoro Hampe Martínez, Historia del Perú, Teresa Vergara, Tahuantinsuyo: El Mundo de los Incas, Editorial Lexus, Barcelona 2000

(1299): Huarochirí, https://www.runasimi.de/waruchir.htm

(1300): Pedro Sarmiento de Gamboa – Brian S. Bauer – Vania Smith – Jean Jacques Decoster, The History of the Incas, University of Texas Press, Austin 2007

(1301): Terence N. D’Altroy, The Incas, John Wiley & Sons Publishing, West Sussex 2015

(1302): İbrahim Sediyani, Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 41, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 11, bölüm 41, Arjantin ve Uruguay gezisi, 8 Eylül 2020

(1303): Kañari, Confederación de Nacionalidades Indígenas del Ecuador (CONAIE), 19 Temmuz 2014, https://conaie.org/2014/07/19/kanari/ / Cañaris, Viajandox, https://ec.viajandox.com/canar/canaris-A792

(1304): Federico González Suárez, Estudio Histórico de los Cañaris, Imprenta del Clero, Quito 1878

(1305): Encyclopedia del Ecuador, Efrén Avilés Pino, “Cañari, Confederación“ maddesi, Miembro de la Academia Nacional de Historia del Ecuador, Quito 2012

(1306): age

(1307): Cultura Cañari, Yumpu,  https://www.yumpu.com/es/document/read/62214330/cultura-canari

(1308): Federico González Suárez, Estudio Histórico de los Cañaris, Imprenta del Clero, Quito 1878

(1309): Edalfo Lanfranchi, Green Stone Moldavite, GD Publishing, Berlin 2016

     SEDİYANİ HABER

     21 HAZİRAN 2021 No tags for this post.

Related Posts

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.