enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
18,4191
EURO
17,8508
ALTIN
973,15
BIST
3.281,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
25°C
İstanbul
25°C
Açık
Pazartesi Az Bulutlu
27°C
Salı Hafif Yağmurlu
25°C
Çarşamba Az Bulutlu
25°C
Perşembe Az Bulutlu
25°C

İbrahim Sediyani

34 ülke, 9 kitap, 12 cilt seyahatname, 1 çizgi karakter, 1 arkeolojik keşif

Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi | Kürdistanlı Peygamberler – 23

10.08.2022 00:15
0
A+
A-

Bilimsel Veriler, Arkeolojik Bulgular, Antik Tabletler ve Tüm Kutsal Kitaplar Işığında Objektif ve Gerçek Peygamberler Tarihi

Kürdistanlı Peygamberler – 23

■ İbrahim Sediyani

 

– geçen bölümden devam –

     2 – Bilimsel deliller ve arkeolojik çalışmaların bulguları

Antik dönemde ve kadim zamanlarda dünyadışı varlıklarla temas olduğuna dair pekçok kanıt (veya emare diyelim, daha doğru olur) bulunuyor. Dînî metinlerdeki ve kutsal kitaplardaki anlatımları sizlerle uzun uzun paylaştık. Ancak kanıtlar (veya emareler) bunlarla sınırlı değil. Bilimsel olarak da bu konuda pekçok somut kanıt (veya emare) mevcut.

Bu konuda sunacaklarımıza geçmeden önce, önemli bir hususu belirtmemiz gerekiyor, çabamızın yanlış anlaşılmaması için: Bizler burada, “uzaylılar var mı”, “evrende başka gezegenlerde akıllı varlıklar yaşıyor mu”, “başka galaksilerde bizden daha gelişmiş uygarlıklar var mı”, ona kafa yormuyoruz. Çünkü bize göre bu konu nettir ve net bir biçimde evettir. Şu uçsuz bucaksız kâinatta bir tek şu üzerinde yaşadığımız, evrende bir kum tanesi kadar bile yer kaplamayan gezegenimizde hayat olduğunu düşünmek, dünyadan başka evrenin hiçbir yerinde akıllı varlıkların yaşamadığını ve gelişmiş uygarlıkların bulunmadığını savunmak, en hafif tabirle akıldışıdır. Bizim burada kafa yorduğumuz konu, bu akıllı varlıkların ve gelişmiş uygarlıkların, kadim zamanlarda dünyamızla herhangi bir temas ve iletişimde bulunup bulunmadıklarıdır.

Daha önce de belirttiğimiz üzere, bu muazzam evrende, 225 milyar tanesi Samanyolu ve Andromeda gibi olmak üzere 2 trilyona yakın galaksi var. Ve trilyarlarca gezegen. Bizim de bir parçası olduğumuz Galaktik Federasyon, tahayyül sınırlarımızı zorlayan ve milyonlarcası bulunan Galaktik Federasyonlar’ın bir parçası. İçinde bulunduğumuz Güneş Sistemi, 100.000 ışık yılı çapındaki ve içinde 400 milyara yakın yıldızın bulunduğu devâsâ büyüklükteki Samanyolu Galaksisi’nin bir parçası. Bu galaksinin içinde ise, tıpkı bizim Güneş Sistemi’miz gibi binlerce gezegenler sistemi var. (2046)

Trilyonlarca galaksinin ve trilyarlarca gezegenin bulunduğu şu uçsuz bucaksız evrende, bir tek bizim üzerinde yaşadığımız gezegende akıllı yaşam olduğunu söylemek, her şeyden önce matematiğe aykırıdır, akla ve mantığa aykırıdır. Üzerinde yaşadığımız Dünya adlı bu gezegenin bu muazzam evrende işgal ettiği yer, denizlerdeki bir kum tanesi kadar bile değildir.

Bilim insanları tarafından yapılan son hesaplamalara göre, sadece içinde yaşadığımız Samanyolu Galaksisi’nde bile bizden daha gelişmiş akıllı uygarlıkların sayısı 36’dır. Yani sadece bizim galaksimizde, üzerinde akıllı yaşamın ve gelişmiş uygarlıkların bulunduğu en az 36 gezegen var. Sadece bizim galakside. (2047)

Dünyadışı yaşamla ilgili bugünkü astronomi bilgilerimizle henüz bir bulguya erişmemiş olmamız, bunu yoksamayı gerektirmez. Evet insanlık olarak bilimde çok ilerledik, lakin uzay biliminde henüz emekleme dönemindeyiz. Doğulu ilim erbabının o veciz ifadelerinde dendiği gibi, “Bir şeyi sen görmüyorsun, bilmiyorsun diye o şey yok demek değildir.” Batılı bilim insanlarının o veciz ifadelerinde dendiği gibi, “Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.”

Dolayısıyla biz, “evrende yalnız mıyız”, onun izini sürmüyoruz. Zirâ yalnız olmadığımıza kesin olarak imân ediyoruz. Biz burada, “bu dünyadışı zeki uygarlıklar kadim zamanlarda ve antik çağlarda biz insanlarla herhangi bir temas içinde bulunmuşlar mıdır”, onun izini sürüyoruz.

Arkeolojik çalışmalar sonucunda keşfedilen onbinlerce hatta yüzbinlerce yıl öncesine ait ve o dönemde henüz var olmaması gereken bazı aletlerin ve eşyaların bulunması, kafalarda soru işaretleri oluşturuyor. Hakezâ binlerce yıl öncesine ait bazı mağara resimlerinde uçak veya uzay aracı benzeri uçan nesnelerin çizilmiş olması, hatta tıpkı günümüzdeki astronot kıyafetlerine benzer kıyafetler giymiş heykellerin bulunması da cabası. Bunları o dönem insanlarının “hayâl ürünü” olarak görmek, oldukça saftirik bir bakış açısı olur. Hangi hayâlperest, binlerce yıl sonraki uçakları, uzay araçlarını ve astronotları bu kadar dakik ve ayrıntılı bir şekilde çizebilir?

İnsanlık tarihinin en büyük iki medeniyeti olan Sümer ve Mısır uygarlıklarının aşama aşama gelişerek değil, birdenbire ortaya çıkması, düşündürücüdür. Her iki medeniyet de adetâ hazır biçimde kuruldular. Öncesinde herhangi bir gelişim basamakları ve ilerleme aşamaları olmadan. Ve kökenleri birer gizem. Birdenbire ortaya çıkan uygarlıklar olduğu gibi, birdenbire ortadan kaybolan ve yok olan uygarlıklar da var. Rapa Nui gibi. Birdenbire adetâ buhar olup yok oldu ve nereye kaybolduklarını kimse bilmiyor. Bu konuda en ufak bir iz dahi yok.

Binlerce hatta onbinlerce yıl önce, birbirlerinden tamamen habersiz yaşayan toplulukların aynı piramitleri inşâ etmeleri, aynı inanç ve kültürleri yaratmış olmaları, bize ne anlatıyor? Birbirlerinden tamamen habersiz bu toplulukların konuştukları dillerde birçok kelime bile aynı. Aynı nesnelere aynı isimleri vermişler.

Pre-Astronotik bilimi için önemli olan, arkeolojik kalıntıların ve mimarî yapıların, genellikle yerleşik arkeolojiye aykırı olarak, anakronizm olarak anlaşılan yeniden yorumlanmasıdır. O zamanın kültürel taşıyıcılarının olanaklarının ve oluşumlarının önceki fenomenlerden veya teknik imkânlardan türetilemeyeceği varsayılır. Bu tür buluntular, mitsel geleneklere benzer şekilde, anlaşılmayan teknolojinin bir ifadesi olarak yorumlanır. Bunlar arasında, yuvarlak ve bazen yüzü olmayan veya yüzün yalnızca belirli kısımlarının olduğu başlar, uzay yolcuları tarafından miğfer olarak yorumlanan insan veya insan benzeri figürlerin heykelleri, kaya çizimleri veya kabartmaları sayılabilir. Örneğin Japonya’daki Dogū heykelleriİtalya’daki Valcamonica oymaları, eski Mısır’daki ve beyaz işgal öncesi Güney Amerika’daki küçük kuş veya balık benzeri nesneler, uçak modelleri olarak yorumlanır. Peru’daki Nazca Çizgileri’nin büyük boy hayvan figürleri, 20 km’ye kadar uzun düz çizgiler ve üçgenler içeren jeoglifleri, UFO kontaktörleri ve birçok UFO’log tarafından “uzaylıların pistleri” olarak görülüyor. (2048)

Pre-Astronotik bilim insanları, bu formların yüksek düzeyde teknik varlıklarla doğrudan temasın sonucu olması gerektiğini varsaymaz. Daha ziyade, bu tür nesneler, insanların bu varlıkların yeryüzündeki faaliyetlerine tanık oldukları ve bu açıklanamayan aygıtları ve sistemleri taklit ederek Tanrılar olarak gördükleri uzaylıları yeniden çağırmaya çalıştıkları tarihöncesi bir “kargo kültünün” ifadesi olarak anlamaktadırlar. Savunucuları, modern zamandaki izole kültürlerin Batı teknolojisine maruz kaldığı durumlarda, örneğin 20. yy’ın başlarında Güney Pasifik’te kargo kültlerinin keşfedildiği zamanlardaki olaylara bir benzetme yaparlar. Kargolarının ilahî yük olduğuna inanan kültürler, dönüşleriyle ilgili kehanetlerin gerçekleşmesi olarak Tanrılar’dan gönderildi. (2049)

Pre-Astronotik’in bazı yorumlayıcı yaklaşımları, onları diğer sınırda bilimsel teorilerle birleştirir. Bu, teknik olarak son derece gelişmiş, ancak tarihöncesinde Atlantis veya Mu gibi batmış kıtaların ve soyu tükenmiş kültürlerin varlığına dair yansımaları içerir. Bu kültürlerin sakinleri tarihin ilk zamanlarına kadar hayatta kalabilirdi. Bazı temsilciler, bu kültürlerin, gelecekten gelen akıllı dünyadışı varlıkların veya zamanda yolculuk yapan varlıkların etkisiyle yok edildiğini varsayar. Bu tür temasların sonucu, insan kültürünün ortaya çıkması veya daha da gelişmesi yahut bu varlıkların ilgili mitolojik panteonda Tanrılar olarak yorumlanmasıdır.

Pre-Astronotik temsilcilerine bağlı olarak, aynı fenomen farklı şekilde değerlendirilebilir. Bir örnek, Eski MısırMezoamerika ve Güneydoğu Asya’daki piramitlerin inşâsıdır. Yaklaşıma bağlı olarak, bir piramit inşâ etme fikri, farklı bölgelerde farklı zamanlarda doğrudan dünyadışı varlıklar veya daha önceki teknik yüksek uygarlıklardan (örneğin Atlantis) hayatta kalanlar tarafından doğrudan iletilir veya tek bir kültüre (örneğin Eski Mısır gibi) bu fikir kültürel temaslar yoluyla taşınır.

Dünya çapında, Pre-Astronotik temsilcilerine göre, kökenlerini dünyadışı varlıkların doğrudan veya dolaylı etkisine borçlu olan ve bu nedenle teori için kanıt olabilecek, tarihî veya tarihöncesi çağa ait çok sayıda arkeolojik nesne ve mimarî yapı vardır. Şimdi bunları hep birlikte inceleyelim…

     ■ Nazca Çizgileri

Peru’nun güneyindeki Nazca Çölü’nde, bazı canlıları ya da çeşitli geometrik şekilleri betimler tarzda ve oldukça büyük olarak yere çizilmiş olan Nazca Çizgileri, bazıları kilometrelerce uzunlukta olan çok büyük jeoglifler grubudur. Başkent Lima’nın yaklaşık 400 km güneyinde, Pampas de Jumana’daki Nazca ve Palpa kasabaları arasında 80 km’den fazla uzanır. Tasarımların ana yoğunluğu, San Miguel de la Pascana mezrâsının güneyinde, 10 km’ye 4 km’lik bir dikdörtgen içindedir. Bu alanda en dikkat çekici jeoglifler görülmektedir. (2050)

Bin yıldan fazla bir süre önce, Güney Peru’nun yüksek rakımlı çöllerine kazınmış olan esrarengiz Nazca Çizgileri, hayâl gücümüzü zorlamaya devam ediyor. Bugüne kadar hakkında çok az şey bilinen ve bir ihtimal yağışlarla bağlantılı olabilecek ritüel uygulamaların kalıntıları olan binden fazla jeoglifler (kelimenin tam anlamıyla “zemin çizimleri”), Nazca bölgesinin kumlu topraklarında yer alıyor.

Çölde bulunan bu devâsâ çizimler, yalnızca havadan görülebilen ve tanınabilen 1500’den fazla büyük çizim (jeoglif)’dir. Paracas kültürü ve Nazca kültürü, çizgilerin yaratıcıları olarak kabul edilir. Bu devâsâ çizimlerin yüksekten bakılmadan ya da havadan bakılmadan çizilebilmesi mümkün değildir. Ancak bu jeoglifler, M. Ö. 500 – M. S. 500 yılları arasında çizilmişlerdir ve çöl tabanında çukurlar veya sığ kesikler yapan, çakıl taşlarını kaldıran ve farklı renkli kirleri açıkta bırakan insanlar tarafından yaratıldılar. (2051) O dönem uçak veya hava balonu yokken, insanların havaya çıkacak teknolojisi bulunmuyorken, bunların nasıl veya neyin yardımıyla çizildikleri büyük bir gizemdir. Çünkü herhangi bir hava aracıyla yukarı çıkılıp yüksekten bakılmadan bunların çizilmesi mümkün değildir. İşte bu yüzden, bunların uzaylılar tarafından veyahut onların yardımı ve mühedisliğiyle çizildiklerine dair yaygın bir kanaat mevcut. Nazca ovası, ölü düz çizgiler, üçgenler ve yamuk alanların yanısıra yaklaşık 10 ilâ 100’den fazla metre büyüklüğünde rakamlar gösterir. İnsan, çiçek, köpek, maymun, kuş, ördek ve balina resimleri bulunur. Genellikle figür oluşturan çizgiler sadece birkaç cm derinliğindedir. Çizgilerin çizildiği ya da kazındığı zemin, demiroksitin gri rengini kazandırdığı çakıllarla kaplıdır. Muazzam boyutları nedeniyle, yalnızca çok uzaklardan, çevredeki tepelerden veya uçaklardan görülebilirler. (2052) 2020’ye kadar olan yıllarda, insansız hava araçlarının kullanımıyla 80 ilâ 100 arasında yeni figür bulundu ve arkeologlar daha fazlasının bulunduğuna inanıyor. (2053)

Bugün bile havadan ya da uzaydan bakarak bunları bu ustalıkta ve böylesine kusursuz biçimde çizmek mümkün değilken, 2000 – 2500 yıl önceki o dönem insanlarının bunları nasıl çizebildikleri hakikaten insan aklıyla izah edilemeyecek bir durumdur. Resimler, çöl verniği (negatif kabartma) ile kaplanmış üst kaya tabakası kaldırılarak oluşturulmuştur. Bu çöl verniği, pas kırmızısı bir demir ve manganez oksit karışımından oluşur. Bu, daha hafif tortu karışımını ortaya çıkarır ve bej-sarı çizgiler oluşturur. Bazı durumlarda, çizgiler çevredeki alandan taş yığınları ile de işaretlenmiştir (pozitif kabartma). Çizgilerin çoğu, manzara boyunca düz bir şekilde uzanır, ancak hayvan ve bitkilerin figüratif tasarımları da vardır. Bireysel figüratif geoglif tasarımları, 400 ilâ 1100 m arasında ölçülüyor. Tüm hatların toplam uzunluğu 1300 km’nin üzerindedir ve grup yaklaşık 50 km²’lik bir alanı kaplamakta. Çizgiler tipik olarak 10 ilâ 15 cm derinliğindedir. Sarı – gri bir alt toprağı ortaya çıkarmak için kırmızımsı kahverengi demiroksit kaplı çakılların üst tabakası kaldırılarak yapılmıştır. (2054) Çizgilerin genişliği önemli ölçüde değişir, ancak yarısından fazlası 33 cm’nin biraz üzerindedir. (2055) Bazı yerlerde sadece 30 cm iken, bazılarında ise 1, 8 m genişliğe ulaşabilirler. (2056)

Nazca çizgilerinden bazıları, en iyi havadan (yaklaşık 500 m yüksekten) görülen şekiller oluşturur, ancak bunlar çevredeki tepelerden ve diğer yüksek yerlerden de görülebilir. (2057) Şekiller genellikle tek bir sürekli çizgiden oluşur. En büyükleri yaklaşık 370 m uzunluğundadır. (2058) Yaylanın izolasyonu ve kuru, rüzgârsız, istikrarlı iklimi nedeniyle hatlar çoğunlukla doğal olarak korunmuştur. Havadaki son derece nadir değişiklikler, genel tasarımları geçici olarak değiştirebilir. 2012 itibariyle, topraklarda yaşayan gecekondu akını nedeniyle hatların bozulduğu söyleniyor. (2059) Rakamlar karmaşıklık bakımından farklılık gösterir. Yüzlercesi basit çizgiler ve geometrik şekillerdir. 70’den fazlası sinekkuşu, örümcek, balık, akbaba, balıkçıl, maymun, kertenkele, köpek, kedi ve insan dahil olmak üzere zoomorfik tasarımlardır. Diğer şekiller arasında ağaçlar ve çiçekler bulunur. (2060) Bilginler ve araştırmacılar, tasarımların amacını yorumlamada farklılık gösterirler, ancak genel olarak onlara dînî önem atfederler. (2061)

Nazca Çizgileri’ndeki figürler bir bütün olarak, yani bir figürün tamamı, sadece havadan görülebilir. Yerden bakıldığında, isterseniz bir dağın tepesinden bakın, bir figürü tümüyle görmeniz mümkün değildir. Bu anlamda Nazca Çizgileri, ancak 1920’lerde veya en geç 1930’larda uçaklar Nazca Çölü üzerinde düzenli olarak uçarken keşfedildi. Bunları ilk bildirenler, Perulu askerî ve sivil pilotlardı. (2062)

Nazca Çizgileri ilk olarak 1926 yılında bilimsel olarak tanımlandı. (2063) Ünlü kadın yazar Ursula Kroeber Le Guin (1929 – 2018)’in babası ve ünlü kadın yazar ve etnolog Theodora Covel Kracaw Kroeber Quinn (1897 – 1979)’in kocası olan ABD’li arkeolog ve antropolog Alfred Louis Kroeber (1876 – 1960), o yıl Peru gezisinde Nazca kültürünün seramiklerini keşfetti. Ama aynı zamanda yerdeki çizgileri de farketti ve bazılarını tarif etti. Metinleri, fotoğrafları ve çizimleri muhtemelen Nazca Çizgileri’nin ilk belgeleridir, fakat bunlar ancak 1998’de yayınlanmıştır. (2064) Aynı zaman içinde, 1926’da (2065) ve 1927’de (2066) Perulu arkeolog Toribio Mejía Xesspe (1896 – 1983), onları tepelerde yürüyüş yaparken gördü. 1939’da başkent Lima’da bir konferansta bunları tartıştı. (2067)

2005 yılında, M. Ö. 600 – M. Ö. 100 yıllarına ait 50 tane daha jeoglif bulundu. Yaklaşık 145 km²’lik bir alanda oluşturulan çizimlerin görüntüleri ilk kez sistematik olarak kayıt altına alındı. 2011 yılında Japonya’daki Yamagata Üniversitesi’nden Japon bilim insanları, bir insan kafası ve bir hayvanı tasvir eden iki figür de dahil olmak üzere 138 tane daha çizgi keşfettiler. Nispeten küçük oldukları için uçaktan pek görünmüyorlardı. (2068) Ekip, 2012’ye kadar 100 yeni jeoglif daha buldu. Mart 2012’de üniversite, bölgeyi önümüzdeki 15 yıl boyunca incelemek için uzun vadeli bir projeyle ilgili olarak sahada yeni bir araştırma merkezi açacağını duyurdu. (2069) Ardından 2018 ve 2020 yıllarında toplamda en az 50 çizim daha tespit edildi. (2070) Nazca Pampa ve çevresinde 143 yeni jeoglifin keşfi, 2019 yılında Yamagata Üniversitesi ve IBM Japonya tarafından duyuruldu. (2071) Bunlardan biri, makine öğrenimi tabanlı yöntemler kullanılarak bulundu. (2072) Kedi şeklini oluşturan çizgiler, 2020’de bir tepede keşfedildi. (2073) Figür erozyona meyilli dik bir yamaçta bulunuyor (2074) ve arkeologlar görüntüyü dikkatlice ortaya çıkarana kadar neden daha önce keşfedilmediğini açıklıyor (2075).

2018 yılında bulunan çizgilerin bir kısmı, bölgede M. S. 200 ilâ 700 yılları arasında hüküm süren Nazca kültürüne aitti. Ancak arkeologlar yeni çizgilerin birçoğunun, Nazca kültüründen daha önceki Paracas ve Topará kültürleri tarafından yapılmış olabileceğinden şüpheleniyorlar. Çoğu sadece tepeden görülebilen ikonik Nazca Çizgileri’nin aksine, eski Paracas jeoglifleri yamaçlara yapılmıştı ve dolayısıyla aşağıdaki köylerden görülebiliyordu. Bu iki kültür de farklı sanatsal konuları takip etmişti: Nazca Çizgileri çoğunlukla çizgilerden veya çokgenlerden oluşurken, yeni keşfedilen Paracas figürlerinin çoğu insanları tasvir ediyordu. Yeni jeoglifler, Paracas kültürü ve Paracas ile Nazca arasındaki geçişi işaret eden gizemli Topará kültürü hakkında önemli bilgiler veriyor. Ünlü Nazca Çizgileri yapılmadan yüzyıllar önce, bölgedeki insanlar devâsâ jeoglifler yapmayı deniyorlardı. (2076)

2019 yılındaki keşifte ise Nazca Çizgileri arasında gizemli bir uzaylı yaratık çizimi de var. Peru’daki gizemli Nazca Çizgileri çevresinde, 2019 yılında aralarında sıradışı yaratık betimlemelerinin de olduğu devâsâ boyutlarda 143 yeni jeoglif keşfedildi. 5 m’den 100 m boyutlarına kadar değişen 143 jeoglif, gizemli bir uzaylıkare başlı bir yaratıkkedi gibi görünen hayvanlardevâsâ iki başlı yılanlarbalıklar ve hatta dinozor gibi görünen yaratıklar gibi çeşitli hayvanları içeriyor. Yeni bulunan jeogliflerin M. Ö. 100 – M. S. 300 yılları arasında yapıldığı söyleniyor. Jeogliflerden biri, yerinde bir araştırma ile desteklenen “yapay zekâ teknolojisi” kullanılarak bulundu. (2077)

Bilim insanları, eski Nazca halklarının sınırlı teknolojik yetenekleri gözönüne alındığında, devâsâ jeoglifleri nasıl çizdiklerinin yanısıra, bu jeogliflerin kökenleri ve amaçlarıyla ilgili bir fikir birliğine varamadı. Bazıları, jeogliflerin eski bir Astronomi biçimi olabileceğini düşünürken, diğerleri Tanrılar’a hediye olarak verilmiş olabileceğini veya güvenli bir uzun mesafe yolculuğu sağlayan iyi bir şans sembolü olduğunu varsayıyor. (2078)

Günümüzde maalesef neredeyse bir “tekel” halini almış ana akım bilim ve arkeoloji çevreleri ne kadar inkâr ederlerse etsinler ve bu gerçeğin üstünü ortaya attıkları teorilerle örtmeye çalışırlarsa çalışsınlar, binlerce yıl önceki insanların çöle uzaylı resimleri ve gizemli yaratık resimleri çizmeleri, üstelik bunları da ancak havadan kontrol edilerek çizilebilecek şekilde çizmiş olmaları, başka hiçbir türlü açıklanamaz. Sadece bir hava teknolojisi kullanılıp havadan bakılarak çizilebilecek resimleri binlerce yıl önce yaşamış insanların çizmesinin ve üstelk bu çizimlerde uzaylı resimleri olmasının, kadim zamanlarda ve antik dönemde dünyadışı varlıklarla temas olduğu gerçeğinden başka hiçbir açıklaması olamaz.

2020 yılındaki keşifte ise, uzanmış bir kediyi tasvir eden yaklaşık 2000 yıllık devâsâ bir figür bulundu. M. Ö. 200 – M. Ö. 100 yılları arasına tarihlenen kedi figürü, birçok tasarımın görülebildiği doğal bir bakış açısı sağlayan tepelerden birine erişimi iyileştirmek için yapılan çalışmalar sırasında ortaya çıktı. Platform tamamlandığında ziyaretçilere bölgedeki pekçok jeoglifi birarada görme imkânı tanıyacak. Kedi 37 m uzunluğunda ve 30 cm ilâ 40 cm arasında değişen iyi tanımlanmış çizgilerle yapılmış. Arkeologlar, kedi figürünün M. Ö. 500’den M. S. 200’e kadar süren Paracas döneminin sonlarında yapıldığını söylüyor. Peru Kültür Bakanlığı, konuyla ilgili olarak, “Sözkonusu kedi jeoglifi güçlükle görülüyordu ve doğal erozyonun etkilerine açık, oldukça dik bir yamaçta yer aldığı için yok olmak üzereydi. Geçtiğimiz hafta, jeoglif temizlendi ve korumaya alındı. Profilden başı öne bakacak şekilde bir kedi figürü gösteriyor” açıklamasında bulundu. (2079)

Gizemli Nazca Çizgileri’nin neden yaratıldığını açıklamak için çeşitli teoriler ve hipotezler geliştirilmiştir. Alman Arkeoloji Enstitüsü (Deutschen Archäologischen Institut), bu konuda “sayısız derecede ve kısmen fantastik hipotezlerden” sözediyor. (2080) Yorumlar çoğunlukla dînî bir arkaplana dayanmaktadır. Bazı açıklamalar sulama sistemleriyle veya suyun kuru ortamdaki önemiyle bağlantılı olduğunu varsayar, bazıları ise astronomiyle bağlantılı olduğunu düşünür. Yani bazı doğruların yönleri ile gündönümü noktaları arasında bağlantılar vardır. Antropologlar, etnologlar ve arkeologlar, çizgilerin ve figürlerin amacını belirlemeye çalışmak için antik Nazca kültürünü incelediler. Bir hipotez, Nazca halkının onları gökyüzündeki Tanrılar tarafından görülmeleri için yarattığıdır. ABD’li tarih profesörü ve diplomat Paul August Kosok (1896 – 1959) ve Alman doğumlu Perulu arkeolog, matematikçi ve öğretmen Maria Victoria Reiche Grosse-Neumann (1903 – 98) gibi bazı bilim insanları da, diğer antik kültürlerin anıtlarında yaygın olduğu gibi, astronomi ve kozmoloji ile ilgili bir amaç geliştirdiler. (2081) Maria Reiche, figürlerin bir kısmının veya tamamının takımyıldızları temsil ettiğini iddiâ etti. 1998’e gelindiğinde, Reiche’nin koruması altında olan ve Chicago’daki Adler Planetarium’da kıdemli astronom olan Phyllis B. Pitluga (? – halen hayatta), hayvan figürlerinin “göksel şekillerin temsilleri” olduğu sonucuna vardı. Pitluga, bunların “takımyıldızların şekilleri değil, Samanyolu’nun parıldayan genişliğindeki düzensiz şekilli koyu lekeleri, karşı takımyıldızlar olarak adlandırılabilecek şeyler” olduğunu ileri sürdü. (2082)

2000 – 2500 yıl önce Peru’da yaşamış yerli toplulukların astronomi ile bu derece hemhal olması, uzaydaki ve evrendeki gökcisimlerini çizmeleri, dünyadışı varlıkların resimlerini yapmaları ne anlama geliyor? Üstelik bunlar da, havadan bakılmadan çizilmesi mümkün değilken! Bunun değerlendirmesini siz sevgili okurlara bırakıyorum.

Figürler çok yüksekten görülebilecek şekilde yapıldığından, “antik astronot” hipotezi ile ilişkilendirilmiştir. 1968 yılında İsviçreli yazar Erich Anton Paul von Däniken (1935 – halen hayatta), Nazca Çizgileri’nin ve figürlerinin “uçaklardan gelen talimatlara göre yapılabileceği” ve “daha uzun ve daha geniş çizgilerin uzay aracı için pistler olabileceği” fikrini popülerleştirdi. (2083)

1977 yılında Perulu arkeolog Alberto Rossell Castro (? – ?), jeogliflerin çok işlevli bir yorumunu önerdi. Bunları üç gruba ayırdı: İlki sulama ve tarla bölünmesine bağlı yollar, ikincisi höyük ve höyüklerle bağlantılı eksenler olan çizgiler ve üçüncüsü astronomik yorumlara bağlıydı. (2084)

Mısır ve Ortadoğu konusunda uzmanlaşmış olan Mısır doğumlu İsviçreli sanat tarihçisi ve gazeteci Henri Stierlin (1928 – halen hayatta), 1983 yılında Nazca Çizgileri’ni, arkeologların Paracas kültürünün sarmalanmış mumyalarını buldukları antik tekstillerin üretimine bağlayan bir kitap yayınladı. İnsanların, bölgeye özgü son derece uzun ipleri ve geniş tekstil parçalarını üretmek için ipleri ve trapezleri dev, ilkel dokuma tezgâhları olarak kullanmış olabileceklerini iddiâ etti. Teorisine göre, figüratif desenler (daha küçük ve daha az yaygın) sadece ritüel amaçlıydı. (2085)

1987 yılında ABD’li arkeolog ve antropolog Johan Reinhard (1943 – halen hayatta), dağlara ve diğer su kaynaklarına tapınmanın, antik çağlardan yakın zamana kadar Nazca dîninde ve ekonomisinde baskın olduğunu gösteren arkeolojik, etnografik ve tarihsel veriler yayınladı. Çizgilerin ve figürlerin, doğrudan ekinlerin başarısı ve üretkenliği ile ilgili olan suyun mevcudiyeti ile ilişkili Tanrılar’a ibadeti içeren dînî uygulamaların bir parçası olduğunu teorileştirdi. Çizgileri, bu Tanrılar’a ibadet edilebilecek yerlere giden kutsal yollar olarak yorumladı. Figürler, su sağlamada Tanrılar’ın yardımını çağırmak için tasarlanmış hayvanları ve nesneleri temsil eden sembollerdi. Bireysel jeogliflerin çoğunun ise kesin anlamları bilinmemektedir. (2086)

Diğer teoriler, geometrik çizgilerin su akışını veya sulama planlarını gösterebileceği veya “suyu çağırma” ritüellerinin bir parçası olabileceğiydi. Örümcekler, kuşlar ve bitkiler “doğurganlık” sembolleri olabilir. Ayrıca çizgilerin “astronomik bir takvim” işlevi görebileceği de teorileştirildi. (2087)

ABD’li araştırmacı ve kâşif Jim Woodmann (1931 – halen hayatta)rakamları düzgün bir şekilde gözlemlemek için bir tür uçuş olmaksızın Nazca Çizgileri’nin yapılamayacağını kesin olarak kanıtlamıştır. Öyleyse bu uçuş imkânlarına sahip olmayan binlerce yıl önceki insanlar bunları nasıl yaptılar? Mevcut teknoloji üzerine yaptığı araştırmaya dayanarak, inşaat sırasında bir sıcak hava balonunun mümkün olan tek uçuş aracı olduğunu öne süren Woodmann, bu hipotezi test etmek için, Nazca halkının kullanımına açık olduğunu anladığı malzeme ve teknikleri kullanarak bir sıcak hava balonu yaptı. Balon bir moddan sonra uçtu. (2088)

Ve sıkı durun: 3 Kasım 2017 tarihinde bilim insanları tarafından yapılan açıklamada, Nazca’da bulunan mumyaların uzaylılara ait mumyalar olduğu bildirildi. Nazca’da yapılan arkeolojik kazı sırasında bulunan ve bir süredir üzerinde araştırmalar yürütülen 3 parmaklı ve uzun kafalı mumyaların arkasındaki sır perdesi aralandı. M. Ö. yaşamış insanlar olduklarına inanılan mumyalarla ilgili çarpıcı bir açıklama yapan bilim adamları, bu mumyaların uzaylılara ait olduklarını söylediler. (2089)

Konuyla ilgili çalışan iki uzman bilim adamı olan Jose Benitez (? – halen hayatta) ve Edson Vivancoa (? – halen hayatta)’nın bu ilginç açıklamaları, insanın evrende yalnız olduğu yanılgısını bir kez daha sorgulatacak cinsten.

Peru’da bulunan mumyalar uzun süre konuşulmuştu. Nazca kentinde bir mağaranın içinde araştırmalarına devam eden uzmanlar 3 parmaklı ve uzun kafatasına sahip mumya bulmuştu. Mumyaların bulunduğu mağarada gizemli beyaz bir toz olduğunu belirten uzmanlar, bu keşiften sonra ikiye ayrıldı. Birçok yetkili ve bilim insanı mumyalanmış buluntuların sahte olduğunu söyleyerek, “İnsanları kandırmak için internete konulmuş bir görüntü bu” ifadesini kullandı. Fakat İngiliz basınına farklı zamanlarda konuşan iki yetkili ise görüntülerdeki mumyaların uzaylılara ait olabileceğini söyledi. Dr. Edson Vivancoa, “Araştırmaya dahil oldum ve yapılan incelemeler sonucunda mumyanın bazı noktalarının uzaylı olabileceğini tespit ettik” dedi. Uzmanlığını kemik üzerine yapan Vivancoa, insan DNA’sının tespit edildiğini ancak kalıntıların dış dünyadan gelmiş olabileceğini söyledi. Dr. Jose Benitez de tartışmalara dahil oldu. Benitez, İngiliz UFO uzmanı Steve Meera (? – halen hayatta) ile Peru’ya giderek olay yerini inceledi. Medyaya konuşan Benitez, “Ben vücûdun farklı noktalarında garip detaylar farkettim. Başlangıçta sıradan bir vücûda benziyor fakat yakından bakınca kafanın daha büyük olduğunu, gözlerin daha geniş olduğunu, burnun daha ufak olduğunu ve kulaklarının olmadığını görüyoruz. Kemik yapısı da daha farklı” dedi. Benitez, sadece 3 el ve ayak parmağı olduğunu söylerken, “Beyaz toz onları çok garip bir şekilde sarmalıyor. Toprağın çok özel bir karakteristiği var, kuruyor ve dokuların korunmasını sağlıyor. Bu sırada böceklerin uzak durmasını sağlıyor” dedi. Olayla ilgili inceleme başlatılmasını talep eden Benitez, “Bu çok önemli bir keşif. Doğal yollarla insana tamamen benzeyen ancak bir yandan da tamamen farklı bir varlıktan sözediyoruz” değerlendirmesinde bulundu. (2090)

Böylece ana akım bilim çevrelerinin yıllardır ısrarla ve inatla inkâr ettikleri, ortaya başka teoriler atarak manipüle etmeye çalıştıkları “Nazca Çizgileri’nin dünyadışı varlıklarla ilişkisi” bizatihi bilimsel olarak kanıtlandı ve yıllardır alay edilen, itibar kaybına uğratılmaya çalışılan “antik astronot” savunucuları haklı çıktılar.

     ■ Tiwanaku Güneş Kapısı

Antik astronot savunucularının kanıt olarak sundukları bir diğer antik eser, Bolivya’da bulunan Tiwanaku Güneş Kapısı’dır.

Bugünkü Bolivya topraklarında pre-Inka (İnka-öncesi) dönemde kurulmuş uygarlıklardan biri, Tiwanaku Uygarlığı (M. Ö. 1500 – M. S. 1200)’ydı. Tam 2700 yıl yaşayan Tiwanaku kültürü, Güney Amerika’daki en uzun ömürlü kültürlerden biri olarak kabul edilir. M. S. 1200’lerde Tiwanaku şehri, Altiplano Platosu olarak adlandırılan bölgeyi içeren bir And devletinin başkentiydi. Bolivya’nın batısındaki La Paz bölgesinde, Titikaka Gölü’nün 15 km güneydoğusunda bulunan bu şehir, Titikaka Gölü çevresinde İnka-öncesi kültürün dînî ve yönetimsel merkeziydi. (2091)

İnka-öncesi bir arkeolojik sit alanı olan Tiwanaku’nun yüzey kalıntıları yaklaşık 4 km²’lik bir alanı kaplıyor ve süslü seramikler, anıtsal yapılar ve megalitik blokları içeriyor. Eski şehrin sadece bir kısmı ortaya çıkarıldı ve arkeologlar tarafından incelenmeye devam ediliyor. Sitenin nüfûsu muhtemelen M. S. 800 civarında 10.000 ilâ 20.000 arasında kişi ile zirveye ulaşmıştı. (2092)

Başkentin inşaat özellikleri benzersiz ve görkemlidir. Planlı mimarlar, tekil bir basit çizimle cömert tapınaklar tasarladılar, mühendisler duvarların eğimlerini hesapladılar ve mükemmel bir şehir planlama tekniği ile yağmur suyunu ve kanalizasyonu ortadan kaldırmak için yüzey ve yeraltı kanal ağları oluşturdular. Taş ustaları muhteşem değere sahip taşları kestiler. Metalürji uzmanları anıtların kapılarını güneşte parıldayan altın metallerle kaplamayı başaran ikonografik kısmalar için plakalar yaptılar. Bilgeler tapınakları astronomik olarak şaşırtıcı bir hassasiyetle yönlendirdiler. Kalabalık insan topluluğu ise taşları uzaktaki ocaklarında kesip şehre taşıdılar. (2093)

Titikaka Gölü’nde bir limanı vardı. AstronomiMatematik ve Coğrafya bilgisine sahip idiler. Bu onların doğanın güçlerini kontrol etmelerine ve gizemlerini daha iyi açıklamalarına imkân tanıdı. Birçok saraylar, tapınaklar, kaleler hatta piramitler inşâ ettiler. (2094)

Bazı araştırmacılar, Tiwanaku Güneş Kapısı’nın, uzaylıların Tiwanaku’ya müdahale etmiş olabileceğinin bir işareti olduğunu söylüyorlar ve Tiwanaku’nun anıtsal yapılarının uzaylılar tarafından lazerle yapılmış olabileceğini düşünüyorlar. (2095) İsviçreli yazar Erich von Däniken’e göre, atalarımızın bunu tek başına yapması mümkün değil. (2096) Zirâ Bolivya’daki Tiwanaku Güneş Kapısı, inşaatçıların dünyadışı olması gerektiği sonucunu veriyor. Tiwanaku’nun ağır monolitlerinin çok sayıda kilometreden taşınmış olduğu gerçeği bunu gösteriyor. (2097) ABD’li arkeolog Alexei Vranich (1968 – halen hayatta), antik astronotlara, Pumapunku’nun doğrulanmış ve iyi korunmuş bir analoğunun bulunacağını ve bu sağlam kanıtla en azından “biraz rahatsız edici”, ısrarcı olanı birleştirmenin mümkün olacağını söyledi. Antik astronot meraklılarının iddiâları küçük bir noktayı çürütüyor. Pumapunku’yu, kısmen şekil ve tasarımında yerel ataları olmadığı fikrine dayanan dünyadışı teknolojinin en iyi örneği olarak göreceklerdi. (2098)

Bazı araştırmacılar, Tiwanaku Güneş Kapısı’nın kabartma motifleriyle ilgili olarak şunları iddiâ ediyor: “Tihuanaco Efsanesi ve Güneş Kapısı’nın üçgen çatısındaki yazıt, ilk annenin dünyaya çocuk doğurmak için indirdiği bir uzay gemisinden bahseder.” (2099)

Ancak kimi etnologlar bu iddiânın savunulamaz olduğunu, çünkü böyle bir sürecin hiçbir şekilde sunulan motiflerden ortaya çıkmadığını ve bu iddiâ için hiçbir kanıt bulunmadığını ileri sürüyorlar. (2100)

     ■ İka Taşları

Antik çağlarda dünyadışı varlıkların dünyamızla ve insanlıkla teması konusunda savunucuları tarafından delil olarak gösterilen bir diğer arkeolojik eser de yine Peru’da bulunan İka (Ica) taşlarıdır. İka (Ica) taşları, Peru’nun Ica ilinde bulunan ve çeşitli diyagramlar taşıyan oyulmuş bir andezit taşları koleksiyonudur. Bazılarında dinozor tasvirleri ve ileri teknoloji olduğu iddiâ edilen şeyler var. (2101)

Ki dinozorların keşfi, ilk olarak 17. yy’dadır. (2102) Bunun, Yunanca’da “korkun甓korkunç derecede büyük” veya “güçlü” anlamlarına gelen “deinós” (δεινός) kelimesi ile “kertenkele” veya “sürüngen” anlamına gelen “saũros” (σαῦρος) kelimesinin birleşiminden oluşturularak “korkunç kertenkele” anlamında “dinozor” olarak isimlendirilmesi ise, ancak 19. yy’dadır. (2103)

     Peki öyleyse, binlerce yıl önce Perulu yerliler dinozorları nereden biliyorlardı? Hadi fosil bulduklarını kabul etsek bile, bu kemiklerden yola çıkarak, bunların canlı hallerini günümüz modern bilimin çizdiği şekille birebir aynı nasıl çizebilmişlerdi? Hem de andezit taşlar üzerine! Yani o zamanki teknolojiyle o taşların üzerine bu ustalıkla çizim yapmaları ayrı bir garabet, dinozorları biliyor oluşları ayrı bir garabet! Dünyadışı varlıklar olayını bir tarafa bıraksak ve sırf bilim çevreleri gücenmesin diye (çok nazlıdırlar mâlumunuz, söyledikleri bir şeyi kabul etmediğinizde hemen küsüyorlar) bu iddiâları “deli saçması” ve “yalan” kabul etsek bile, bu durumda da bilim başka bir konuda yine yalanlanıyor. Zirâ bu durumda bilim, “dinozorların soyu insandan çok önce tükendi” derken kesin olarak yanılıyor demektir.

İka taşları, 1961 yılında keşfedildi. İlk taşların, 1961’de Rio Ica’nın nehir yatağındaki şiddetli sağanak yağışlardan sonra Kızılderililer tarafından bulunduğu söyleniyor. Taşlar, 1961’de doğum günü için bir taş alan Perulu doktor Javier Cabrera Darquea (1924 – 2001) aracılığıyla tanındı. Kendi ifadesine göre cerrah Javier Cabrera, taşların birçoğunu bu Kızılderililer’den hediye olarak aldı ve en geniş koleksiyonlardan birine sahip. Taşın üzerinde tasvir edilen canlı, Cabrera tarafından milyonlarca yıl önce yaşadığına inanılan soyu tükenmiş bir balık olarak tanımlandı. (2104) Cabrera’nın babası 1930’larda benzer taşları toplamaya başlamıştı ve Peru tarihöncesine olan ilgisine dayanarak Cabrera daha fazlasını toplamaya başladı. O’nun keşfi, daha az başarılı iki eser koleksiyoncusu olan Carlos Soldi (? – ?) ve Pablo Soldi (? – ?) kardeşlerin ilgisini çekti. Ancak Cabrera’ya benzer 341 taş satmayı başardılar. Kısa bir süre sonra Cabrera, Basilio Uschuya Mendoza (1935 – 2003) adında bir çiftçi olan başka bir tedarikçi buldu. Bunlar ve birkaç başka kaynakla Cabrera, 35 yılda yaklaşık 15.000 oyulmuş taştan oluşan bir koleksiyon oluşturmayı başardı. (2105)

İka taşlarının kaşifi olan Javier Cabrera, konuyla ilgili olarak, 1976 yılında taşların kökeni ve anlamı hakkındaki teorilerini kaleme aldığı “El Mensaje de las Piedras Grabadas de Ica” (İka’nın Oyulmuş Taşlarının Mesajı) adlı bir kitap yayınladı. Kitapta, taşların, insanın en az 405 milyon yaşında olduğunun kanıtı olduğunu ve “gliptolitik insan” diye tanımladığı insan türünün ise başka bir gezegenden insanlar olduğunu savundu. Cabrera, kitabında açıkça, “Bilişsel kodların son derece zeki primatlara nakli yoluyla, uzaydan gelen gelişmiş akıllı varlıklar, dünyada yeni insanlar yarattı” dedi. (2106)

İka taşları, Cabrera tıp kariyerini bırakıp 1996’da birkaç bin taşı içeren bir müze açtığında daha büyük ilgi gördü. (2107)

Taşlar andezitten oluşmaktadır. Boyutları 3 cm × 2, 5 cm × 1, 5 cm ile 40 cm arasında değişmekte. Ayrışma sonucunda ince bir patina geliştirmişler. Ayrışmanın feldispatın bir kısmını kile dönüştürdüğü ve mohs mineral sertliği ölçeğinde 3 ilâ 4 arasında derecelendirilen, çizilebilen daha yumuşak bir malzemeyle sonuçlanan bir ayrışma kabuğundan oluşuyor. Çeşitli görüntülerle sığ bir şekilde oyulmuştur; bazıları doğrudan oyulmuş, diğerleri arka planı kaldırarak görüntüyü kabartmada bırakmıştır. Görüntüler, bir çakıl taşının bir tarafındaki basit resimlerden çok karmaşık tasarımlara kadar çeşitlilik gösteriyor. Bazı tasarımlar ParacasNazcaTiwanaku veya İnka kültürlerine ait olduğu kabul edilebilecek tarzlardadır. (2108)

Resimlerden bazıları çiçeklere, balıklara veya çeşitli türlerde canlı hayvanlara ait. Diğerleri dinozorlar hakkında bilgi, gelişmiş tıbbî çalışmalar ve haritalar gibi beyaz işgal öncesi sanatta anakronistik olacak sahneleri tasvir ediyor gibi görünüyor. (2109)

Taşların üzerinde, bazıları yumruk boyutunda ve bazıları yaklaşık 80 cm çapa kadar olan çok sayıda sahne tasvir edilmiştir. Bu resimler ve sahneler şunlardır:

* Dinozorlar (insanlara saldırırken veya yardım ederken) (2110)

* İleri teknoloji (teleskoplar, uçak, uzay aracı) (2111)

* İleri tıbbî müdahaleler (kalp veya beyin ameliyatları, kürtajlar) (2112)

* Haritalar (Kuzey Amerika ve Güney Amerika ayrı ve iki ek kıta olarak) (2113)

* Pornografi (homoerotik seks) (2114)

Bazı sahneler birkaç şekilde yorumlanabilse bile, yaratıcılarının bir bütün olarak ele alındığında anakronistik olan nesneler ve eylemler hakkında bilgi sahibi olduklarını kesinlikle gösterirler.

Taşların nehir yataklarında ve yıkanmış mağaralarda bulunduğu iddiâ edildi. Herhangi bir organik madde içermediklerinden, radyokarbon tarihlemesi yapılamıyor. Başka bir radyometrik tarihleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı ise bilinmemekte. 1966 yılında Peru Ulusal Teknik Üniversitesi’nden bilim insanları, gravürlerin yüzey oksit tabakasını analiz ettiler ve gravürleri kaplayan tabakanın 10.000 yıldan daha eski olması gerektiği sonucuna vardılar. Ancak bu katman da dövülebilir. Konumları bilinmediği için yüzeydeki tabakalardan da taşların yaşını belirlemek mümkün değildir. Kökeni bilinen nadir durumlar dışında, taşları tarihlendirmenin güvenilir bir yolu yoktur. (2115)

Taşlar, bazı Young-Earth yaratılışçıları tarafından, insanların dinozorların yakınında veya dinozorlarla aynı dönemde yaşadığını iddiâ etmek için kullanıldı. Bu, dinozorların yok olmasının insanlıktan yaklaşık 66 milyon yıl önce olduğuna dair bilimsel teorilerle çelişiyor. (2116)

Bazı taşlar, kısmen insanlarla birlikte dinozor benzeri yaratıkların temsillerini gösterir. Ancak, modern zamanlara kadar dinozorların görünümü fosillerden yeniden oluşturulmadığından, eski kültürlerin dinozor görünümü hakkında hiçbir bilgisi olamazdı. Bu nedenle bazı yaratılışçılar, bunu dinozorlarla insanın birarada yaşadığının kanıtı ve dolayısıyla evrim teorisinin doğruluğuna karşı bir argüman olarak görmektedirler.

2010 yılında, gizemli konular üzerine çalışan Alman araştırmacı ve yazar Lars A. Fischinger (1974 – halen hayatta), 2002 sonbaharında Maria del Carmen Olazar Benguria ve Feliy Arenas Mariscal’ın yanısıra İspanya’dan Madrid Özerk Üniversitesi (Universidad Autonoma de Madrid) uzmanlarının Ocucaje kentinde çöl zemininde gerçek taşlar aradıklarını bildirdi. Aradıklarını 2 m derinlikteki Cerro Blanco Dağı’nda buldular ve bulgularını 15 Ekim 2002’de üniversitede incelediler. Madrid Özerk Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen termolüminesans tarihlendirmesine göre, yeni taşların karbonat yapışması 99.240 ilâ 61.196 yıl (5000 ilâ 8000 yıl sapma faktörü) idi. (2117)

Antik astronot savunucuları, taşları, diğer gezegenlerden insanlara getirilen kayıp, gelişmiş bir uygarlığın kanıtı olarak kullanmaya çalıştılar (2118) ve taşların, eski mitlerin doğru tarihler olduğunun, hiçbiri bir konum olmadığının kanıtı olarak ileri sürdüler. Bunu da bilimsel veya akademik topluluklarda savundular, haklı olarak. (2119)

Birçok araştırmacıya göre ve insanların da büyük çoğunluğuna göre, bunlar, Ülker (Süreyya) takımyıldızlarından gelen, “Nazca uzay limanı”na inen “dünyadışı gliptolitik gezginler” tarafından bir milyon yıl önce yapılmış taşlardır. (2120)

“Gliptolitik gezginler” veya dünyadışı bir ırk için “gliptolitik adamlar” terimi, İka taşlarının kaşifi Perulu doktor Javier Cabrera tarafından icat edildi. Bu gezegene uzun zaman önce geldiklerini, dinozorlarla ve genetik olarak tasarlanmış modern insanlarla birarada yaşadıklarını varsayıyordu. Ondan sonra, felaket gelmeden önce başka bir gezegene gittiler. Bazı araştırmacılar için bu görüş ve kısmen yüksek teknolojik bir toplumu gösteren taşlardaki görüntüler, tarihöncesi dünyadışı temasların kanıtıdır. Kadim zamanlarda ve antik çağlarda dünyadışı gelişmiş uygarlıklarla temas olmuştur ve bu gerçek, kanıtlarıyla ortadadır. (2121)

     ■ Quimbaya Altın Jet Uçağı

Bugünkü Kolombiya topraklarında, antik bir mezarlık alanında, Quimbaya Uygarlığı (M. Ö. 500 – M. S. 1600)’na ait ve 100 – 1100 yıllarına tarihlenen Quimbaya ve Tolima tarzı birçok altın takı bulundu. Bu takılar arasında en ilginci ve kafaları bir hayli karıştıran, minyatür bir altın jet uçağıdır. Evet, 12. yy’da yapılmış ve altından yapılmış bir jet uçağı. (2122)

Üstelik son derece mükemmel ve günümüz modern jetlerinden bile daha modernize bir uçak. Bırakın uçağı, daha odur arabanın bile olmadığı 12. yy’da, Kolombiya yerlileri böyle bir takıyı hem de altından nasıl ve niçin yapmışlardı?

Quimbaya Uygarlığı, bugünkü Kolombiya topraklarında beyaz işgal öncesi kurulmuş, altın işletmeliği ve kuyumculuk sanatında gelişkin, İspanyollar’ın işgaliyle varlıkları son bulan son derece ileri bir uygarlıktı. Quimbaya kültürünün coğrafî alanı, Río Cauca’nın orta kesimlerinde, kabaca günümüz QuindíoCaldas ve Risaralda bölümlerine denk geliyordu. (2123) Bu uygarlığın tarihi, Erken Quimbaya (M. Ö. 500 – M. S. 700) ve Geç Quimbaya (700 – 1600) diye ikiye ayrılır. (2124)

Tipik Quimbaya kuyumcularının eserleri yaklaşık % 40 – 54 altın, % 33 – 50 bakır ve % 4 – 14 gümüş içerir. (2125)

Nesneler sadece birkaç santimetre boyundadır, torpido şeklinde bir gövdeye, delta şeklinde yan kanatlara ve dikey bir kuyruk yüzgecine sahiptir. Bu türdeki nesnelerin çoğu ülkenin başkenti Bogota’daki Altın Müzesi (Museo del Oro)’nde, bir kısmı da Almanya’nın başkenti Berlin’deki Etnoğrafya Müzesi (Ethnologisches Museum) ile Hansestadt Bremen şehrindeki Bremen Denizaşırı Müzesi (Überseemuseum Bremen)’nde saklanmaktadır.

Bu medeniyetlerin yapmış olduğu bu minik antik uçaklar, kafalarda soru işaretleri oluşturuyor. Bırakın uçmayı, taşıta binmeyi bile aklına getiremeyecek seviyedeki medeniyetlerin altından minyatür bir uçak yapması kafaları karıştırıyor. Bu heykellerin bir süre sonra günümüzdeki modern uçakların aynısı olduğu tespit edildi. Kanatları, kuyruğu ve iskeleti olan uçak heykeller, aerodinamik açıdan da kusursuzdu. Heykellerin uçan prototipini yapan Alman araştırmacılar, prototiplerin uçabildiğini kanıtladı. Figürlerin bireysel bileşenleri, doğal olmayan şekillere sahiptir. Delta kanatlar, dikey kuyruk yüzgeci gibi. Bu nedenle, o zamanın yerlileri tarafından gerçek modellere dayalı olarak yapılmış uçak modelleridir. (2126)

Bütün bunlar, İnka ve Quimbaya kültürlerinin, modern reaktif uçaklar inşâ edebilecek olan kişilerle (en muhtemel dünyadışı kökenli) temas halinde olduğu varsayımına yol açtı ve belki de kendileri bu teknolojiye sahipti.

Yoksa, 12. yy’da bu insanlar böyle modernize uçakları nasıl yaptılar? Ki, böyle şeylerden haberlerinin dahi olmaması gerekiyor.

İlginç ve bu sır hâlâ çözülebilmiş değil.

     ■ Astronot Çizimli Maya Sikkeleri

Sular durgunken 2012 yılında Meksika’da ortaya çıkan Maya sikkeleri ortalığı bir hayli ayağa kaldırdı. Ülkenin güneydoğusunda Campeche ilindeki Calakmul (Oxte’Tun) arkeolojik sitesinde bulunan sikkelerin üzerinde astoronot benzeri bir varlık ve açık şekilde UFO’lar bulunuyordu. (2127)

Petén Havzası bölgesinin ormanlarının derinliklerindeki ve Guatemala sınırına 35 km mesafedeki bu Maya arkeolojik alanında gerçekleştirilen keşif, çoğu insanı hayrete düşürdü. Sikkelerin gizemi hâlâ çözülemedi.

     ■ Ekvador Antik Astronotları

Ekvador topraklarında 2000 yıllık astronot heykelleri bulundu. (2128)

Heykellerin sırrı hâlâ bir gizem. Bu konuda yığınla teori ve spekülasyonlar bulunuyor.

     ■ Gizemli Betz Küresi

Son yüzyılın en ilginç keşiflerinden biri, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Florida eyaletinde, eyaletin kuzeydoğu kıyılarındaki bataklıklar arasında kuru zeminde, güzel yosun kaplı ağaçlar ve tropik bodurlarla iyi bir şekilde bezenmiş bir ada olan Ft. George Adası’nda bulunmuş olan Gizemli Betz Küresi’dir.

Adadaki konutlarında sıradan bir hayat yaşayan kendi halinde bir aile olan Antoine Betz – Jerri Betz çifti ve 21 yaşındaki oğulları Terry, 27 Mart 1974 günü konutlarının yakınında bir gün önce çıkan bir çalı yangınını araştırmak için yangın mıntıkasına gittiler. Yangın, 35 orman hektarını tahrip etti. Aile, mıntıkadaki gezilerinin 4. saatinde, bir ağacın 3 m kadar ilerisinde bowling topu büyüklüğünde küçük bir metal küreye rastladı. İlk düşündükleri, kürenin “Yeni Dünya fatihlerinden” (1492 beyaz işgalcilerden) kalan bir top mermisi olduğuydu. Ya da hasarlı bir NASA cihazının veya Sovyet uydusunun ormana düştüğünü düşündüler. Şaşırtıcı bir şekilde, yangın sırasında küre zarar görmemişti, ancak yanmış korunun merkezinde bulunmuştu. Küreyi evlerine götürmeye karar verdiler. (2129)

Küre 20 cm çapında küçük bir metal küre ve 9, 6 kg ağırlığında. (2130)

Birkaç gün sonra, evin genç oğlu Terry evde gitar çalıyordu. Küre, gitarın sesine tepki veriyor gibiydi. Bir zonklama sesi çıkardı. Daha sonra kürenin kendi kendine yuvarlandığı ve hatta kendi kendine durduğu ve yön değiştirdiği farkedildi. Terry küre ile deneyler yapmaya başladı. Çekiçle vurulduğunda kürenin ses çıkaracağını farketti. Ayrıca kürenin sallandıktan ve yere konduktan sonra hareket edeceğini gördü. Betz ailesi, kürenin birkaç kez kendi başına hareket ettiğini ve evin etrafındaki insanları kendi başına takip edeceğini keşfetti. Sonunda, küreyi bir sandıkta sakladılar ve sadece arkadaşlarına ve ailelerine göstermek için çıkardılar. (2131)

Kürenin benzersiz özellikleri bunlarla da sınırlı değildi. Aile, daha ev araştırması sırasında, topun bumerang özelliklerine sahip olduğunu keşfetti. Düz yüzeyde küreye çarparsanız üzerine küçük duraklamalarla 10 dakikadan fazla süreyle sarabilirsiniz, ancak sonunda başlangıç ​​noktasına dönersiniz. Garip küre hava koşullarına karşı da duyarlıydı. Onu alıp gölgelik bir yere koyduğunuzda mutlaka hareket ediyor ve güneşlik bir yere ulaşmaya çalışıyordu. Kürenin çıkardığı ilginç ses, evin köpeğini de korkutmaya başlamıştı. Köpek bir süre sonra patileriyle yüzünü kapatmaya, duymamak için kulaklarını kapatmaya başladı. Aile, köpeklerinin daha önce hiç böyle birşey yapmadığını söylüyordu. Aile, kürenin böyle açıklanamaz güçler sergilemesi karşısında şaşkına dönmüştü. Onun üzerinde deneyler yapmayı da ihmal etmediler. Bir keresinde onu alıp masanın üzerine koymuş ve kürenin yere düşmeden sürekli hareket halinde olduğuna şahid olmuşlardı. Yine bir başka deneyde, küreyi pürüzsüz cam bir yüzeye koyup düşmesi için onu yuvarladılar ancak küre yine camın bittiği yere gelmeden durdu. (2132)

Ev sahipleri iyice şaşkınlık yaşıyordu. Sonunda Betz ailesi bu gizemli kürenin ne olduğunu anlamak ve kamuoyuna duyurmak amacıyla medya ile temasa geçti. Küreyi ilk inceleyenlerden biri, paranormal olaylarla ilgili radyo programları yapan Ron Kivett (1943 – halen hayatta) oldu. Kivett küreyi gözlemledikten sonra onun hareket ettiğini ve tuhaf davrandığını doğruladı. Betz ailesi gibi O da kürenin dünyadışı bir kökeni olduğunu, kozmik bir zekâ tarafından opak olarak bir amaç için yapılmış bir cihaz olduğunu belirtti. (2133)

Kürenin ünü yayılmaya başladı ve ABD’deki ulusal medyada, televizyonlarda haber oldu. Gazetecilerden bir gün sonra, eve önemli bir isim olan Louisiana Araştırma Kurumu’ndan Carl Willson (1943 – 2019) geldi. Willson 6 saat boyunca küreyi inceledi ve güçlü bir manyetik alana sahip olduğunu iddiâ etti. O’na göre bu garip fenomenin zihin bükücü özellikleri vardı. Küre çelikten biraz farklı, bilmediğimiz bir element içeriyordu. (2134)

1974 yılı Amerika’sında yaşayan çoğu insan yıl boyunca bu olayı konuştu. Kürenin etkisi çığ gibi büyüdü ve en sonunda ABD hükûmeti küreye el koymak zorunda kaldı. ABD Deniz Piyade Kolordusu ve NASA, Betz ailesi ile iletişime geçti. Bilim insanlarının incelemesi için küre, bir bilim toplantısına getirildi. Fakat hikâyenin belki de en saçma kısmı burada başlıyor…

Gizemli Betz Küresi’nin bugün nerede olduğunu ya da bu kürenin gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor. Küreyi inceleyen bilim insanlarından biri, kürenin açılmaması konusunda herkesi uyardı. İncelemeyi yapan bilim insanı, kürenin içinde tehlikeli maddelerin bulunduğunu ve açılması durumunda atom bombası gibi patlayabileceğini söyledi. (2135)

Her zaman dediğim gibi: Dünyada en iyi hikâye uyduran iki kesim, dîn adamları ve bilim adamlarıdır. Kendi savundukları şeyleri kabul ettirmek ve aksi düşünceleri çürütmek (!) için dîn adamlarından ve bilim adamlarından daha iyi masal uyduran kimse yoktur. Bilim adamlarının uydurduğu hikâyeleri eğitim kurumlarında (okul, üniversite, akademi), dîn adamlarının uydurduğu hikâyeleri de ibadethanelerde (cami, kilise, sinagog) dinlersiniz. Ve çocukluk yaşından başlayarak bütün hayatınız boyunca bu iki cenahın masallarını dinleyerek yaşarsınız.

     ■ Kızılderili Hopi ve Zuni Kabilelerinin Uzaylı Mağara Resimleri ve Kökenlerinin Dünyadışı Olduğuna Dair Geleneksel İnançları

Amerika’nın kuzeyinde yaşayan iki Kızılderili kavmi olan Hopi ve Zuni kabilelerinin çölde bulunan “kachinas” (rûh varlıkları) mağara resimleri, bilim dünyasının oldukça dikkatini çekmiştir. Hopiler ve Zuniler, kabilelerinin kökenlerini “yıldız insanlarla” ilişkilendiriyorlar. Başka yerlerdeki benzer gravürler, dünyadışı varlıkların birçok farklı antik uygarlığı ziyaret ettiğinin kanıtı olarak işaret ediliyor. (2136)

Hopiler ve Zuniler, dünyanın üç kez yıkım geçirmiş olduğuna inanırlar. Üçüncü yıkımda başrolü su oynamıştır. Tüm evrenin titreştiğini, titreşim içinde olduğunu ve yıldızların meskun olduklarını kabul eden Hopi ve Zuni inanışına göre, ataları dünyadışı kökenliydi ve başka bir gezegenden buraya gelmişlerdi. Hopiler’i ve Zuniler’i inceleyen ABD’li metafizik yazarı George Hunt Williamson (1926 – 86)’a göre, bu dünyadışı köken Mars gezegeni ve Sirius Sistemi ile ilgili olmalıydı. (2137)

Kim ne derse desin, bırakın diğer gezegenleri, daha odur dünyadaki diğer topraklarla ve toplumlarla bile doğru dürüst münasebeti olmayan ve izole bir halde binlerce yıldır kendi başına yaşayan bu kabile toplumlarının binlerce yıllık geleneklerinde ve inançlarında böyle şeylerin olması, başka bir gezegenden bu gezegene geldiklerine inanmaları, hakikaten çok ama çok ilginç…

     ■ Namibya’ya Düşen Garip Küre

Afrika ülkesi Namibya’da da benzer gizemli bir küre görüldü. Fakat buradaki küre ormanda bulunmadı, gökten düştü.

Kasım 2011 tarihinde Namibya’da bir köyün dışına, gökten metal bir küre düştü. Kürenin esrarı çözülemedi. Yetkililer çareyi NASA ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA)’ndan yardım istemekte buldu. 35 cm çapında, 6 kg ağırlığındaki içi boş küre, düştüğü yerde yaklaşık 4 m çapında bir çukur açtı. Bu kürenin benzerlerinin son 20 yıl içinde Güney AfrikaAvustralya ve Latin Amerika’da da görüldüğü öne sürülüyor. (2138)

Başkent Windhoek’in yaklaşık 750 km kuzeyindeki bir köyün merasına gökten düşen bu garip cismi inceleyen yetkililer, ne olduğunu anlayamadılar. İki yarıkürenin birbirine kaynatılmasından oluşturulmuş cismi garip kılan, daha önce görülmemiş bir metalden imal edilmiş olması ve ne işe yaradığının anlaşılamaması. (2139)

     ■ Saqqara Kuşu

Kolombiya’dakine benzer antik uçak figürleri Mısır’da da bulundu. Tıpkı Amerika’daki Quimbaya Uygarlığı’na ait uçaklara benzeyen figürlerin kanatları planör biçiminde bir kuşu, kuyruğu da düşey dengeleyiciyi andırıyor. Quimbaya’daki örneklerde olduğu gibi bu çizimler de aerodinamik açıdan kusursuz. Antik Mısır’daki örnekler de tıpkı Quimbaya’dakiler gibi 2200 yıl kadar önceye uzanıyor.

Mısır’ın Saqqara kentinde bulunan ve Saqqara Kuşu adı verilen bu nesne, 1898 yılında bir mezar kazısı sırasında bulunan, çınar ağacından yapılmış bir eser. M. Ö. 200 yıllarına ait olduğu tahmin edilmektedir. Şu anda başkent Kahire’deki Mısır Müzesi’ndedir. (2140)

Dönem belgelerinin olmaması nedeniyle bu nesnenin yapılış amacı anlaşılamamıştır. Ancak 2200 yıllık bu nesnenin bir uçak modeli olduğu iddiâları var. İddiâya göre, eserin üzerindeki hiyerogliflerde “Amon’dan Hediye” (Tanrı’dan Hediye) yazıyor.

Nesne, gözle görülür şekilde düz kanatları olan bir kuşu andırıyor. Kuşun vücûdunun uzunluğu 14 cm, kanat açıklığı 18 cm’dir. Malzemenin kalınlığı merkezde 8 mm kalınlığa kadar olup öne ve kanat uçlarına doğru incelir. (2141) Nesnenin ağırlığı 39, 12 gr olup (2142), altta bir delik var (2143).

Uzmanlar, 2000 yıllık bu nesnenin bir uçak olduğundan emin. Tıpkı uzay mekiği gibi. Hatta pilotun kokpitine çok benzeyen birşey de var. Bazı araştımacılar, Saqqara Kuşu’nun, havacılık ilkelerine ilişkin bilgilerin, genellikle ilk keşfedildiğine inanılanlardan yüzyıllar önce var olduğunun kanıtı olabileceğini öne sürdüler. Mısırlı doktor ve radyestezist Xelîl Messiha (? – halen hayatta), Eski Mısırlılar’ın ilk uçağı geliştirdiğini öne sürdü. (2144) Ancak bu iddiâlara rağmen, hiçbir Eski Mısır uçağı bulunamamıştır ve bunların varlığına dair herhangi bir kanıt da bulunmamaktadır.

Messiha daha sonra, yatay kuyruk yüzgeci olan ve elle atışla birkaç yerde uçtuğu söylenen kuşun bir modelini yaptı. (2145)  Peter Belting (? – ?) ve Algund Eenboom (? – ?) tarafından yapılan motorlu bir modelin uçuş testleri de kendi ifadelerine göre oldukça başarılıydı. Bu, cismin temel olarak güçlü bir hava akışında yelken açabileceğini kanıtladı. (2146) 

Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan ve birbirlerinden haberdar olmayan iki farklı medeniyetin benzer zamanlarda benzer işler yapması tesadüf olabilir mi?

     ■ Antik Mısır Abidus Helikopteri

     “Abidus Hiyeroglifleri”, Mısır’ın kuzeydoğusundaki Suhac ilinin El-Belyena ilçesine bağlı Abidus arkeolojik sitesinde bulunan hiyerogriflerdir. Bunlar, Yeni Krallık dönemindeki 19. Hanedan’ın ikinci firavunu olan I. Seti (M. Ö. 1323 – M. Ö. 1279)’nin tapınağına hiyeroglifler kullanılarak kazınmış yazıtlardır. (2147) 

İşin ilginç yanı, 3500 yıl öncesine ait bu hiyerogliflerin üzerinde tankdenizaltıuçaksavar hatta helikopter figürleri de var. (2148) 

1990 yılında tapınağı ziyaret eden antik astronot savunucuları, bu hiyeroglifin, antik çağlarda ve kadim zamanlarda dünyadışı varlıklarla temas olduğuna en bariz kanıtlardan biri olduğunu söylüyorlar. (2149) Ana akım bilim çevreleri ise – tahmin edeceğiniz üzere – bu iddiâları reddediyor.

Fakat bilim çevreleri bu duruma tatmin edici bir açıklama getiremiyorlar. Yapabildikleri tek şey, hikâye uydurmak.

Uydurdukları hikâye ise şöyle:

     “Sonraki dönemde Mısır hanedanı içerisinde yaşanan taht değişimlerine uygun olarak, tahttan inen hükümdarın adı sıvayla kapatılmış ve onun yerine yeni firavunun ismi kazınmıştır. Böylece II. Ramses’in taht ismi eklenmiştir. Antik Mısır’da hiyeroglifler renkli olduğu için böylesi bir değişimin göze batmadığı sanılmaktadır. Yeni hiyeroglifleri kazımak için çok fazla yer kalmaması sebebiyle, bu hiyerogliflerin çok küçük yazıldıkları dikkat çekmektedir. Hiyeroglifler renklerini kaybettikten sonra, sonradan eklenen sıva görünür hale geldi. Bir helikopter gibi görünen hiyeroglif aslında mimarî anlamda kemer anlamına gelen bir kelimeydi. Tank gibi görünen hiyeroglif el ve yarım anlamlarına gelen iki farklı hiyeroglifin üst üste gelmesi ile oluşurken, denizaltı gibi görünen hiyeroglif ise, ağız, kol ve sepet anlamlarına gelen hiyerogliflerin karışımı sonucu meydana gelmiştir.” (2150)

Biz de hemen inandık tabiî. Çünkü bilim söylüyor ve baksanıza, sanki ordaymışlar da olan biteni saat saat seyretmişler gibi anlatıyorlar…

Anlatımın en eğlenceli tarafı ise, bir fotoğraf kadar net çizilmiş helikopter resmine “helikopter gibi görünen” demeleri, bir fotoğraf kadar net çizilmiş denizaltı resmine “denizaltı gibi görünen” demeleri,

     ■ Antikutíra Düzeneği

1901 yılında Ege Denizi’nde, Yunanistan’a ait Mora Yarımadası ile Girit Adası arasında yer alan küçük bir ada olan Küçük Çuha (Antikutíra) Adası yakınlarındaki batıktan çıkarılan Antikutíra Düzeneği, astronomik konumları hesaplamak için tasarlanan eski bir mekanik bilgisayardır. Astronomi ve takvim ilişkilerini göstermek için dişlileri ve kadranları kullanan astronomik bir saatle karşılaştırılabilir eski bir cihazdır. (2151) Bu mekanizma, astronomik konumları ve tutulmaları onyıllar öncesinden tahmin etmek için kullanılan bir analog bilgisayarın en eski örneği olarak tanımlanan (2152), elle çalıştırılan eski bir orrery’dir (2153). Aynı zamanda, eski Olimpiyat Oyunları’nın döngüsünü izler, dört yıllık atletik oyunların döngüsünü izlemek için de kullanılabilir. (2154)

1900 yılında Elias Stadiatos (? – ?) adlı bir Yunan süngerci, Antikutíra adlı küçük bir adanın yakınlarında, eski çağlardan kalma bir batık keşfetti. Bu yaklaşık M. Ö. 87 yılında batmış bir yük gemisiydi. Denizin dibinde, batığın çevresine saçılmış heykeller, süngerciyi çok etkilemişti. Geminin taşıdığı yükler arasında mücevherler, çömlekler, mobilyalar, bronz eşyalar ve amforalar dolusu şarap vardı. Kaptan Dimitrios Kontos (? – ?) ve Simi Adası’ndan bir sünger dalgıç ekibi, 1900 baharında Antikutíra batığına ulaştılar ve 1900 – 01’de Yunan Kraliyet Donanması ile yapılan ilk sefer sırasında eserleri kurtardılar. (2155)

Bir Roma kargo gemisinin bu enkazı, Antikutíra Adası’nda Glyphadia Limanı’nın 45 m derinliğinde bulundu. Ekip, bronz ve mermer heykeller, çanak çömlek, benzersiz cam eşyalar, mücevherler, madenî paralar ve mekanizma dahil olmak üzere çok sayıda büyük eseri ele geçirdi. Mekanizma, 1901’de, büyük olasılıkla o yılın Temmuz ayında enkazdan alındı. (2156) Mekanizmanın kargo gemisinde nasıl ortaya çıktığı bilinmemekle birlikte, bir zafer geçit törenini desteklemek için diğer yağmalanmış hazinelerle birlikte Rodos’tan Roma’ya götürüldüğü ileri sürülmüştür. (2157)

Bu, M. Ö. 1. yy’da yaşayan insanlar için lüks tüketim malları taşıyan bir gemiydi. Gemideki madenî paralar, geminin batışının M. Ö. 70 – M. Ö. 60 yılları arasına tarihlenmesini sağlıyor. (2158) Batıktan çıkarılanlar arasındaki en değerli bulgu, içinde tuzlu suyun etkisiyle bozulmuş, ezilerek iç içe geçmiş çarklar bulunan tahta bir kutucuktu. Yaklaşık bir ayakkabı kutusu büyüklüğündeki bu kutunun içinde, bir tür mekanik düzenek bulunuyordu. Batığın bulunduğu yıllarda, ahşap buluntuları korumaya yarayan yöntemler henüz olmadığından, kutu çıkarıldıktan kısa bir süre sonra bozularak yok oldu. Cihaz eksik ve bu nedenle artık çalışmıyor. Korunan 82 parça şu anda Yunanistan’ın başkenti Atina’daki Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde en büyük üç parça bronz objeler bölümünde halka açık sergileniyor. (2159)

Kapsamlı olarak yapılan incelemeler, mekanizmanın yuvarlak ölçeklerdeki görüntüler aracılığıyla Güneş’in ve Ay’ın gözlemlenebilir hareketleri için bir model olarak hizmet ettiğini gösterdi. Çoğunlukla takvim olarak ölçeklenen göstergeler, bir ayar yardımı ile senkronize edilmişti. (2160) 34 cm × 18 cm × 9 cm boyutlarında ahşap bir kutunun kalıntıları içinde yer alan cihaz, tek bir yumru halinde bulunmuş, daha sonra üç ana parçaya ayrılmış ve konservasyon çalışmaları sonucunda 82 ayrı parçaya bölünmüştür. Bu parçaların dördü dişliler içerirken, diğerlerinde yazıtlar bulunur. En büyük dişli yaklaşık 13 cm çapında ve orijinal olarak 223 dişe sahip. (2161)

1902 yılında müze müdürü ve arkeolog Valérios Stáis (1857 – 1923), göze çarpmayan, daha sonra “Antikutíra Düzeneği” olarak adlandırılan mekanizmanın farkına vardı ve önemini idrak etti. (2162) Stáis, 17 Mayıs 1902’de bunun bir teçhizat içerdiğini tespit etti. Arkeolog Valérios Stáis, kaya parçalarından birinin içine gömülü bir dişli çark olduğunu buldu. (2163) Başlangıçta bunun astronomik bir saat olduğuna inanıyordu, ancak çoğu bilim adamı cihazın prokronistik olduğunu, keşfedilen diğer parçalarla aynı dönemde inşâ edilemeyecek kadar karmaşık olduğunu düşündü. İki Yunan bilim adamı, arkeolog İoánnis Nikolau Svorónos (1863 – 1922) ve jeodezist – hidrograf Perikles Rediadis (? – ?), bir tür usturlap olması gereken mekanizma hakkında ilk kez 1903’te rapor hazırladılar. (2164)

Onlar bu düzeneği bir “bilgisayar” olarak tanımlamışlardı ama nedense düzeneğe yönelik araştırmalar, İngiliz bilim tarihçisi, fizikçi ve Yale Üniversitesi profesörü Derek John de Solla Price (1922 – 83)’ın 1951 yılında onunla ilgilenmeye başlamasına kadar durduruldu. (2165) Price, 1959 yılında bu düzeneği anlatan bir bilimsel makale kaleme aldı. Bu makalede, düzeneğin işleyişiyle ilgili çizimlere de yer verdi ve bunun bir bilgisayar olduğunu açıkladı. (2166)

Bilim dünyası tam bir şaşkınlık içindeydi! M. Ö. 1. yy’a ait bir bilgisayar mı? Ama bu nasıl mümkün olur? Fakat işte mümkündü ve kanıtı bizzat ellerinde duruyordu.

O sıralarda Yunan arkeologlar, gama ışınları yardımıyla düzeneği incelemeye başlamışlardı. Solla Price, aygıtın, Eski Yunan gökbilimci Rodoslu Ğémĩnos (M. Ö. 10 – M. Ö. 60) tarafından yapılmış olduğunu öne sürdü. Bu tezi dönemin öteki uzmanlarınca kabul edilmedi. Çünkü o dönemin uzmanlarına göre, Eski Yunanlar böyle bir düzeneği yapmak için gerekli kuramsal bilgilere sahip olsalar dahi düzeneği tasarlayacak ve çarkları yapacak teknolojiye sahip değillerdi. (2167)

1971 yılında İngiliz fizikçi Derek John de Solla Price ve Yunan nükleer fizikçi Xaralampos Karakalos (? – ?), 82 parçanın X-ışını ve Gama-ışını görüntülerini yaptı. Price, 1974’te bulguları hakkında 70 sayfalık kapsamlı bir makale daha yayınladı. (2168)

1988 yılında, Avustralyalı tarihçi ve bilgisayar bilimcisi Allan George Bromley (1947 – 2002) ve İngiliz mekanik mühendisi Michael T. Wright (1948 – halen hayatta), birlikte Sydney’deki bir saatçi olan Frank Percival (? – ?) ile beraber Antikutíra Düzeneği’nin bir kopyasını yapmaya çalıştılar. Ancak bunda tam olarak başarılı olamadılar. Çünkü düzeneğin bazı bölümlerinin ne işe yaradığını bulamadılar. (2169) Daha sonra İngiliz gökbilimci John Gleave (? – ?), aygıtın parçalarını yeniden yaparak bunları çalışır bir düzenek ortaya çıkacak biçimde biraraya getirdi. Ortaya çıkan aygıtın ön yüzünde, Güneş’in ve Ay’ın gökyüzünde yıl boyunca değişen konumları gösteriliyordu. Arka yüzündeyse Eski Yunanlar’ın yıl ve ay kavramlarına göre yıllar ve aylar gösteriliyordu. (2170)

2002 yılında Allan G. Bromley ve Michael Wright, düzenek üzerinde yeniden çalışmaya başladılar. İki uzman, “linear tomografi” adlı özel ve gelişmiş bir görüntüleme yöntemiyle düzeneği tekrardan incelediler. Düzeneği oluşturan çarkların çok ayrıntılı görüntüleri elde edildi. Wright, bu bilgiler ışığında düzeneğin çalışır bir kopyasını yaptı. Bu yeni düzenek, yalnızca Ay’ın ve Güneş’in hareketlerini değil, MerkürVenüsMarsJüpiter ve Satürn’ün hareketlerini de gösteriyordu. Eski Yunanlar’ın bildiği tüm gökcisimleri bunlardı. (2171)

2008 yılında Galler’deki Cardiff Üniversitesi’nden Mike Edmunds (? – halen hayatta) ve Tony Freeth (? – halen hayatta) tarafından yönetilen bir ekip, modern bilgisayarlı röntgen tomografisi ve yüksek çözünürlüklü yüzey taramasını kullanarak, kabukla çevrili mekanizmanın parçalarının içindeki görüntüleri elde etti ve bir zamanlar geminin dış kasasını kaplayan en silik yazıları okudu. Bu, zodyak boyunca Ay ve Güneş’in hareketlerini takip etmesine, tutulmaları tahmin etmesine ve Ay’ın düzensiz yörüngesini modellemesine olanak tanıyan birbirine geçmiş 37 bronz dişliye sahip olduğunu gösteriyordu. Bu hareket M. Ö. 2. yy’da İznikli astronom İpparxos (M. Ö. 190 – M. Ö. 120) tarafından incelenmişti ve düzeneğin yapımında O’na danışılmış olabileceği tahmin ediliyor. (2172)

Aynı yıl “Antikutíra Düzeneği Araştırma Projesi” tarafından devam eden araştırmalar, bunun Korint kolonilerinde ortaya çıkmış olabileceğini öne sürdü, çünkü metonik spiral üzerindeki takvimi Korint’ten veya Kuzeybatı Yunanistan yahut Sicilya’daki kolonilerinden birinden geldiğini belirlediler. Proje, 2008’de bunun Arşimet Okulu ile bağlantılı olabileceğini savundu.  (2173) Ancak 2017 yılında metonik spiral üzerindeki takvimin gerçekten Korint tipinde olduğu ancak Syracuse takvimi olamayacağı belirtildi. (2174)

Mekanizmanın bir kısmının eksik olduğuna dair spekülasyonlar var ve ayrıca beş klasik gezegenin pozisyonlarını da hesaplıyor. Uzmanlara göre Antikutíra Düzeneği, yalnızca gökcisimlerinin konumunu göstermekle kalmıyor, çeşitli olayların yıldönümlerini hesaplamada da kullanılıyordu. Ancak öncekiler gibi bu yeni düzeneğin de aslına ne kadar uygun olduğu belki de hiçbir zaman bilinemeyecek. Yine de düzeneğin bu son hâli, kimi eski yazarların Eski Yunan dünyasına ilişkin anlattıklarıyla da tutarlılık gösteriyor. Örneğin M. Ö. 1. yy’da Romalı tarihçi, yazar, filozof, hukukçu ve siyasetçi Cicero ya da gerçek adıyla Márkos Túllios Kikéron (M. Ö. 106 – M. Ö. 43), arkadaşı olan Yunan gökbilimci, coğrafyacı, tarihçi, matematikçi ve siyasetçi Rodoslu Poseidónios (M. Ö. 135 – M. Ö. 51)’un yaptığı bir aygıttan sözediyordu. Bu aygıt, Güneş’in, Ay’ın ve beş gezegenin gökyüzündeki konumlarını gösteriyordu. (2175)

2014 yılında Arjantinli bilim insanları Christián C. Carman (? – halen hayatta) ve James Evans (? – halen hayatta) tarafından yapılan bir araştırma, Saroz Kadranı’ndaki başlangıç ​​tarihini M. Ö. 28 Nisan 205’teki yeni aydan kısa bir süre sonra başlayan astronomik ayı olarak belirlemeye dayalı olarak M. Ö. 200 civarına işaretlenen yeni bir tarihlemeyi ortaya çıkardı. (2176) Üstelik Carman ve Evans’a göre, Babil aritmetik tahmin tarzı, cihazın tahmin modellerine geleneksel Yunan trigonometrik tarzından çok daha iyi uyuyor. (2177)

Mekanizmanın daha fazlasını keşfetme umuduyla, 2014 – 15 yıllarında daha fazla dalış yapıldı ve bu Ekim 2019’a kadar sürdü. (2178)

2017 yılında Yunan Uygarlığı uzmanı olan İsveçli tarihçi ve arkeolog Paul Iversen (? – halen hayatta) tarafından yayınlanan bir araştırma, cihazın prototipinin gerçekten de Rodos’tan geldiğini, ancak bu özel modelin Kuzeybatı Yunanistan’daki Epirus’tan bir müşteri için değiştirildiğini savunuyor. (2179)

Mekanizmanın daha fazlasını keşfetme umuduyla, Mayıs 2020’de başlayan yeni bir beş yıllık çalışma projesi başlatıldı. (2180)

2021 yılında İngiltere’deki Londra Üniversitesi Koleji“Antikutíra Düzeneği Araştırma Projesi”ndeki araştırmaların yeni bulgularını rapor ederken, 12 Mart 2021 tarihinde düzenek için tekrar “bilgisayar” ifadesini kullandı. (2181)

Antikutíra Düzeneği, Eski Yunanlar’ın karmaşık mekanik düzenekler yapmaya yarayan teknolojiye sahip olduklarını veya bu teknolojiyi insandan daha üstün bir uygarlıktan aldıklarını gösteriyor. Kimi uzmanlara göre bu teknoloji, daha sonra Ortadoğu’ya geçmiş, oradan da Avrupa’ya taşınmıştı. Düzeneğin keşfi şaşırtıcıydı, çünkü teknik açıdan bu kadar gelişmiş bir cihaz ve üretim yöntemi antik çağlarda bilinmiyordu. (2182) Zirâ bu düzenek, karmaşık bir dişli mekanizma varlığının bilinmediği, aynı zamanda teknik gelişmenin başlangıcından çok uzun zaman önce olduğuna inanılan bir zamandan kalmadır. (2183)

Yapılan bilimsel analizler, Antikutíra Düzeneği’nin M. Ö. 70 – M. Ö. 60 yılları arasında (2184) veya M. Ö. 87 yılında (2185) ya da M. Ö. 150 – M. Ö. 100 yılları arasında (2186) veyahut M. Ö. 205 yılında (2187) yapıldığını gösteriyor. Halbuki en basit mekanik astronomik saatler bile ancak 14. yy’dan itibaren ortaya çıkmıştı. (2188)

Antikutíra Düzeneği’ni bu kadar benzersiz kılan, kullanımı değil, o zamanlar zaten iyi bilinen Güneş, Ay ve Dünya arasındaki göreceli hareketleri yüksek doğrulukla modelleyebilen dişli çarklardan yapılmış bir cihaz olarak varlığıdır. Bizim bilgilerimize göre ve bilimsel tarihin söylediği üzere, dişliler – en azından çok sayıda ve küçük dişlilerden oluşan bir koleksiyon – Hellenistik çağda yok idi. O çağlarda bir zanaatkârın bunları Antikutíra Düzeneği gibi bir ürüne dahil edebileceği ve bu ürünün böyle normal bir şekilde toplum tarafından kullanılacağı bir şekilde astronomik bulgunun ve ortak bilginin olması akla mantığa aykırıdır. Özellikle Ay anomalilerinin bir planet dişli vasıtasıyla teknik olarak ele alınması ve Saros döngüsüne dayalı bir tutulma takviminin kullanılması şaşırtıcıdır. Buluntu kütlesindeki gezegenlerin yer merkezli olarak gözlemlenebilir hareketlerini modellemek için herhangi bir dişli yoktur. Antikutíra Düzeneği’nin aynı zamanda bir planetaryum olduğu doğrudan anlaşılamaz, ancak mekanizma üzerindeki yazıtlarda yer alan bilgilerden dolayı gözardı edilemez. (2189)

Ve düşünün ki, bu düzenek, M. Ö. 2. yy’ın sonlarında (2190) veya M. Ö. 1. yy’ın başlarında (2191) yapılmış! Antikutíra Düzeneği, genel olarak “bilinen ilk analog bilgisayar” olarak anılır. (2192)

Kendisini çok üstün zanneden kibirli insan aklı, dünyadaki her şeyle, her tür inanç ve fikirle dalga geçebilir, alay edebilir. Ama eğer ortada somut bazı bulgular, kanıtlar varsa, alay ettiği şeyin doğrusunu da açıklamak zorundadır. Ve mantıksız gördüğü yanıtlara saldırmak yerine, mantıklı sorulara yanıt vermek mecburiyetindedir. Sorular şunlar:

     Bundan ikibin yıl önce, M. Ö. 1. yy’da Rodos Adası’nda kimler bilgisayar kullanıyordu?

     İnsanların bırakın bilgisayarı, daha odur daktiloyu bile bilmediği, daha odur matbaanın hatta saatin bile icat edilmemiş olduğu o çağda, bu teknoloyi o insanlara insanüstü bir uygarlık mı verdi?

     Daha açık konuşmak gerekirse; dünyadışı varlıklar mı o teknolojiyi onlara getirdi?

Bu düzeneği bulan, keşfeden, ortaya çıkaran, bilimin kendisi! Bunun bir bilgisayar olduğunu – yıllarca yaptığı bilimsel analizler neticesinde – söyleyen, bilimin kendisi! Bu bilgisayarın M. Ö. 1. yy’a ait olduğunu söyleyen de, bilimin kendisi! Ama gel gör ki, “M. Ö. 1. yy’da insanlar bilgisayar kullanıyordu” dediğinizde, size gülen de yine bilimin kendisi!

Madem öyle, o halde yukarıdaki soruların mantıklı cevaplarını kendisi söylemek zorundadır: M. Ö. 1. yy’a ait bu bilgisayar nedir, neyin nesidir? Bunun sırrı, hikmeti nedir?

Tam 120 yıldır cevap yok…

     ■ Aiud Alüminyum Kaması

Alüminyum günümüzde vazgeçilmez bir madde. Ulaşım araçlarından içecek şişelerine, pencerelerden sokak lambalarına kadar birçok alanda alüminyum kullanılır.

Peki alüminyum hangi tarihte bulundu ve ne zamandan beri kullanılıyor? Resmî tarihin söylediğine ve bizim de bildiğimize göre, alüminyum ilk defa 1825 yılında Danimarkalı fizikçi ve kimyacı Hans Christian Øersted (1777 – 1851) tarafından saf olmayan bir formda üretildi ve iki yıl sonra, 1827’de Alman kimyager Friedrich Wöhler (1800 – 82) susuz alüminyum klorürü potasyum ile karıştırarak ayrıştıran ilk kişi oldu. (2193) Dolayısıyla 1825’ten önce insanların alüminyum kullanmış olmaları mümkün değil.

1974 yılında Romanya’da 250.000 (250 bin) yıllık olduğu tespit edilen alüminyum metal bulundu. Romanya’nın merkezindeki Transilvanya (Erdel) bölgesindeki Alba il topraklarında, Mureş Nehri kıyısındaki Aiud kasabasında bulunan ve oldukça iyi şekillendirilmiş 250.000 yıllık metal alüminyumun farklı maddeler kullanılarak üretildiği tespit edildi. Önceleri alüminyumun doğal şekilde oluştuğu düşünülse de, yapılan araştırmalar sonucu antik alüminyumun, son derece karmaşık bir makinanın parçası olduğu ortaya çıktı. (2194)

250 bin yıl önce makinalar ve aluminyum?

Bu alüminyum kama, şu anda Cluj-Napoca Tarih Müzesi’nde muhafazâ ediliyor.

İnşaat çalışmaları sırasında bulunan kama şeklindeki bu 250.000 yıllık alüminyum metal, 2, 3 kg ağırlığındadır. Büyük ölçüde alüminyumdan oluşur ve bir oksit tabakasına (patina) sahiptir. Bu beş boyutlu, seksen lensli kamada neredeyse saf alüminyum bulunuyor. Bilim insanları hâlâ şaşkın. Açıkça birileri tarafından yapılmış ve kesinlikle doğal değil. Eser analiz için laboratuara gönderildi ve bakır, çinko, kurşun, kadmiyum, nikel ve diğer elementlerin izleri olan % 89 alüminyumdan oluştuğu tespit edildi. Doğada bu formda alüminyum bulunmuyor. Oksit tabakası, alüminyum gövdelerin bir milyon yıldan fazla bir süredir toprakta kalsaydı sahip olacağı kadar kalındır. Ayrıca, 1825’ten önce alüminyum üretmenin bir yolu yoktu. (2195)

Nesneyi inceleyen Romen arkeolog Gheorghe Corneliu Lazarovici (1941 – halen hayatta), bunun dünyadışı bir uzay mekiğinin parçası olduğunu söylemiştir. (2196) Romen UFO’loglar tarafından da bunun dünyadışı olduğu iddiâ edildi. (2197)

Peki bu nasıl mümkün olur? Yoksa bildiğimiz herşey yanlış mı? Bize öğretilen tarih tümden yanlış mı?

Bilimin söylediğine göre, ilk insanlar, ilkel haliyle veya “insanımsı” olarak bundan 200 bin yıl önce, Afrika’da ortaya çıktı. Homo sapiens (akıllı varlık) olan bizler yani “modern insan” ise bundan 50 bin yıl önce. (2198)

Peki o zaman, dünya üzerinde daha insan bile yokken, daha insan diye bir varlık yokken, 250.000 yıl önce bu alüminyum metal kamayı kimler üretti?

     ■ Uzaylılar’ın Çizildiği Valcamonica Kaya Resimleri

İtalya’nın kuzeyindeki Lombardiya bölgesinde, Brescia il topraklarında yer alan 70 km uzunluğundaki Valcamonica (Val Camonica) Kanyonu’nda bulunan Valcamonica Kaya Resimleri, dünyadaki en büyük tarihöncesi petroglif koleksiyonlarını oluşturur. 1979 yılında kısa adı UNESCO olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) tarafından “Dünya Mirası” ilan edilmiştir. UNESCO resmî olarak 140.000’den fazla figür ve sembolü onayladı. (2199) Ancak yeni bulgularla birlikte bu sayı 200.000 (2200) ilâ 300.000 (2201) arasına çıktı.

Petroglifler vadinin tüm yüzeylerine yayılmıştır, ancak Darfo Boario TermeCapo di PonteNadroCimbergo ve Paspardo bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Petrogliflerin büyük çoğunluğu, yaklaşık 15.000 yıl önce geri çekilen vadiyi oluşturan son buzul olarak ortaya çıkan buzul altı aerodinamik anakaya ve buzul düzensiz yüzeylerinde yapılmış. Kesiklerin çoğu, Demir Çağı’ndan (M. Ö. 1. binyıl) önceki 8000 yıllık bir zaman dilimine ait. (2202)

1909 yılında keşfedilen bu kaya resimlerinde avcılık uygulamaları ve ritüelleri, balık okları, mızraklar, büyük av hayvanları ve soyut semboller var. Ancak M. Ö. 9000 – M. Ö. 1000 yıllarına ait bu resimlerdeki en ilginç olanları, astronot çizimleri. Bunlar, bazı araştırmacılar tarafından, kadim zamanlarda dünyadışı varlıkların kesin kanıtı olarak görülüyorlar. (2203)

Taş Devri’nde kayalara astronot resmi çizen insanlar?

     ■ İrlanda’nın İstilâsı Kitabı

İrlanda’da 9. – 11. yy’lara ait ve insanın yaratılışından başlayarak bu toprakların istilâ edilmesine kadar olan bütün bir İrlanda tarihini anlatan efsanelerden oluşan “Lebor Gabála Érenn” (İrlanda’nın İstilâsı Kitabı), yüzlerce şiir ve nesir anlatılarından oluşan bir koleksiyondur. Eser, ilk olarak “Lebor Laignech” (Leinster Kitabı) ve “Leabhar Mór Leacain” (Leacain’in Büyük Kitabı) olmak üzere iki farklı versiyonda bize ulaşmıştır. (2204)

Tevrat ve İncil’deki anlatıların, eski yazarların parçalarının, yerel geleneklerin ve birçok öğrenilmiş buluşun bir kombinasyonuna dayanan “Lebor Gabála Érenn”, İrlanda’nın altı grup insan topluluğu tarafından altı kez alınıp yerleşildiğini söyler: Cessair halkıPartholón halkıNemed halkıFir BolgTuatha Dé Danann ve Milesyalılar. İlk dört grup yok edilir veya adayı terketmeye zorlanır. Beşinci grup İrlanda’nın Pagan Tanrıları’nı temsil ederken, son grup İrlanda halkını (Gaels) temsil ediyor. (2205)

“Lebor Gabála Érenn”, 17. yy’ın sonlarına kadar tarihsel bir gerçeklik olarak görülüyordu. (2206) Eser ve anlatıları, halk üzerinde çok etkiliydi. (2207) Büyük ölçüde edebiyatçılar ve bilim insanları tarafından 19. yy’a kadar geleneksel doğru tarih olarak kabul edildi. (2208) Bugün bilim insanları, “Lebor Gabála Érenn”i, en azından Erken Ortaçağ Dönemi’ne ulaşana kadar, tarihten ziyade esas olarak mit olarak görüyorlar. (2209)

Eserin en ilginç yeri, gizemli Danann halkının ya da eserdeki İrce orijinal nitemelesiyle “Tuatha Dé Danann”ın İrlanda’ya gelişini anlatan pasajlardır. O pasajlarda bu halkın İrlanda’ya gelişi şöyle anlatılır: “Onları engellediği halde, onlarla birlikte acı çeken Allah’tır. Bulutların içinde uçarak, öyle ki havada seyahat ederek topraklarımıza geldiler. Korkuyla, yüce bir eylemle indiler. Onlar İrlanda’ya gelen Tuatha Dé Danand’dı. Bu şekilde geldiler, kara bulutlar içinde. Connacht’ta Conmaicne Rein Dağı’na indiler ve Güneş’in üzerine üç gün üç gece karanlık getirdiler.” (2210)

Kelt edebiyatındaki “Tuan mac Carill” efsanesine göre, bu gizemli varlıkların kökeni bilinmiyor, ancak üstün zekâları, bilgilerinin mükemmelliği ve gelişmiş uygarlıkları nedeniyle insanlar tarafından Cennet’ten geldiklerine inanılıyordu. (2211)

ABD’li antik tarih araştırmacısı ve yazar David Hatcher Childress (1957 – halen hayatta), eserdeki bu pasajın, çok açık biçimde, uzaylıların uzay araçlarıyla dünyaya gelişini ve İrlanda’daki Sliabh an Iarainn (eski ismi Sliabh Comaicne, anlamı Demir Dağ) adlı dağa indiklerini ve bunun yaşanmış tarihsel bir gerçek olduğunu kaydetmiştir. (2212)

Zirâ “Lebor Gabála Érenn”ın devamında anlatıldığına göre, Tuatha Dé Danann adlı bu gizemli halk, İrlanda’ya geldikten (indikten) sonra buradaki insanlara mimarlık, sanat ve sihir dahil olmak üzere bilimlerdeki becerilerini öğrettiler. (2213)

Bu da, “Sümer Tabletleri”nde, kutsal kitaplarda ve dünyanın beş kıtasındaki farklı mitolojilerde benzer şekilde anlatılan şeylerle paralellik gösteriyor.

     ■ Ortaçağ ve Rönesans Sanatındaki Tablolarda UFO Resimlerinin Olması

Eskiden uzaylıların ve dünyadışı varlıkların dünyayı ziyaret ettiğine dair sunulan en güçlü kanıtlardan biri de, Ortaçağ sanatındaki ve Rönesans sanatındaki tablolarda açık biçimde uçan dairelerin, UFO’ların ve diğer tanımlanamayan uçan nesnelerin çizilmiş olmasıdır. Ve bunlar günümüzde bildiğimiz UFO’larla tıpatıp aynı çizilmişlerdir.

O döneme ait onlarca resimde ve tabloda UFO’lar ve uçan daireler, uzay gemileri çizilmişler. Bilim, bu duruma hiçbir açıklama getiremiyor! Ortaçağ ve Rönesans sanatına ait o tabloların onlarcasının fotoğrafını aşağıda dipnot olarak sunuyorum. (2214)

     ■ Dogū Astronot Heykelleri

Japonca’da “Kil figürleri” anlamına gelen “Dogū” (土偶)Japonya’da Geç Jōmon Dönemi (M. Ö. 14.000 – M. Ö. 400)’nde yapılmış küçük insan ve hayvan figürinleridir. Pişmiş topraktan yapılmış bu geleneksel Japon sanatından heykeller, çoğunlukla bir kadın figürünü, bazen de erkekleri veya hayvanları temsil ederler. Zaman dönemine bağlı olarak birçok çeşidi bulunuyor. Ulusal Japon Tarih Müzesi’ne göre, Japonya genelinde bulunan dogū sayısı yaklaşık 15.000 tanedir. Dogū, Okinawa hariç tüm Japonya’da yapılmıştır. (2215)

Dogū heykelleri kilden yapılmış ve küçüktürler, tipik olarak 10 – 30 cm arasındadırlar. (2216) Yüzleri, çıkıntılı bacakları, oldukça küçük kolları ve bazen yatay bir çizgiyle bölünmüş yuvarlak kurbağa gözleri vardır. Bu heykeller genellikle karmaşık geometrik desenlerle süslenir. 15 – 25 cm boyutlarındaki küçük figürler bile çoğunlukla kadın cinsel özelliklerini vurgulamakta. Ana Tanrıça fikriyle ilgilidirler. Rakamlar bir doğurganlık kültüne işaret ediyor. (2217)

Bunlardan en ilginci, “Şakōkidogū” (遮光器土偶) yani “Gözlük gözlü dogū” adlı heykelciktir. Jōmon Dönemi’nde yaratıldı ve o kadar iyi biliniyor ki, dünyada çoğu insan hatta Japonlar bile “dogū” terimini duyduklarında akıllarına gelen görüntü budur. “Şakōki”, kelimenin tam anlamıyla “ışık engelleyen cihaz” anlamına gelir Bu, figürlerin gözlerinin geleneksel İnuit (Eskimo) kar gözlüklerine benzerliğinden gelir. Objelerin bir diğer ayırtedici özelliği ise abartılı kadın kalçaları, göğüs ve uyluklarıdır. (2218)

Kısmen figürinlerin esrarengiz doğası nedeniyle, bazılarının fiziksel görünümünün günümüz astronotlarının takım elbise ve ekipmanlarına bağlı olduğu yönünde spekülasyonlarla, süslü görünümleriyle ilgili olarak çok sayıda teori ortaya atılmıştır. Ayrıca, antik uzaylı teorisyenleri tarafından en çok atıfta bulunulan karakteristik gözlük benzeri gözlere sahip figürlerin çeşitlerinde farklılıklar vardır. (2219)

Doğrusu, M. Ö. 1400 – M. Ö. 400 yıllarına ait astronot heykellerinin Japonya’da bulunmuş olması oldukça ilginçtir.

     ■ Báigōng Uzaylı Boruları

Çin’de 2002 yılında meydana gelen bir deprem nedeniyle ortaya çıkan bazı cisimler, gören herkesi şaşırmıştı. Çinghay eyaletinde, Haixi Moğol ve Tibet Özerk İli’ne bağlı Délinghā (Tibetçe ismi Dêrlênka, Moğolca ismi Delhi) kentinin yaklaşık 40 km güneybatısında bulunan cisimleri inceleyen yetkililer, bunların boru olabileceğini düşündüler. Laboratuar testleri gerçekleştirdikten sonra ilk olarak boruların radyoaktif özellikte olduğu bulgusuna ulaştılar. (2220)

Borular, Báigōng Dağları (Báigōng Şān)’ndaki Beyaz Dağ’ın üç mağarasında bulunmuştu. Bu mağaraların Beyaz Dağ’ın ön yüzünde meydana geldiği bildirilmektedir. İki küçük mağaranın ağızları çökmüştür. Sadece 6 m yüksekliğindeki en büyük mağaraya girilebilir. Boruların boyutları değişkenlik gösteriyor. Çin’deki devlet destekli “People’s Daily” gazetesinin bildirdiğine göre, daha da ilginç olanı, borular insanlar tarafından yapılmadı! Beyaz Dağ’ın tepesinin bir piramide olan belirsiz benzerliği de spekülasyonların odak noktası olmuştur. (2221) Aynı gazete, 2007 yılında Çin Deprem İdaresi (CEA)’nden bir araştırma görevlisinin, borulardan bazılarının yüksek oranda radyoaktif olduğunu bulduğunu bildirdi. (2222)

En az 150.000 (150 bin) yıllık olduğu düşünülen borular aşırı uzun. 150.000 yıl önce metal eritip araç gerece çevirme gibi bir teknoloji yoktu. Borular, hâlâ gizemini koruyor.

Boruların bulunduğu bölgelerde insan yaşamına dair bir iz bulunmaması da vakayı karmaşık hale getiriyor. Su taşımacılığı için kullanıldığı düşünülen boruların uzaylılar tarafından yapıldığı fikri ağır basıyor. Ancak CEA’nın yaptığı madde incelemelerine göre, boruların % 8’inin hangi maddeden yapıldığı tespit edilemedi. Geri kalan kısım; demir oksit, silikon diyoksit ve kalsiyum oksitten meydana geliyor. (2223)

Boruların sahte mi gerçek mi, 150.000 yıllık geçmişe sahip mi yoksa yeni mi olduğu konusunda sorular olmasına karşın, araştırmacılar boruların bulunduğu bölgede insan izlerinin en eski olarak 30.000 yıl öncesine ait olduğunu söylüyorlar. Çin Sosyal Bilimler Akademisi üyesi olan bilim insanı ve araştırmacı Yang Ji (? – halen hayatta)“Báigōng boruları”nın ve bunların içinde bulunduğu piramidimsi yapının dünyadışı akıllı varlıklar tarafından yapılmış olabileceğini açıkladı. (2224)

     ■ 2000 Yıllık Bağdat Pili

1936 yılında Irak’ın başkenti Bağdat’ın 35 km güneyinde bulunan Xucut Rabu Dağı tepesindeki bir antik yerleşimdeki kazılar sırasında bulunan “Bağdat pili” veya “Bağdat bataryası”, birarada bulunan üç eserden (seramik bir kap, bir bakır boru ve bir demir çubuk) oluşan bir settir. Irak Ulusal Müzesi müdürü olan Avusturyalı arkeolog ve ressam Wilhelm König (? – ?) tarafından, Part (M. Ö. 150 – M. S. 223) ve Sasani (224 – 650) imparatorluklarının başkenti olan Tizpon (Sitesifon) metropolünün yakınında keşfedilmiştir. König, çömleği içerisindeki bakır bir silindir ve bu silindir içerisine sabitlenmiş bir demir çubuk beraberinde bulması sebebiyle, buluntunun 2000 yıl önce antik çağlarda kullanılmış voltaik bir pil olduğu yönünde spekülatif iddiâlar ortaya atmıştır. (2225) O dönemde Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesi için çalışan Wilhelm König, şehir merkezinin dışında bir binanın altında bu kil kabı bulduktan hemen sonra onu belgeledi. (2226)

Pilin kökeni ve amacı belirsizliğini koruyor. (2227) Elektriğin keşfinden yüzyıllar önce elektriğin depolanabilirliği iddiâsı, elektriğin aktarılabileceği herhangi bir objenin varlığını gerektirmektedir. Dünyanın hiçbir yerinde böylesi objeler bulunmaması sebebiyle, buluntunun bir pil olabileceği iddiâsı bazı çevrelerce bir “sahtebilim ürünü” olarak ele alınırken, bazı çevreler ise bu Bağdat pilinin bazı objeleri akım ile kaplama amacı ile (elektro-kaplama) kullanılmış olabileceği iddiâsını açık tutmaktadır. Öte yandan kil çömleğin, kutsal el yazmalarının saklandığı bir depolama çömleği olması da muhtemel. (2228)

Eserler, tek bir demir çubuk barındıran, haddelenmiş bakır levhadan yapılmış bir silindir içeren yaklaşık 130 mm boyunda bir pişmiş toprak kaptan oluşuyor. Eser havaya maruz kalmış ve korozyona uğramıştı. Metalin korozyonu ve testler, kavanozda şarap veya sirke gibi asidik bir maddenin bulunduğunu gösteriyor. (2229) Bu durum, sıvının, bakır ve demir elektrotların elektrot potansiyelleri arasındaki farktan bir elektrik akımı üretmek için asidik bir elektrolit çözeltisi olarak kullanıldığına dair spekülasyonlara yol açtı. (2230)

Bağdat pili, en büyük çapı yaklaşık 8 cm olan, yaklaşık 14 cm yüksekliğinde vazo şeklinde kil bir kaptır. Alt ucunda kapalı, 26 mm çapında, yaklaşık 9 cm uzunluğunda bir bakır silindir içerir. Bunda, asfalttan (bitüm kütlesi) yapılmış bir tür tıkaç tarafından tutulan, güçlü bir şekilde oksitlenmiş demir çubuk vardı. Üst ucu, durdurucunun yaklaşık 1 cm üzerinde çıkıntı yaptı ve sarı-gri bir oksidasyon tabakası ile kaplandı. (2231) İki metal arasında iletken temas yok.

1978 yılında Bağdat pili İsviçre’nin Cenevre (Genève) şehrinde ve daha sonra Almanya’nın Hildesheim kentindeki Roemer- und Pelizaeus-Museum’da “aparat” adı altında sergilendi ve katalogda anlatıldı. Sergilenen buluntu, tanınmasını da bu sergilere borçludur. Özellikle Hildesheim sunumu, 2000 yıllık gizemli Bağdat pilinin meşhur olmasına ve hakkında bir dizi spekülasyonların ve teorilerin ortaya atılmasına neden oldu. (2232)

Wilhelm König’in Bağdat pilinin bir galvanik hücre olarak yapısı ve uygunluğu hakkındaki açıklamaları, bunun 2000 yıllık elektrikli bir pil olduğu iddiâsı, 1962 yılında Britanya’daki Londra Bilim Müzesi tarihçisi Walter Winton (? – ?) tarafından doğrulandı. O sırada Winton, Irak Ulusal Müzesi’ni yeniden düzenlemiş ve oradaki bir sergiyi incelemişti. (2233) Buna göre, König tarafından tanımlanan buluntu tipi, bir pilin elektrot birimi olarak birçok bilimsel çalışma ve medya tarafından popüler katkılarla anlaşılan, bitüm benzeri bir kütle ile sabitlenmiş ve mühürlenmiş kapalı bir düzenlemedir. (2234)

2003 yılında ABD’nin Irak işgalini izleyen dönemde Irak Ulusal Müzesi’nin yağmalanması sonucu, burada saklanan Bağdat pili kayıplara karışmıştır ve henüz nerede olduğu bilinmemektedir. (2235)

Bütün dünyanın kıskandığı (!) Irak, İran ve Türkiye toplumları kadar siyasetten anlamam ama, ABD’nin Irak’ı işgaliyle 2000 yıllık bu antik pilin ortadan kaybolması ve nerede olduğunu kimsenin bilmemesi, çok ilginç.

     ■ Uzay Biliminin Çalışmaları ve Bilim İnsanlarının Açıklamaları

Bilim insanları tarafından yapılan son hesaplamalara göre, sadece içinde yaşadığımız Samanyolu Galaksisi’nde bile bizden daha gelişmiş akıllı uygarlıkların sayısı 36’dır. Yani sadece bizim galaksimizde, üzerinde akıllı yaşamın ve gelişmiş uygarlıkların bulunduğu en az 36 gezegen var. Sadece bizim galakside. (2236)

Bilim insanları yaptığı araştırma sonucu, Samanyolu Galaksisi’nde Dünya benzeri düzinelerce aktif yaratık uygarlığının olabileceğini, Dünya benzeri bu uygarlıklardaki zeki yaşam formunun ise 5 milyar yıl öncesine dayanmasının muhtemel olduğunu açıkladı. İngiltere’de önemli araştırmalara imza atan Nottingham Üniversitesi akademisyenlerinin yaptığı çalışmaya göre, galakside 30’dan fazla gezegende Dünya benzeri hayat yaşanıyor. Bu yeni araştırmaya göre evrendeki varlıklar ya da canlılar, metal ve maden yönünden zengin bir ortamda gelişmeye ihtiyaç duyuyor. Çünkü insanlık Güneş’te bulunan metaller sebebiyle Dünya’da maden yönünden zengin bir ortam oluşturdu. Araştırma görevlileri şu ana kadar elde ettikleri bilgilere dayanarak Samanyolu Galasisi’nde ortalama 30 – 36 farklı insanlık benzeri uygarlığın olduğunu tahmin ediyor. (2237)

Gökbilimcilere göre Samanyolu Galaksisi kendini yok etmiş gelişkin uygarlıklarla dolu. Cornell Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırma, Samanyolu Galaksisi’nde zeki uygarlıkların 6 milyar yıl önce var olduğunu ve bu uygarlıkların kendi kendini yok ettiklerini öne sürüyor. Araştırma, birden fazla medeniyetin varlığını ortaya koyuyor. Zaman içinde Samanyolu’nun gelişim ve değişimi gözönünde bulundurarak yapılan bu araştırma, uzayda yaşamın var olduğunu kanıtlamaya en çok yaklaşan çalışmalardan biri olmaya aday. Araştırmacılar, bundan tam 5 milyar önce Samanyolu’nda medeniyet türlerinin zirve yaptığını, ancak çoğu uygarlığın zaman içerisinde kendi kendini yok ettiğini iddiâ ediyor. Araştırmadaki en önemli unsurlardan biri, Samanyolu’nda yaşamış uygarlıkların zeki yaşam gelişimini etkileyen faktörler oldu. Bu faktörlerin arasında Güneş benzeri yıldızların ve ölümcül süpernova patlamalarının sıklığı bulunuyordu. Bunlar, bir medeniyetin en fazla ne kadar yaşayabileceği gibi sorulara cevap verebilecek faktörlerin arasında yer alıyordu. Araştırmayı yürüten bilim insanları, Samanyolu’nda yaşayan medeniyetlerin galaksi oluştuktan 13, 5 milyar yıl sonra çoğalmaya başlamış olabileceğini dile getiriyor. (2238)

27 Temmuz 2021 tarihinde bilim insanları, dünyadışı medeniyetler tarafından geliştirilmiş olabilecek teknolojinin kanıtlarını aramak için yeni bir girişim başlattıklarını duyurdular. “Galileo Projesi” diye adlandırılan proje, araştırma için orta büyüklükteki teleskoplar, kameralar ve bilgisayarlardan oluşan küresel bir ağ kurulmasını öngörüyor. Proje, adını öncü İtalyan gökbilimci Galileo Galilei (1564 – 1642)’den alıyor. Galileo da kendi tasarımı olan teleskopları kullanıyordu. Harvard Üniversitesi’nin uzaylılarla ilgili teorileriyle ünlü İsrailli astrofizik profesörü Abraham (Avi) Loeb (1962 – halen hayatta), projeyle ilgili bir basın toplantısında yaptığı açıklamada, galaksideki Dünya benzeri gezegenlerin yaygınlığını gösteren son araştırmaları hatırlattı. Loeb, “Teknolojik uygarlıkların evrene bizden önce gelme olasılığını artık gözardı edemeyiz” diye konuştu. Loeb, “Gökyüzünde gördüğümüz şey, politikacıların veya askerî personelin yorumlaması gereken birşey değil. Bunlar bilim insanı olarak eğitilmedi, bu olayları bilim camiâsının anlaması gerekiyor” ifadelerini kullandı. “Galileo Projesi”, UFO’ları incelemenin yanısıra yıldızlararası uzaydan Güneş Sistemi’ni ziyaret eden nesnelere de odaklanmak istiyor. Bu nesneler arasında Loeb’in özel olarak ilgilendiği Oumuamua da yer alıyor. Loeb, Harvard Üniversitesi’nin Astronomi bölümü başkanı olarak, dünya çapında tanınan önemli bilim insanlarından biri. Ancak son dönemde popülerliğini artırmasını sağlayan, Oumuamua isimli gizemli nesne oldu. Zirâ bilim insanı, Güneş Sistemi’nin dışından geldiği tespit edilen ilk yıldızlararası nesne ünvanını alan Oumuamua’nın uzaylı teknolojisine ait bir işaret olduğuna inanıyor. (2239)

4 Aralık 2018 günü Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Akıllı Sistemler Bölümü’nde çalışan bilim insanı Silvano P. Colombano (? – halen hayatta), dünyadışı akıllı yaşam formlarının Dünya’da halihazırda mevcut olabileceği teorisini ortaya attı. Dünyadışı yaşam hakkındaki mevcut bakış açısının çok dar olduğunu söyleyen Colombano, üstün özellikleri olan yabancı bir yaşam formundan Dünya’ya yapılmış bir ziyareti gözden kaçırmış ve bunun “geleneksel karbon temelli yaşamdan” çok farklı olabileceğini ileri sürdü. Çalışmasını “Decoding Alien Intelligence” adlı konferansta sunan Colombano, bu “son derece küçük ve zeki varlıkların” insan teknolojisinin çok ötesine geçmiş ve hatta yıldızlararası yolculukta ustalaşmış olabileceği değerlendirmesinde bulundu. Colombano, medeniyetimizdeki teknolojik gelişmenin yaklaşık 10 bin yıl önce başladığını ve sadece son 500 yılda bilimsel yöntemlerin yükselişinin gözlendiği hesaba katıldığında gelecek bin yıl boyunca bile teknolojik gelişimi öngörmenin çok da mümkün olmadığını söyledi. Gelecekte radyo dalgalarının da güncelliğini yitirebileceğini dile getiren Colombano, fizikçileri, en güvenilir teorilere dayanarak “UFO olgusunu çalışmaya değer görmek” için “spekülatif fizikle” uğraşmaya çağırdı. (2240)

25 Mart 2019 günü Dünyadışı Yaşamla Mesajlaşma Uluslararası Toplantısı”nda biraraya gelen araştırmacılar, Fransa’nın başkenti Paris’teki bilim müzesi Cité des Sciences et de l’Industriem’de gerçekleştirilen etkinlikte çarpıcı bir fikir ortaya attılar. Teoriye göre uzaylılar bizi bulalı çok oldu ve bizi devâsâ bir “insan hayvanat bahçesi”ne koydular. Bu bilim insanlarına göre gerçek, bizim bir “insanat bahçesi”nde olduğumuz ve etrafımızdaki uzaylıların, onları algılayamayacağımız şekilde gizlendiği. Araştırmacılar, kültürümüz üzerinde yıkıcı etkiye sahip olabileceği için uzaylıların bize görünmediğini söylüyorlar. (2241)

NASA, 4 Şubat 2019 tarihinde yaptığı açıklamada, UFO’ların varlığını sonunda itiraf etmişti. (2242) 26 Haziran 2021 günü ise ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nün “UFO Raporu” yayınlandı. Raporda, 2004 – 21 yılları arasında gözlemlenen hava olaylarının incelendiği belirtildi. ABD hükûmetine bağlı kaynaklardan 144 gözlemin saptandığı kaydedilen raporda, bunlardan 80’inin birden çok sensör üzerinden izlendiğine dikkat çekildi. Tanımlanamayan cisimlerin genellikle ABD ordusuna ait eğitim alanlarının yakınlarında gözlemlendiğine değinilen raporda, bunun o bölgelerde çok fazla radar ve sensör bulunmasından kaynaklandığına işaret edildi. (2243) 27 Nisan 2020 günü ise ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ilk kez UFO görüntülerini resmen yayınladı. Daha önceden “son derece gizli” olarak adlandırılan videolar, içerisinde hassas bilgi barındırmadığı gerekçesiyle halka açıldı. Pentagon’un konuya ilişkin yazılı açıklamasında, “yapılan inceleme sonucunda sözkonusu videoların yayımlanmasının, donanma sistemine ait hassas bilgileri içermediği ve bu sistemi tehlikeye atmayacağı kanaatine varıldığı” belirtildi. Pentagon üç adet video yayınladı. Pentagon, ABD’li pilotların 2004 ve 2015’teki eğitim uçuşlarında karşılaştıkları görüntülerden oluşan “tanımlanamayan uçan cisim” (UFO) videolarını paylaştı. Pentagon, videoların “açıklanamayan hava olaylarını” gösterdiğini ve nesnelerin “tanımlanamaz” statüsünde olduğunu belirtti. Sözkonusu videoların yıllar önce internete düştüğünü belirten bir Pentagon sözcüsü, bunların gerçek olup olmadığı ya da daha fazla benzer görüntünün olup olmadığına ilişkin kamuoyunu aydınlatma amacıyla görüntülerin resmî olarak yayımlanmasına karar verildiğini belirtti. Pentagon’dan yapılan açıklamada bu görüntülerin “yanlış anlamaları gidermek için yayınlandığı” belirtildi. (2244) Pentagon’dan bir yetkili ise, 8 Haziran 2021 günü yaptığı açıklamada, UFO’ların defalarca nükleer tesislerine saldırdıklarını söyledi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Gelişmiş Havacılık Tehditlerini Tanımlama Programı Eski Başkanı Luis Elizondo (? – halen hayatta), UFO’ların defalarca ABD nükleer teknolojisine müdahale ederek bazı tesisleri çevrimdışı olmaya zorladığını ileri sürdü. “Tanımlanamayan Hava Fenomenleri” (UAP) hakkında önemli açıklamalarda bulunan Elizondo, “Bu ülkede UFO’ların müdahale ettiği ve aslında nükleer tesislerimizi devredışı bıraktığı olaylar oldu” dedi. Pentagon eski yetkilisi, bazıları olayları “barışçıl birşey” olarak görse de, UFO’ların, diğer ülkelerin nükleer teknolojisine müdahale ettiğini, onları çalıştırdığını ve bazı durumlarda aktif hale getirdiğini gösteren veriler olduğunu da iddiâ etti. Elizondo, “Bu noktada, nükleer teknolojimize bir ilgi olduğunu, hatta bu nükleer teknolojiye müdahale etme potansiyeli olduğunu göstermek için kesinlikle yeterli veri olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı. (2245) Ancak en ilginç açıklama, 7 Aralık 2020 tarihinde  İsrail Uzay Güvenlik Eski Şefi Haym Eşed (1933 – halen hayatta)’den geldi. Prof. Eşed, uzaylıların var olduğunu ve Amerikalılar ile anlaşma yaptıklarını, ancak insanlığın buna henüz hazır olmadığını söyledi. “Galaktik Federasyon”un İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yıllardır temas halinde olduğunu açıklayan emekli general, insanlık hazır olana kadar histerinin önlenmesi amacıyla bu bilgiyi gizli tuttuklarını kaydetti. Mars’ta Amerikalı ve uzaylı temsilcilerin bulunduğu “gizli bir yeraltı üssü” olduğunu da iddiâ eden Eşed, ABD Eski Başkanı Donald John Trump (1946 – halen hayatta)’ın uzaylıların varlığını açıklamak istediğini ancak uzaylıların kendisine engel olduklarını öne sürdü. 1981 – 2010 yılları arasında 30 yıla yakın İsrail’in uzay güvenlik programına liderlik eden Prof. Haym Eşed, uzaylıların var olduğunu ancak insanların hazır olmadıklarını düşündükleri için karşımıza çıkmadıklarını söyledi. Prof. Eşed, “Trump uzaylıların varlığıyla ilgili gerçekleri günyüzüne çıkarmanın eşiğindeydi ama Galaktik Federasyon’daki uzaylılar, ‘Bekle, önce insanların sakinleşmesine fırsat ver’ dedi. Onlar toplu histeri başlatmak istemiyor. İlk olarak bizim akl-ı selim ve anlayışlı olmamızı istiyor’ açıklamasında bulundu. Eşed’e göre Galaktik Federasyon, “İnsanlığın bu sırrı öğrenmek için uzay ve uzay gemilerinin ne olduğunu anlayacağı bir aşamaya gelmesi gerektiğini” söyleyerek Trump’ı bunu açıklamaktan alıkoydu. Eşed, İsrail’in de uzaylılarla temasa geçtiğini de öne sürdü. Galaktik Federasyon’un “kitlesel histeriyi önlemek için varlıklarının açıklanmasını istemediğini” iddiâ etti. 87 yaşındaki Eşed, bunları çok daha önceden bildiğini ancak koşulların uygun olmadığını söylüyor. Bildiklerini yıllar önce anlatması durumunda kendisine deli gözüyle bakılıp, hastaneye yatırılabileceğini ifade ediyor. Artık kaybedecek de bir şeyinin kalmadığını söyleyen Eşed, insanların uzaylılara bakışlarının da değiştiğini, bu yüzden de bildiklerini anlatmaya karar verdiğini belirtiyor. Eşed’e göre uzaylılar ABD ile bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmanın konusuysa uzaylıların, Dünya’da çeşitli araştırmalar yapmak istemeleri. Uzaylıların da tıpkı insanlar gibi davrandıklarını, evrenin sırlarını anlamaya çalıştıklarını ifade eden profesör, uzaylıların insanlara yardımcı olmak istediklerini savunuyor. (2246)

Yapılan bilimsel araştırmalar, yaklaşık 13.000 yıl önce Dünya’ya çarptığına inanılan bir kuyrukluyıldızın, insan uygarlığının kökenlerini şekillendirmiş olabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar, dinozorların neslinin tükenmesinden bu yana muhtemelen en yıkıcı kozmik etkinin, insan toplumlarının kendilerini organize etme biçimindeki büyük değişimlerle aynı zamana denk geldiğini söylüyor. Analizler, Güneybatı Asya’nın Bereketli Hilal olarak adlandırılan bölgesinde Neolitik Dönem’in başlangıcından önce bir etkinin meydana geldiği iddiâlarını destekliyor. Bu süre zarfında, MısırKürdistan ve Lübnan gibi günümüz ülkelerinin bazı kısımlarını kapsayan bölgedeki insanlar, avcı – toplayıcı yaşam tarzlarından tarım ve kalıcı yerleşimlerin yaratılmasına odaklanan yaşam tarzlarına geçtiler. “Genç Dryas Etkisi” olarak bilinen kuyrukluyıldız çarpmasının, aynı zamanda birçok büyük hayvan türünü yok ettiği ve 1000 yıldan fazla süren mini bir Buzul Çağı’nı başlattığı düşünülüyor. İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi’nden araştırmacılar, bir etkinin meydana gelme olasılığını ve olayın nasıl gelişebileceğini değerlendiren kanıtları gözden geçirdiler. Ekip, 13.000 yıl önce bir kuyrukluyıldızın çarptığı teorisini destekleyen çok sayıda kanıt olduğunu söylüyor. Araştırmacılar, en büyük parçaların çarptığı düşünülen Kuzey Amerika ve Grönland (Grønland; Kalaallit Nunaat) başta olmak üzere dört kıtadan gelen jeolojik verileri analiz etti. Analizler, aşırı platin seviyelerini, aşırı yüksek sıcaklıklarda eriyen malzemelerin işaretlerini ve kuyrukluyıldızların içinde bulunduğu ve yüksek enerjili patlamalar sırasında oluştuğu bilinen nano elmasların tespitini vurguluyor. Araştırmacılar, tüm bu kanıtların etki teorisini güçlü bir şekilde desteklediğini söylüyor. Ekip, bunun küresel iklimi nasıl etkilediğine ve insan popülasyonlarındaki veya hayvan neslinin tükenmesindeki buna bağlı değişikliklere nasıl ışık tutabileceğine dair daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor. Çalışmayı yöneten Edinburgh Üniversitesi Mühendislik Okulu’ndan Martin Sweatman (? – halen hayatta)“Bu büyük kozmik felâket, muhtemelen ‘Dünyanın ilk tapınağı’ olan ve Güneybatı Asya’nın Bereketli Hilali’ndeki uygarlığın kökeniyle bağlantılı olan Göbeklitepe’nin dev taş sütûnlarında anılıyor gibi görünüyor. Bu nedenle belki de medeniyet bir patlama ile başlamış olabilir” diyor. (2247)

Ocak 2021’de Antarktika kıtasında Mars mineralleri bulundu. Bilim insanları, Antarktika’dan alınan bir buz çekirdeğinin derinliklerinde Mars’ta bolca bulunan, Dünya’da ise çok nadiren görülen bir mineral keşfetti. Jarosit ismi verilen kırılgan mineralin Antarktika’da bulunması, sarı – kahverengi minarelin Dünya’da ve Mars’ta aynı şekilde, yani eski buz birikintilerine hapsolmuş tozdan meydana geldiğini gösterdi. Keşif ayrıca, buzulların kızıl gezegende ne denli önemli olduğunu da ortaya koydu. Araştırmacılar, bu buzların Mars’ta yalnızca vadileri oymakla kalmadığını, aynı zamanda Mars’ın oluşumuna da katkı koyduğunu söylüyor. (2248)

Aralık 2017’de, Dünya’daki gizemli bir küre Mars’ta da bulunmuştu. Mars’ta araştırmalar yürüten araçtan elde edilen karelerden birinde metal bir küreyi andıran bir cismin saptanması, kızıl gezegen ile ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi. Mars’taki minik kâşiflerden yeni gelen fotoğraflardan bir tanesinde, Dünya’da da bulunan ve yaşadığımız gezegende olmasına rağmen sırrı yine de henüz çözülememiş olan metal kürenin aynısının Mars’ta da bulunduğu tespit edildi. Sözkonusu fotoğrafın doğrudan NASA’nın JPL projesinin internet sitesinden alındığının altını çizen UFO’loglar, bunun gezegenin bir dönem akıllı bir türe evsahipliği yapmış olabileceğine kanıt olacağı iddiâsında. (2249)

Bilim insanları, Mısır’da 2013 yılında bulunan ve Dünya dışından geldiği saptanan taşların, Güneş Sistemi’nde bulunan herhangi bir maddeye benzemediğini açıkladılar. Bulunan taşın iki yıl süren incelemeler sonucu Dünya dışından geldiğini keşfetmiş olan bilim insanları tarafından yapılan yeni araştırmalar ise, uzaydan gelen taşların “bilinenden daha da uzaylı” olabileceğini ortaya koydu. “Hypatia” adı verilen taş parçacıklarının nereden gelmiş olabileceğini keşfetmek amacıyla taşın içindeki mineralleri inceleyen bilim insanları, bulunan maddelerin Güneş Sistemi’nde yer almadığını keşfettiler. Witwatersrand Üniversitesi Yerbilimleri Okulu Profesörü ve Araştırmacı Marco Andreoli (? – halen hayatta), yaptığı açıklamada, “Hypatia’nın Dünya dışından geldiğinin anlaşılması, Dünya genelinde bir sansasyon yaratmıştı; ancak yeni araştırmalar, taş hakkında bilinmeyen daha birçok şey olduğunu gösteriyor” dedi. Bilim insanları Hypatia’nın gövdesinde bulunan maddelerin Dünya’da bulunan herhangi bir maddeye benzemediğine dikkat çekiyor. (2250)

Evet… Kadim zamanlarda ve antik çağlarda dünyadışı varlıklarla temas olduğuna dair arkeolojik ve astronomik kanıtlar bunlar.

Şimdi de bu konudaki biyolojik ve anatomik kanıtlara geçelim.

     3 – Biyolojik deliller ve anatomik gerçeklerin gösterdiği

Bir iddiâya göre akıllı insanın, gezegenimizde yaşayan diğer canlılardan bu kadar keskin bir şekilde ayrılmasının nedeni, DNA’sında bulunan dünyadışı genlerdir. İnsan DNA’sında, hangi fonksiyonları yerine getirdiği bugün bile bilinmeyen fazladan 200 gen var. (2251)

Bu da, “Sümer Tabletleri”nde anlatılan, Nibiru gezegeninden gelen Anunnakiler’in bizim DNA’mızla oynadıkları, bizim vücûdumuza kendi genlerinden yükleyip bizi zekâ ve akıl olarak yükselttikleri olayını bilimsel olarak doğruluyor.

Yapılan bilimsel gen araştırmalarına göre, sahip olduğumuz genlerin yalnızca % 7’lik kısmı tam olarak Homo sapiens’e ait. Genlerimizin bir kısmını Neandertaller ve Denisovalılar gibi tarihöncesi akraba türlerle paylaşıyoruz. İnsan genomunun yalnızca % 1, 5 ilâ % 7’lik kısmının Homo sapiens’e özgü, yani melezlenme ya da atalarının çeşitlenme belirtilerinden arınmış bir halde olduğunu ortaya çıkardılar. % 7’lik değer, insanların Neandertaller ya da Denisovalılar’dan daha yakın biçimde bağlantılı olduğu insan genomunun bir parçası. % 1, 5’lik değer, bütün insanların barındırdığı ama Neandertal ya da Denisovalılar’ın barındırmadığı gen çeşitlenmelerini içeren kısım. Kaliforniya Üniversitesi’nde biyomoleküler mühendislik doçenti ve araştırmanın kıdemli yazarı olan Richard E. Green (? – halen hayatta), kendisinin ve meslektaşlarının elde ettikleri bulgular nedeniyle şaşırdıklarını dile getiriyor, “Genomun büyük kısmı ‘tamamen insana ait’ değil gibi görünüyor” diyor. (2252)

Yani insan vücûdunda, “tamamen insana ait olmayan” (hiçbir insan türüne ait olmayan) genler. Bu dünyadışı genlerin nereden geldiği bilinmiyor. Bunu bilim söylüyor, Biyoloji ve Anatomi söylüyor.

Ve sıkı durun:

Bilim insanları, Ağustos 2020’de yaptıkları açıklamada, “Sümer Tabletleri”nde bahsi geçen Annunakiler’in gerçek olabileceğini söylediler. Antik genomlara dair yeni analiz, insan soyağacının farklı dallarında birçok kez melezlenme meydana geldiğini ve insanların bilinmeyen bir atanın DNA’sını taşıdığını ortaya koyuyor. (2253)

İnsan vücûdunda dünyadışı genlerin bulunması, geçiştirilecek bir konu değildir. Bizim DNA’mızda bu gezegene ait olmayan genler var ve tek başına bu biyolojik gerçeğimiz bile çok şey anlatıyor kanısındayım.

Bu durum sadece biz insanlarda değil, bazı hayvanlarda da var. Örneğin ahtapotların DNA’sı bu gezegene ait değil. Bu yüzden bilimsel çevrelerde, ahtapotların başka bir gezegenden dünyamıza getirilmiş bir canlı olabileceği tartışılıyor.

Bilim insanlarının yaptığı son araştırmalar, ahtapotların DNA’sının bu gezegene ait olmadığını ortaya çıkardı. Oldukça gelişmiş beyinleri ve mükemmel seviyede problem çözme becerileriyle omurgasız hayvanların en karizmatik üyeleri olan ahtapotların gen dizilimlerinin diğer tüm canlılardan farklı olduğu ortaya çıktı. Daha önce 33 bin protein kodlayan yapıda bir genoma sahip canlıyla karşılaşmadıklarını belirten Chicago Üniversitesi’nden bilim adamı Clifton Ragsdale (? – halen hayatta), ahtapotlarla ilgili şunları söyledi: “Bu zamana kadar yapılan araştırmalar, 8 kola sahip olan bu canlıların dünya üzerinde yaşayan tüm hayvanlardan farklı bir yapıda olduklarını ortaya çıkardı. Ahtapotlar, müthiş büyüklükte bir beyne ve sıradışı problem çözme yeteneğine sahipler.” Araştırmacılar bu durumu açıklamaya çalışırken, “Ahtapotlara henüz ‘uzaylı’ diyemeyiz; fakat Darwin’in teorisi için büyük bir problem teşkil etmekte” değerlendirmesinde bulundular. Bilim insanlarına göre, ahtapotların DNA’sı, “Evrim Teorisi”ni kesin biçimde çürütüyor. Araştırmacılara göre ahtapotun genomu, “zıplayan gen” adına sahip olan transpozon dizilerine sahip. Kendini genom içinde tekrar düzenleyebilen transpozonun, ahtapotlar üzerinde ne gibi bir etki yarattığı henüz net olarak bilinmese de sinir dokularında yüksek seviyede bulunduğu tespit edilmiş durumda. Yine Chicago Üniversitesi’nden bilim kadını Caroline Albertin (? – halen hayatta), konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Birkaç değer farkı dışında ahtapotun genomunun yeniden düzenlenmiş bir omurgasızın genomunu andırdığı görülüyor. Bunu, genomu blendere koyup karıştırmak gibi düşünebilirsiniz. Bu da genlerin farklı bir ortamda yer almalarına sebep oluyor ki, bu hiç karşılaşmayı beklediğimiz birşey değildi” dedi. (2254)

Evet…

Önce dînî metinler ve kutsal kitaplar ışığında, ardından arkeolojik bulgular ve bilimsel veriler ışığında, son olarak da biyolojik ve anatomik gerçeklik ışığında, kadim zamanlarda ve antik çağlarda dünyadışı varlıklarla temas olduğuna dair kanıtları / emareleri ortaya koyduk ve hepsini geniş bir biçimde siz sevgili okurların ilgisine sunduk.

Bunları, “Sümer Tabletleri”ni okumaya ve incelemeye başlamadan önce yapmak zorundaydık. Çünkü bunları anlamadan, bilmeden, “Sümer Tabletleri”ni ve Anunnakiler gerçeğini sağlıklı ve önyargıdan arınmış bir zihinle okumak mümkün değildi. Dolayısıyla, anlamak da.

Bunu yaptığımıza göre, şimdi “Sümer Tabletleri”ni büyük bir heyecanla okumaya başlayabiliriz…

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(2046): İbrahim Sediyani, Bilgimiz Arttıkça Mekânımız Genişliyor: Tek Evren mi Var, Yoksa Evrenler mi?, Sediyani Haber, 2 Nisan 2021

(2047): Hannah Osborne, There Could Be 36 Intelligent Alien Civilizations in the Milky Way, Study Says, Newsweek, 15 Haziran 2020, https://www.newsweek.com/alien-intelligent-civilization-milky-way-1510882 / Jamie Carter, There are at Least 36 Intelligent Alien Civilizations in Our Galaxy, Say Scientists, Forbes, 15 Haziran 2020, https://www.forbes.com/sites/jamiecartereurope/2020/06/15/there-are-36-intelligent-alien-civilizations-in-our-galaxy-say-scientists/?sh=4ca4e5ab694f / Claire Lampen, We Might Have Dozens of Contactable Alien Neighbors, The Cut, 15 Haziran 2020, https://www.thecut.com/2020/06/new-research-says-milky-way-may-house-36-alien-civilizations.html / Nicola Davis, Scientists Say Most Likely Number of Contactable Alien Civilizations is 36, The Guardian, 15 Haziran 2020, https://www.theguardian.com/science/2020/jun/15/scientists-say-most-likely-number-of-contactable-alien-civilisations-is-36 / Martin Macias, Milky Way May Hold at Least 36 Intelligent Civilizations, Courthouse News, 15 Haziran 2020, https://www.courthousenews.com/milky-way-may-hold-at-least-36-intelligent-civilizations/ / Victor Tangermann, New Research: There Could Be 36 Alien Civilizations in Our Galaxy, Futurism, 15 Haziran 2020, https://futurism.com/research-could-be-36-alien-civilizations-galaxy / Stephanie Pappas, Are There Really 36 Alien Civilizations Out There? Well, Maybe, Live Science, 16 Haziran 2020, https://www.livescience.com/how-many-alien-civilizations-exist.html / Victoria Corless, Astronomers Estimate there are 36 Communicating Civilizations in Our Galaxy, Advanced Science News, 16 Haziran 2020, https://www.advancedsciencenews.com/astronomers-estimate-there-are-36-communicating-civilizations-in-our-galaxy/ / Anil Ananthaswamy, How Many Aliens are in the Milky Way? Astronomers Turn to Statistics for Answers, Scientific American, 16 Haziran 2020, https://www.scientificamerican.com/article/how-many-aliens-are-in-the-milky-way-astronomers-turn-to-statistics-for-answers/ / Ashley Strickland, There Could Be Communicating Intelligent Civilizations in Our Galaxy, Study Says, CNN, 16 Haziran 2020, https://edition.cnn.com/2020/06/15/world/intelligent-civilizations-galaxy-scn-trnd/index.html / Ethan Siegel, 36 Alien Civilizations in the Milky Way? The Science Behind a Ridiculous Headline, Forbes, 16 Haziran 2020, https://www.forbes.com/sites/startswithabang/2020/06/16/36-alien-civilizations-in-the-milky-way-the-science-behind-a-ridiculous-headline/?sh=1055216079c5 / Prashasti Awasthi, 36 Intelligent Civilizations May Exist in Mikyway: Study, The Hindu Business Line, 16 Haziran 2020, https://www.thehindubusinessline.com/news/science/36-intelligent-civilizations-may-exist-in-milkyway-study/article31839335.ece / Matthew Amlôt, Alien Life: Scientists Estimate 36 Intelligent Civilizations in Milky Way Galaxy, Al Arabiya, 16 Haziran 2020, https://english.alarabiya.net/variety/2020/06/16/Alien-life-Scientists-estimate-at-least-36-intelligent-civilizations-in-Milky-Way-ga / Jack Butler, New Study; Our Galaxy Could Contain 36 Intelligent Extraterrestrial Civilizations, National Review, 16 Haziran 2020, https://www.nationalreview.com/corner/new-study-our-galaxy-could-contain-36-intelligent-extraterrestrial-civilizations/ / Vishal Mathur, There May Be 36 Intelligent Alien Civilizations in Our Galaxy; Hopefully they are Smarter Than Us, News 18, 16 Haziran 2020, https://www.news18.com/news/tech/there-may-be-36-intelligent-alien-civilizations-in-our-galaxy-hopefully-they-are-smarter-than-us-2671905.html / Morgan McFall-Johnsen, Our Galaxy Could Have at Least 36 Intelligent Alien Civilizations, Researches Say: It May Take Thousands of Years to Find Them, Business Insider, 16 Haziran 2020, https://www.businessinsider.com/intelligent-alien-civilizations-in-milky-way-galaxy-2020-6 / Chelsea Gohd, Is the Milky Way Harboring Dozens of Intelligent Alien Civilizations?, Space, 17 Haziran 2020, https://www.space.com/milky-way-36-intelligent-alien-civilizations.html / Sophie Lewis, There May Be More Then 36 Intelligent Alien Civilizations in the Milky Way, Scientists Say, CBS News, 18 Haziran 2020, https://www.cbsnews.com/news/alien-civilizations-intelligent-milky-way-study/ / Jason Duaine Hahn, Scientists Say There Could Be 36 Intelligent Alien Civilizations in Our Galaxy, People, 18 Haziran 2020, https://people.com/human-interest/scientists-potentially-36-intelligent-alien-civilizations-in-our-galaxy/ / Bob McDonald, There May Be 36 Other Intelligent Civilizations in the Galaxy, But Odds of Communicating With Them are Small, CBC, 19 Haziran 2020, https://www.cbc.ca/radio/quirks/there-may-be-36-other-intelligent-civilizations-in-the-galaxy-but-odds-of-communicating-with-them-are-small-1.5618194 / Andrea Leinfelder, There Should Be at Least 36 Intelligent, Communicating Civilizations in Our Galaxy, Houston Chronicle, 24 Haziran 2020, https://www.houstonchronicle.com/news/space/article/There-should-be-at-least-36-intelligent-15360899.php

(2048): Lars A. Fischinger, Nazca und der “Flughafen der Außerirdischen” – Auf der Suche nach dem Mythos vom “UFO-Flugplatz in Peru”, Ancient Mail Verlag, Groß – Gerau 2020

(2049): Thayer Watkins, The Cargo Cults of the South Pacific, San José State University, https://www.sjsu.edu/faculty/watkins/cargocult.htm

(2050): Líneas de Nazca, Mapcarta, https://mapcarta.com/de/24884814 / Líneas de Nasca, Peru Travel, https://www.peru.travel/pe/atractivos/lineas-de-nasca / Líneas y Geoglifos de Nasca y Palpa, Sitios del Patrimonio Mundial del Perú, https://patrimoniomundial.cultura.pe/sitiosdelpatrimoniomundial/l%C3%ADneas-y-geoglifos-de-nasca-y-palpa / Lineas de Nasca, Europanas, http://www.europanas.com/Lnasca.htm

(2051): Nazca Lines, Go2Peru, https://www.go2peru.com/peru_guide/nazca/nazca_lines.htm

(2052): Katherine Reece, Grounding the Nazca Balloon, In the Hall of Ma’at – Weighing the Evidence for Alternative History, 25 Temmuz 2005, http://www.hallofmaat.com/americas/grounding-the-nasca-balloon/

(2053): Sam Jones, Huge Cat Found Etched Into Desert Among Nazca Lines in Peru, The Guardian, 18 Ekim 2020, https://www.theguardian.com/world/2020/oct/18/huge-cat-found-etched-desert-nazca-lines-peru

(2054): Jason Glomb, Nasca Lines, National Geographic, 28 Eylül 2019, https://web.archive.org/web/20190928050205/https://www.nationalgeographic.com/history/archaeology/nasca-lines/ / Nazca Lines, Go2Peru, https://www.go2peru.com/peru_guide/nazca/nazca_lines.htm

(2055): Sebastian Dorsch – Jutta Vinzent, Spatio Temporalities on the Line: Representations – Practices – Dynamics, s. 97 ve devamı, De Gruyter Verlag, Berlin 2018 / Anthony F. Aveni, The Lines of Nazca, American Philosophical Society, sayı 183, s. 41 – 113, Philadelphia 1990

(2056): Sebastian Dorsch – Jutta Vinzent, age

(2057): Helen Gardner, Gardner’s Art Through the Ages: Ancient, Medieval and Non-European Art, Harcourt Brace Jovanovich Publishing, San Diego 1991 / Bonnie Hinman, The Mystery of the Nazca Lines, s. 6 ve devamı, ABDO Publishing, Minneapolis 2016 / Anthony F. Aveni, Between the Lines: The Mystery of the Giand Ground Drawings of Ancient Nasca Peru, s. 88 ve devamı, University of Texas Press, Austin 2000

(2058): Jason Glomb, Nasca Lines, National Geographic, 28 Eylül 2019

(2059): Mitra Taj, Pigs and Squatters Threaten Peru’s Nazca Lines, Reuters, 15 Ağustos 2012

(2060): Nazca Lines, Go2Peru, https://www.go2peru.com/peru_guide/nazca/nazca_lines.htm

(2061): Helaine Selin, Nature Across Cultures: Views of Nature and the Environment in Non-Western Cultures, s. 286 ve devamı, Springer – Science + Business Media Publishing, Manchester 2003 / Mary Strong, Art, Nature and Religion in the Central Andes: Themes and Variations from Prehistory to the Present, s. 33 ve devamı, University of Texas Press, Austin 2012 / Richard A. Freund, Digging Through History: Archaeology and Religion from Atlantis to the Holocaust, s. 22 ve devamı, Rowman & Littlefield Publishing, Lanham & Boulder & New York & Toronto & Plymouth 2012 / Ralph Tanner – Colin Mitchell, Religion and the Evironment, s. 110 ve devamı, Palgrave Macmillan Publishing, Londra 2016

(2062): Owen Jarus, Nazca Lines: Mysterious Geoglyphs in Peru, Live Science, 15 Ağustos 2012 / Jason Glomb, Nasca Lines, National Geographic, 28 Eylül 2019

(2063): Archäologisches Projekt Nasca – Palpa, Peru, Deutsche Archäologisches Institut, https://www.dainst.org/projekt/-/project-display/58759

(2064): Alfred Louis Kroeber – Donald Collier, The Archaeology and Pottery of Nazca, Peru: Alfred L. Kroeber’s 1926 Expedition, s. 20, AltaMira Press, Walnut Creek 1998

(2065): Bernd Teichert, Die Geoglyphen von Nasca: Ist die Astronomische Theorie zu den Linien und Figuren von Nasca Noch Relevant?, Archæologie Online, 12 Ekim 2007 / Jason Glomb, Nasca Lines, National Geographic, 28 Eylül 2019

(2066): Jack McClintock, The Nasca Lines Solution: Demystifying South America’s Gigantic Archaeological Puzzle, Discover Magazine, 1 Aralık 2000 / Owen Jarus, Nazca Lines: Mysterious Geoglyphs in Peru, Live Science, 15 Ağustos 2012 / Katherine Reece, Grounding the Nazca Balloon, In the Hall of Ma’at – Weighing the Evidence for Alternative History, 25 Temmuz 2005

(2067): Toribio Mejía Xesspe, “Acueductos y Caminos Antiguos de la Hoya del Río Grande de Nazca”, Actas y Trabajos Cientificos del 27 Congreso Internacional de Americanistas, cilt 1, s. 559 – 569, Lima 1939

(2068): Team Finds More Peru Geoglyps, Japan Times, 20 Ocak 2011, https://web.archive.org/web/20120715002321/http://www.japantimes.co.jp/text/nn20110120a6.html / Neue Scharrbilder in Peru Entdeckt, Die Zeit, 15 Şubat 2011, https://www.zeit.de/wissen/geschichte/2011-02/peru-scharrbilder-nasca

(2069): University to Open Center at Nazca Lines, Japan Times, 22 Mart 2012, https://web.archive.org/web/20120326155532/http://www.japantimes.co.jp/text/nn20120322b3.html

(2070): Neue Wüstenlinien in Peru Entdeckt, Der Spiegel, 11 Nisan 2018, https://www.spiegel.de/wissenschaft/mensch/peru-forscher-entdecken-neue-nazca-linien-a-1202290.html / Forscher Entdecken Scharrbild Riesiger Katze, Der Spiegel, 18 Ekim 2020, https://www.spiegel.de/wissenschaft/mensch/peru-forscher-entdecken-scharrbild-riesiger-katze-a-b5180555-131f-47c1-a9fa-252582684ebe

(2071): 143 New Geoglyphs Discovered on the Nasca Pampa and Surrounding Area, Yamagata University Expands Use of IBM’s AI Technology in an Aim to Understand Nasca Lines as a Whole, Yamagata Üniversitesi resmî web sitesi, 15 Kasım 2019, https://www.yamagata-u.ac.jp/en/information/info/20191115_01/

(2072): AI Helps Discover New Geoglyph in the Nazca Lines – One of 143 New Geoglyphs Revealed by a New Study, The Verge, 19 Kasım 2019, https://www.theverge.com/2019/11/19/20970578/nazca-lines-ai-machine-learning-143-new-geoglyphs-ibm-japan-yamagata-university

(2073): Peruvian Archeologists Unveil Giant Cat Carved Into Nazca Lines UNESCO Site, CBC, 20 Ekim 2020, https://www.cbc.ca/news/science/giant-cat-nazca-1.5769024

(2074): Large 2000-Year-Old Cat Discovered in Peru’s Nazca Lines, BBC, 18 Ekim 2020, https://www.bbc.com/news/world-latin-america-54593295

(2075): Sam Jones, Huge Cat Found Etched Into Desert Among Nazca Lines in Peru, The Guardian, 18 Ekim 2020, https://www.theguardian.com/world/2020/oct/18/huge-cat-found-etched-desert-nazca-lines-peru

(2076): Peru’da Yeni Devâsâ Jeoglifler Keşfedildi, Sediyani Haber, 6 Nisan 2018, https://www.sediyani.com/?p=22048

(2077): Peru’da Devâsâ Boyutlarda Yeni Jeoglifler Bulundu | Uzaylılar, Dinozorlar, İki Başlı Dev Yılanlar…, Sediyani Haber, 17 Kasım 2019, https://www.sediyani.com/?p=31034

(2078): agh

(2079): Peru’daki Nazca Çölü’nde 2000 Yıllık Dev Kedi Jeoglifi Keşfedildi, Sediyani Haber, 18 Ekim 2020, https://www.sediyani.com/?p=36438

(2080): Archäologisches Projekt Nasca – Palpa, Peru, Deutsche Archäologisches Institut, https://www.dainst.org/projekt/-/project-display/58759

(2081): Paul Kosok, Life, Land and Water in Ancient Peru, Long Island University Press, Brooklyn 1965 / Maria Reiche, The Mystery on the Desert, Offizindruck Verlag, Stutgart 1968

(2082): Robert McG. Thomas Jr., Maria Reiche, 95, Keeper of an Ancient Peruvian Puzzle, Dies, The New York Times, 15 Hziran 1998

(2083): Erich von Däniken, Erinnerungen an die Zukunft: Ungelöste Rätsel der Vergangenheit, Econ Verlag, Düsseldorf & Viyana 1968

(2084): Alberto Rossell Castro, Arqueología Sur del Perú, Editorial Universo, Lima 1977

(2085): Henri Stierlin, La Clé du Mystère. Éditeur Albin Michel, Paris 1983

(2086): Johan Reinhard, Las Líneas de Nazca: Un Nuevo Enfoque Sobre su Origen y Significado, Editorial Los Pinos, Lima 1987

(2087): Cynthia Stokes Brown, Big History, s. 167, The New Press, New York 2007

(2088): The Theory of Jim Woodmann, Science in the Sand, https://sites.google.com/site/scienceinthesand/the-theory-of-jim-woodman

(2089): Bilim Adamlarından Dehşet Açıklama: “Nazca’da Bulunan Mumyalar Uzaylı”, Sediyani Haber, 3 Kasım 2017,  https://www.sediyani.com/?p=19433

(2090): agh

(2091): José Berenguer Rodríguez, Tiwanaku: Señores del Lago Sagrado, s. 3, Museo Chileno de Arte Precolombino, Santiago de Chile 2000 / Jeb J. Card, Spooky Archaeology: Myth and the Science of the Past, s. 122, University of New Mexico Press, Albuquerque 2018

(2092): John Wayne Janusek, Identity and Power in the Ancient Andes: Tiwanaku Cities Through Time, Routledge Publishing, New York & Londra 2004

(2093): La Cultura Tiahuanaco, Temas Importantes, La Cultura Inca, 30 Ağustos 2012, http://laculturainca-cusi.blogspot.com/2012/08/la-cultura-tiahuanaco_30.html

(2094): ags

(2095): Alan Kolata, The Tiwanaku: Portrait of an Andean Civilization, s. 17, Blackwell Publishing, Cambridge 1993

(2096): Den Außerirdischen auf der Spur, Der Spiegel, 12 Nisan 2015

(2097): Peter Baumann, Das Letzte Geheimnis der Inka: Mumien, Gold und Heiligtümer auf dem Dach der Anden. S. 112, Herder Verlag, Freiburg im Breisgau 1986

(2098): Alexei Vranich – Charles Stanish, Visions of Tiwanaku, Cotsen Institute of Archaeology Press, Los Angeles 2013

(2099): Hermann Trimborn, Außerirdische Raumfahrer in Amerika, Saeculum, sayı 30, s. 15, Ocak 1979

(2100): age

(2101): Ica Stones at the Cabrera Museum, Atlas Obscura, https://www.atlasobscura.com/places/ica-stones / Walter J. Langbein, Library in Stone: The Ica Stones of Professor Cabrera, bölüm 2, Ancient Origins, 12 Eylül 2016, https://www.ancient-origins.net/opinion-guest-authors/library-stone-ica-stones-professor-cabrera-part-ii-006639 / The Ica Stones of Peru, Ancient Hebrew, 2016, https://www.ancient-hebrew.org/ancientman/1001.html / Mysterious Diagrams on Ica Stones, Peru, Books Fact, 19 Ağustos 2013, https://www.booksfact.com/mysteries/mysterious-diagrams-on-ica-stones-peru.html / Kate Kershner, Are the Ica Stones Authentic?, Science Howstuffworks, https://science.howstuffworks.com/science-vs-myth/unexplained-phenomena/are-ica-stones-authentic.htm

(2102): Robert Plot, The Natural History of Oxford-Shire: Being an Essay Toward the Natural History of England, Printed at the Theater in Oxford, Oxford & Londra 1676 / Edward Lhuyd, Lithophylacii Britannici Ichnographia, Ex Officina M.C., Londra 1699

(2103): Richard Owen, Report of the Eleventh Meeting of the British Association for the Advancement of Science, Temmuz 1841, British Association for the Advancement of Science, Plymouth 1841

(2104): Javier Cabrera, El Mensaje de las Piedras Grabadas de Ica, Inti-Sol Editores, Lima 1976

(2105): Filip Coppens, Jurassic Library – The Ica Stones, Fortean Times, Ekim 2001

(2106): Javier Cabrera, El Mensaje de las Piedras Grabadas de Ica, Inti-Sol Editores, Lima 1976

(2107): Robert Todd Carroll, The Skeptic’s Dictionary: A Collection of Strange Beliefs, Amusing Deceptions and Dangerous Delusions, s. 169 – 171, Wiley Publishing, New York 2003

(2108): Alejandro Pezzia Assereto, Ica y el Perú Precolombino: Tomo I. Arqueología de la Provincia de Ica, s. 295, Empresa Editora Liberia, Ojeda 1968

(2109): Robert Todd Carroll, age / Filip Coppens, agm

(2110)http://www.omniology.com/IcaPeruBurialStones3.jpg

(2111)https://web.archive.org/web/20060318204421/http://www.xenophilia.com/zb/zb0021/stargazer_side.jpg

(2112): http://www.omniology.com/IcaPeruBurialStones3.jpg

(2113)https://www.youtube.com/watch?v=TXv2Z6dinSA

(2114)http://www.am-sur.com/am-sur/peru/Ica/museo-de-piedras/D/02-03-sexualitaet-d-goetter.html

(2115): Filip Coppens, Jurassic Library – The Ica Stones, Fortean Times, Ekim 2001

(2116): What Really Happened When the Dino Killer Asteroid Struck?, BBC, 9 Haziran 2017 / Ica Stones Bad Arguments, Creation Ministries International, 1 Ekim 2016

(2117): María del Carmen Olázar Benguría – Félix Arenas Mariscal, La Verdad Sobre las Piedras de Ica, Editorial Castellano, Barcelona 2007 / Lars A. Fischinger, Verbotene Geschichte, ANSATA Verlag, Münih 2010

(2118): Filip Coppens, Jurassic Library – The Ica Stones, Fortean Times, Ekim 2001

(2119): Robert Todd Carroll, The Skeptic’s Dictionary: A Collection of Strange Beliefs, Amusing Deceptions and Dangerous Delusions, s. 169 – 171, Wiley Publishing, New York 2003

(2120): Jeb C. Card, Spooky Archaeology: Myth and the Science of the Past, s. 142, University of New Mexico Press, Albuquerque 2018

(2121): Javier Cabrera, El Mensaje de las Piedras Grabadas de Ica, s. 54 ve devamı, Inti-Sol Editores, Lima 1976

(2122): Gli Aerei D’Oro Dei Tayron Quimbaya, Archaeo World, 21 Haziran 2021, https://archeoworld.com/gli-aerei-doro-dei-tayron-quimbaya/

(2123): Juan Friede, Los Quimbayas Bajo la Dominación Española, Carlos Valencia Editores, Bogotá 1963

(2124): Enora Gault, El Hombre y el Animal en la Colombia Prehispánica, Boletín del Museo Chileno de Arte Precolombino, sayı 17, s. 11 – 30, Santiago de Chile 2012

(2125): Henri Arsandaux – Paul Rivet, L’Orfèvrerie du Chiriqui et de Colombie, Journal de la Société des Américanistes, sayı 14 – 15, s. 169 – 182, Bogota 1922

(2126): Strange Artifacts, Ancient Flying Machines, Lumir G. Janku. “Airplane Models”, D. Hatcher Childress, “Ancient Indian Aircraft Technology”,  World Mysteries, 14 Haziran 2011, https://web.archive.org/web/20110614001754/http://world-mysteries.com/sar_7.htm / Erich von Däniken, Aussaat und Kosmos: Spuren und Pläne Außerirdischer Intelligenzen, s. 32, Econ Verlag, Düsseldorf & Viyana 1990

(2127): Die Versteckte Maya, Salzburger Nachrichten, 19 Kasım 2016 / Ungelöste Fälle der Archäologie, bölüm 2, ZDF, 1 Nisan 2018 / Die Maya-Artefakte aus Calakmul, Ahnenhalle, 10 Mart 2020, https://ahnenhalle.xobor.de/t164f2-Artefakte-aus-der-Asenzeit.html / Der Verbotene Ursprung und Tabu des Gemeinsamen Wissens: Das Globale Wissen der Ägyptischen Antiken Zivilisationen, der Aztekischen und Incas, das die Bibel Widerspricht, Fleane, https://www.fileane.com/deutsch/gemeinsamen_wissens.htm

(2128): Museo Chileno de Arte Precolombino, http://precolombino.cl/en/exposiciones/exposicion-permanente-america-precolombina-en-el-arte/intermedia/vitrina-figurillas-del-antiguo-ecuador/ / Alien Evidence Throughout Time: Ancient Astronaut Statue?, CB Alien Evidence, 7 Nisan 2011, https://cbalienevidence.wordpress.com/alien-evidence-throughout-time/ancientastronaut-4/ / Michael Palomino, Astronauten in Cuenca (Ecuador) – Das Ureinwohnermuseum mit Prä-Astronautik, Am Sur, 2014, http://www.am-sur.com/am-sur/ecuador/Cuenca/museum-ureinwohner-astronauten-D.html

(2129): Just a Ball: Navy; Not So: Its Finders, St. Petersburg Times, 15 Nisan 1974

(2130): Sean Martin, Did Aliens Drop This Mysterious Satellite on Earth?, Express, 7 Kasım 2017

(2131): Ali Vaqar, This Is The Mystery Of The Betz Sphere That Has Puzzled Scientists For Decades, Wonderful Engineering, 13 Kasım 2017

(2132): İnsanlık Tarihinin En Gizemli Küresi: Betz Küresi, Alfanın Küresi, 17 Ocak 2021, https://www.youtube.com/watch?v=l823hqKBAJE

(2133): agv

(2134): agv

(2135): Uzaylıların Dünya’yı Ziyaret Ettiğinin 9 Kanıtı, Milliyet Gazetesi, 29 Ağustos 2018

(2136): David S. Lewis, Legends of the Star People: Ancestors in High Places, Montana Pioneer, Current Issue, Haziran 2015, https://montanapioneer.com/legends-of-the-star-people/

(2137): George Hunt Williamson, Secret Places of the Lion, Amherst Publishing, New York 1958

(2138): Gökten Düşen Garip Cisim, Cumhuriyet Gazetesi, 24 Aralık 2011

(2139): Gizemli Kürenin Esrarı Çözülemiyor!, Haber 7, 23 Aralık 2011

(2140): Hishmat Messiha, Saqqara Bird, Egypt Travel Magazine, sayı 153, Mısır Turizm Bakanlığı Tanıtım Departmanı, Kahire 1973

(2141): Doug Aamoth, Cryptids: The Saqqara Bird, Time, 9 Haziran 2010

(2142): Die Taube von Sakkara, Palaeoseti, 17 Ekim 2014

(2143): Die Taube von Sakkara, Mysteria3000, 20 Kasım 2005

(2144): Ivan van Sertima, Blacks in Science: Ancient and Modern, Khalil Messiha, “Aeronautics: African Experimental Aeronautics: A 2000-Year Old Model Glider”, Journal of African Civilizations, sayı 5, s. 92 – 99, Transaction Books, New Brunswick 1991

(2145): Doug Aamoth, Cryptids: The Saqqara Bird, Time, 9 Haziran 2010

(2146): Die Taube von Sakkara, Mysteria3000, 20 Kasım 2005

(2147): Thierry, The Abydos Temple Helicopter, Finart, 14 Mart 1998, https://web.archive.org/web/20050728103638/http://www.finart.be/UfocomHq/usabydos.htm

(2148): ags

(2149): The Encyclopedia of Science, David Darling, “Paleocontact Hypothesis” maddesi

(2150): Wikipedia (Almanca), “Abydos-Hieroglyphen” maddesi, https://de.wikipedia.org/wiki/Abydos-Hieroglyphen / Vikipedi (Türkçe), “Abidos hiyeroglifleri” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Abidos_hiyeroglifleri

(2151): Giovanni Pastore, Il Planetario di Archimede Ritrovato, Museo Galileo, Firenze 2013 / Ken Steiglitz, The Discrete Charm of the Machine: Why the World Became Digital, s. 108, Princeton University Press, Princeton & Oxford 2019 / Kyriakos Efstathiou – Marianna Efstathiou, Celestial Gearbox: The Oldest Known Computer is a Mechanism Designed to Calculate the Location of the Sun, Moon and Planets, Mechanical Engineering, sayı 140, s. 31 – 35, Eylül 2018 / Antonios D. Pinotsis, The Antikythera Mechanism: Who Was Its Creator and What Was Its Use and Purpose?, Astronomical and Astrophysical Transactions, sayı 26, s. 211 – 226, Ağustos 2007 / Tony Freeth – Yanis Bitsakis – Xenophon Moussas – John H. Seiradakis – A. Tselikas – H. Mangou – M. Zafeiropoulou – R. Hadland – D. Bate – A. Ramsey – M. Allen – A. Crawley – P. Hockley – T. Malzbender – D. Gelb – W. Ambrisco – M. G. Edmunds, Decoding the Ancient Greek Astronomical Calculator Known as the Antikythera Mechanism, Nature, sayı 444, s. 587 – 591, Kasım 2006 / Tony Freeth – Alexander Jones, The Cosmos in the Antikythera Mechanism, ISAW Papers, sayı 4, Institute for the Study of the Ancient World, Şubat 2012 / Nicholas Paphitis, Experts: Fragments an Ancient Computer, Washington Post, 30 Kasım 2006, The Associated Press, 1 Aralık 2006

(2152): Ken Steiglitz, age / Kyriakos Efstathiou – Marianna Efstathiou, agm / Nicholas Paphitis, agy

(2153): Antonios D. Pinotsis, agm / Tony Freeth – Yanis Bitsakis – Xenophon Moussas – John H. Seiradakis – A. Tselikas – H. Mangou – M. Zafeiropoulou – R. Hadland – D. Bate – A. Ramsey – M. Allen – A. Crawley – P. Hockley – T. Malzbender – D. Gelb – W. Ambrisco – M. G. Edmunds, agm / Tony Freeth – Alexander Jones, agm

(2154): Paul A. Iversen, The Calendar on the Antikythera Mechanism and the Corinthian Family of Calendars, Hesparia, sayı 86, s. 129 – 203, Ocak – Mart 2017 / Tony Freeth – Alexander Jones – John M. Steele – Yani Bitsakis, Calendars with Olympiad Display and Eclipse Prediction on the Antikythera Mechanism, Nature, sayı 454, s. 614 – 617, Temmuz 2008 / Sarah Kaplan, The World’s Oldest Computer is Still  Revealing Its Secrets, The Washington Post, 14 Haziran 2016

(2155): Jones Alexander, A Portable Cosmos: Revealing the Antikythera Mechanism, Scientific Wonder of the Ancient World, s. 10 – 11, Oxford University Press, Oxford 2017 / Derek de Solla Price, Gears from the Greeks – The Antikythera Mechanism: A Calendar Computer from ca. 80 B. C., Transactions of the American Philosophical Society, sayı 64, s. 1 – 70, Kasım 1974 / Dimitrios (Dimitris) Kontos, Antikythera Mechanism, http://www.antikythera-mechanism.gr/history/people/dimitrios-kontos

(2156): History, Antikythera Mechanism, http://www.antikythera-mechanism.gr/history

(2157): Ancient “Computer” Starts to Yield Secrets, Pretoria News, 6 Haziran 2006

(2158): Jo Marchant, Die Entschlüsselung des Himmels, s. 85 – 88, Rowohlt Verlag, Reinbek 2011

(2159): The Antikythera Mechanism at the National Archaeological Museum, Antikythera Mechanism, https://web.archive.org/web/20170221035812/http://www.antikythera-mechanism.gr/museum

(2160): Tony Freeth, Die Entschlüsselung Eines Antiken Computers, Spektrum der Wissenschaft, s. 62 – 70, Mayıs 2010

(2161): Tony Freeth – Yanis Bitsakis – Xenophon Moussas – John H. Seiradakis – A.Tselikas – E. Magkou – M. Zafeiropoulou – R. Hadland – D. Bate – A. Ramsey – M. Allen – A. Crawley – P. Hockley – T. Malzbender – D. Gelb – W. Ambrisco – M. G. Edmunds, Decoding the Antikythera Mechanism – Investigation of an Ancient Astronomical Calculator, Nature, sayı 444, s. 587 – 591, Kasım 2006

(2162): Derek de Solla Price, Gears from the Greeks – The Antikythera Mechanism: A Calendar Computer from ca. 80 B. C., s. 9, Science History Publications, New York 1975

(2163): Chiara Palazzo, What is the Antikythera Mechanism? How Was this Ancient “Computer” Discovered?, The Telegraph, 17 Mayıs 2017

(2164): İoánnis Nikolau Svorónos, Das Athener Nationalmuseum, s. 50, Beck & Barth Verlag, Atina 1903

(2165): Brian Haughton, Hidden History: Lost Civilizations, Secret Knowledge and Ancient Mysteries, s. 43 – 44, Career Press, Franklin Lakes 2006

(2166): Derek de Solla Price, Gears from the Greeks – The Antikythera Mechanism: A Calendar Computer from ca. 80 B. C., Science History Publications, New York 1975

(2167): age

(2168): Derek de Solla Price, Gears from the Greeks – The Antikythera Mechanism: A Calendar Computer from ca. 80 B. C., Transactions of the American Philosophical Society, sayı 64, s. 1 – 70, Kasım 1974

(2169): The University of Sydney News, s. 39, 29 Mart 1988 / Decoding the Heavens: Mistakes and Misinterpretations, Connectives, http://www.connectives.com/decoding-the-heavens-bromley-comments.html

(2170): Tony Freeth, The Antikythera Mechanism: 1. Challenging the Classic Research, Mediterranean Archaeology and Archaeometry, sayı 2, s. 21 – 35, Mayıs 2002

(2171): Alexander Jones, “Like Opening a Pyramid and Finding an Atomic Bomb”: Derek de Solla Price and the Antikythera Mechanism, Proceedings of the American Philosophical Society, sayı 162, s. 259 – 294, 2018

(2172): Ian Sample, Mysteries of Computer from 65 BC are Solved, The Guardian, 30 Kasım 2006

(2173): Tony Freeth – Alexander Jones – John M. Steele – Yani Bitsakis, Calendars with Olympiad Display and Eclipse Prediction on the Antikythera Mechanism, Nature, sayı 454, s. 614 – 617, Temmuz 2008

(2174): Paul A. Iversen, The Calendar on the Antikythera Mechanism and the Corinthian Family of Calendars, Hesparia, sayı 86, s. 134 – 141, Ocak – Mart 2017

(2175): Cicero, De Natura Deorum, cilt 34, s. 287, Formiae M. Ö. 45

(2176): Christián C. Carman – James Evans, On the Epoch of the Antikythera Mechanism and Its Eclipse Predictor, Archive for History of Exact Sciences, sayı 68, s. 693 – 774, Kasım 2014

(2177): agm

(2178): John Markoff, On the Trail of an Ancient Mystery – Solving the Riddles of an Early Astronomical Calculator, The New York Times, 24 November 2014

(2179): Paul A. Iversen, The Calendar on the Antikythera Mechanism and the Corinthian Family of Calendars, Hesparia, sayı 86, s. 141 – 147, Ocak – Mart 2017

(2180): Nick Kampouris, Important New Discoveries from Greece’s Ancient Antikythera Shipwreck, Greek Reporter, 18 Ekim 2019 / The New Findings from the Underwater Archaeological Research at the Antikythera Shipwreck, Aikaterini Laskaridis Foundation, 18 Ekim 2019

(2181): Experts Recreate a Mechanical Cosmos for the World’s First Computer, University College London (UCL), 12 Mart 2021, https://www.ucl.ac.uk/news/2021/mar/experts-recreate-mechanical-cosmos-worlds-first-computer

(2182): Lucio Rosso, Die Vergessene Revolution oder die Wiedergeburt Antiken Wissens, s. 156, Springer Verlag, Heidelberg 2005

(2183): age, s. 149

(2184): Paul A. Iversen, The Calendar on the Antikythera Mechanism and the Corinthian Family of Calendars, Hesparia, sayı 86, s. 93, 157 – 160, 182 – 183 ve 233 – 246, Ocak – Mart 2017

(2185): Derek de Solla Price, Gears from the Greeks – The Antikythera Mechanism: A Calendar Computer from ca. 80 B. C., Transactions of the American Philosophical Society, sayı 64, s. 19, Kasım 1974

(2186): Tony Freeth – Yanis Bitsakis – Xenophon Moussas – John H. Seiradakis – A. Tselikas – H. Mangou – M. Zafeiropoulou – R. Hadland – D. Bate – A. Ramsey – M. Allen – A. Crawley – P. Hockley – T. Malzbender – D. Gelb – W. Ambrisco – M. G. Edmunds, Decoding the Ancient Greek Astronomical Calculator Known as the Antikythera Mechanism, Nature, sayı 444, s. 587 – 591, Kasım 2006

(2187): Christián C. Carman – James Evans, On the Epoch of the Antikythera Mechanism and Its Eclipse Predictor, Archive for History of Exact Sciences, sayı 68, s. 693 – 774, Kasım 2014 / John Markoff, On the Trail of an Ancient Mystery – Solving the Riddles of an Early Astronomical Calculator, The New York Times, 24 November 2014

(2188): Jo Marchant, In Search of Lost Time, Nature, sayı 444, s. 534 – 538, Kasım 2006

(2189): Jo Marchant, Die Entschlüsselung des Himmels, s. 227 – 234, Rowohlt Verlag, Reinbek 2011

(2190): Tony Freeth – Yanis Bitsakis – Xenophon Moussas – John H. Seiradakis – A. Tselikas – H. Mangou – M. Zafeiropoulou – R. Hadland – D. Bate – A. Ramsey – M. Allen – A. Crawley – P. Hockley – T. Malzbender – D. Gelb – W. Ambrisco – M. G. Edmunds, Decoding the Ancient Greek Astronomical Calculator Known as the Antikythera Mechanism, Nature, sayı 444, s. 587 – 591, Kasım 2006

(2191): Paul A. Iversen, The Calendar on the Antikythera Mechanism and the Corinthian Family of Calendars, Hesparia, sayı 86, Ocak – Mart 2017 / Tony Freeth – Alexander Jones, The Cosmos in the Antikythera Mechanism, ISAW Papers, sayı 4, Institute for the Study of the Ancient World, Şubat 2012

(2192): Dimitris G. Angelakis, Quantum Information Processing: From Theory to Experiment, s. 5, Proceedings of the NATO Advanced Study Institute on Quantum Computation and Quantum Information, IOS Press, Xaniá 2006

(2193): George J. Binczewski, The Point of a Monument: A History of the Aluminum Cap of the Washington Monument, Journal of Metals, sayı 47, s. 20 – 25, 1995

(2194): Kara O’Neill, Experts Believe Mysterious Aluminium Object Dating Back 250.000 Years “Could Be Part of Ancient UFO”, Mirror, 20 Ekim 2016, https://www.mirror.co.uk/news/weird-news/experts-believe-mysterious-aluminium-object-9086060 / Does This Mysterious Piece of Aluminium Prove UFOs Visited Earth 250.000 Years Ago?, Daily Mail, 20 Ekim 2016, https://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-3856168/Mysterious-piece-aluminium-ancient-UFO-visited-Earth-250-000-years-ago-claims-investigator.html / Rhodi Lee, Did Aliens Visit Earth 250,000 Years Ago? Aluminum Piece in Romania Hailed Part of Ancient UFO, Tech Times, 21 Ekim 2016, https://www.techtimes.com/articles/183145/20161021/did-aliens-visit-earth-25-000-years-ago-aluminum-piece-in-romania-hailed-part-of-ancient-ufo.htm / John Thomas Didymus, Proof UFO Visited Earth 250.000 Years Ago: Ancient Hand-Made Aluminium Metal Was Part of the Wreckage of Alien Spacecraft, Researchers Claim, Inquisitr, 21 Ekim 2016, https://www.inquisitr.com/3621561/proof-ufo-visited-earth-250000-years-ago-ancient-hand-made-aluminium-metal-was-part-of-the-wreckage-of-alien-spacecraft-researchers-claim-video/ / David Trayner, Is Aluminium Relic PROOF Aliens Visited Earth in UFO 250.000 Years Ago?, Daily Star, 21 Ekim 2016, https://www.dailystar.co.uk/news/weird-news/aluminium-relic-romania-evidence-proof-17254091 / Aluminium Object Unearthed in Aiud, Romania Stirs up the UFO Mystery, Alcircle, 21 Ekim 2016, https://www.alcircle.com/news/aluminium-object-unearthed-in-aiud-romania-stirs-up-the-ufo-mystery-26152 / Experts Say Mysterious Aluminium Object Dating Back 250.000 Years “Could Be Part of Ancient UFO”, Pressfrom, 21 Ekim 2016, https://pressfrom.info/uk/news/world/us-news/-80465-experts-say-mysterious-aluminium-object-dating-back-250-000-years-could-be-part-of-ancient-ufo.html / 250.000 Jahre Alt? Alu-Objekt Gibt Rätsel auf, Wetter, 24 Ekim 2016, https://www.wetter.at/wetter/welt-wetter/250-000-jahre-alt-alu-objekt-gibt-raetsel-auf/256085945 / Ian Harvey, Experts are Studying a Mysterious Aluminum Object That Could Date Back to 250.000 Years: Some Speculate It Might Be a Part From a UFO, The Vintage News, 4 Mayıs 2017, https://www.thevintagenews.com/2017/05/04/experts-are-studying-a-mysterious-aluminum-object-that-could-date-back-to-250000-years-some-speculate-it-might-be-a-part-from-a-ufo/ / Avis Lee, Der Aluminiumkeil von Aiud: Ein 250 Jahre Altes Außerirdisches Objekt oder Nur Ein Scherz!, Mysteries Runsolved, 22 Temmuz 2021, https://mysteriesrunsolved.com/de/2018/01/25-million-years-old-aluminium-wedge.html

(2195): agh / agh / agh / agh / agh / agh / agh / agh / agh / agh

(2196): Lars A. Fischinger, Verbotene Geschichte, ANSATA Verlag, Münih 2010

(2197): Specialist Despre Obiectul Preistoric Neidentificat din Depozitele Muzeului de Istorie: “Aparţine Unui Robot Primitiv’”, Realitatea TV, 2014

(2198): Homo Sapiens and Early Human Migration, Khan Academy, https://www.khanacademy.org/humanities/world-history/world-history-beginnings/origin-humans-early-societies/a/where-did-humans-come-from#:~:text=Homo%20sapiens%2C%20the%20first%20modern,about%2070%2C000%2D100%2C000%20years%20ago. / How Did Humans Evolve?, History, https://www.history.com/news/humans-evolution-neanderthals-denisovans

(2199): Rock Drawings in Valcamonica, UNESCO resmî web sitesi, https://whc.unesco.org/en/list/94

(2200): L’Arte Italiana, Piero Adorno, “Mesolitico e Neolitico”, s. 16, Editore D’Anna, Floransa 1992

(2201): Introduzione All’Arte Rupestre della Valcamonica, Le Incisioni Rupestri… Segni del Pensiero, Archeo Camuni, 19 Aralık 2016

(2202): Piero Adorno, age

(2203): Sue L. Hamilton, Ancient Astronauts: Unsolved Mysteries, s. 28 – 32, ABDO Publishing, Edina 2008 / Ingrid Garosi, Rock Drawings of Valcamonica, World History, 20 Mart 2020, https://www.worldhistory.org/article/1526/rock-drawings-of-valcamonica/ / Secrets Spots of Valcamonica Rock Art, Archeo Camuni, http://www.archeocamuni.it/out_of_reach.html

(2204): Lebor Gabála Érenn, 9. – 11. yüzyıl, http://www.maryjones.us/ctexts/leborgabala.html

(2205): age

(2206): Helmut Birkhan, Kelten: Versuch einer Gesamtdarstellung ihrer Kultur, s. 471 ve devamı, Verlag der Österreichischen Akademie der Wissenschaften, Viyana 1997

(2207): Mark Williams, Ireland’s Immortals: A History of the Gods of Irish Myth, Princeton University Press, Princeton 2016

(2208): Dáithí Ó hÓgáin, Myth, Legend & Romance: An Encyclopaedia of the Irish Folk Tradition, s. 296 – 297, Prentice Hall Press, New York 1991

(2209): John Carey, The Irish National Origin-Legend: Synthetic Pseudohistory – Quiggin Pamphlets on the Sources of Mediaeval Gaelic History, Department of Anglo-Saxon, Norse and Celtic, University of Cambridge Press, Cambridge 1994

(2210): Lebor Gabála Érenn, 9. – 11. yüzyıl / aktaranlar: Henry Cockburn MacAndrew,, Ireland Before the Conquest: The Highland Monthly, s. 433 – 444, Northern Chronicle Office,, Dublin 1892 / Jason Colavito, Foundations of Atlantis, Ancient Astronauts and Other Alternative Pasts – 148 Documents Cited by Writers of Fringe History, Translated with Annotations, s. 94 – 95, McFarland Publishing, Jefferson 2015

(2211): The Story of Tuan mac Carill, Celtic Literature Collective, https://www.maryjones.us/ctexts/tuan.html

(2212): David Hatcher Childress, Technology of the Gods: The Incredible Science of the Ancients, Adventures Unlimited Press, Kempton 1999

(2213): Frederick Lawrence Rawson, Life Understood from a Scientific and Religious Point of View: And the Practical Method of Destroying Sin, Disease and Death, s. 431, The Crystal Press, Londra 1920

(2214): Diego Cuoghi, Art and UFOs?, Sprezzatura, https://sprezzatura.it/Arte/Arte_UFO_5_eng.htm

(2215): Dijitaru Daijisen, “土偶” maddesi, Kabuşiki-Gayşa Şōgakukan, Tokyo 2012

(2216): Encyclopedia of Japan, “Jōmon figurines” maddesi, Kabuşiki-Gayşa Şōgakukan, Tokyo 2012

(2217): Renée Violet, Kleine Geschichte der Japanischen Kunst, s. 11 – 13, DuMont Verlag, Köln 1984

(2218): Toşio Nakajima, 石器時代土偶の乳房及び下腹部膨隆に就いて, Jinruigaku Zasşi, sayı 58, s. 294 – 295, Tōkyō Jinrui Gakkai, Tokyo 1943, https://www.jstage.jst.go.jp/article/ase1911/58/7/58_7_287/_pdf

(2219): Erich von Däniken, Erinnerungen an die Zukunft: Ungelöste Rätsel der Vergangenheit, Econ Verlag, Düsseldorf & Viyana 1968

(2220): Alien Ruins Show, Xinmin Weekly, 13 Ekim 2003

(2221): Chinese Scientists to Head for Suspected ET Relics, People’s Daily, 24 Haziran 2002 / Heng Li, Mysterious Pipes Left by “ET” Reported From Qinghai, People’s Daily, 25 Haziran 2002

(2222): Probing Into the “ET Relic Site” in China’s Qinghai, People’s Daily, 25 Mayıs 2007

(2223): Tara MacIsaac, 150.000-Year-Old Pipes Baffle Scientists in China: Out of Place in Time?, The Epoch Times, 20 Haziran 2014, https://www.theepochtimes.com/mkt_app/150000-year-old-pipes-baffle-scientists-in-china-out-of-place-in-time_748970.html / Mugdha Kapoor, The 150.000-Year-Old Biagong Pipes are One of the Greatest Mysteries of All Time!, India Times, 11 Eylül 2015, https://www.indiatimes.com/news/world/the-150000yearold-biagong-pipes-are-one-of-the-greatest-mysteries-of-all-time-245125.html / Ron Hale, Könnten diese 150.000 Jahre Alten Baigong Pipes Ein Beweis für Eine Fortschrittliche Anlage für Chemische Brennstoffe Sein?, Mysteries Runsolved, 3 Eylül 2021, https://mysteriesrunsolved.com/2021/09/baigong-pipes.html

(2224): agh / agh / agh

(2225): Wilhelm König, Ein Galvanisches Element aus der Partherzeit?, Forschungen und Fortschritte, sayı 14, s. 8 – 9, Viyana 1938 / Wilhelm König, Neun Jahre Iraq, s. 165 ve devamı, Rohrer Verlag, Viyana & Brünn & Münih 1940

(2226): Walter Winton, Baghdad Batteries B. C., Sumer, sayı 18, s. 87 – 88, 1962 / Wilhelm König, agm

(2227): Arran Frood, Riddle of “Baghdad’s Batteries”, BBC News, 27 Şubat 2003

(2228): Wilhelm König, agm / Wilhelm König, age / Walter Winton, agm

(2229): Arran Frood, agy

(2230): Paul T. Keyser, The Purpose of the Parthian Galvanic Cells: A First-Century A. D. Electric Battery Used for Analgesia, Journal of Near Eastern Studies, sayı 52, s. 81 – 98, Nisan 1993

(2231): A. Al-Haik, The Rabbou’a Galvanic Cell, Sumer, sayı 20, s. 103 – 104, 1964 / Walter Winton, Baghdad Batteries B. C., Sumer, sayı 18, s. 87 – 88, 1962 / Wilhelm König, Ein Galvanisches Element aus der Partherzeit?, Forschungen und Fortschritte, sayı 14, s. 8 – 9, Viyana 1938

(2232): Nasser Kanani, The Parthian Battery – Electric Current 2000 Years Ago?, Leuze Verlag, Saulgau 2004

(2233): Walter Winton, agm

(2234): Nasser Kanani, age

(2235): Brian Haughton, Hidden History: Lost Civilizations, Secret Knowledge and Ancient Mysteries, Career Press, Pompton Plains 2007

(2236): Hannah Osborne, There Could Be 36 Intelligent Alien Civilizations in the Milky Way, Study Says, Newsweek, 15 Haziran 2020, https://www.newsweek.com/alien-intelligent-civilization-milky-way-1510882 / Jamie Carter, There are at Least 36 Intelligent Alien Civilizations in Our Galaxy, Say Scientists, Forbes, 15 Haziran 2020, https://www.forbes.com/sites/jamiecartereurope/2020/06/15/there-are-36-intelligent-alien-civilizations-in-our-galaxy-say-scientists/?sh=4ca4e5ab694f / Claire Lampen, We Might Have Dozens of Contactable Alien Neighbors, The Cut, 15 Haziran 2020, https://www.thecut.com/2020/06/new-research-says-milky-way-may-house-36-alien-civilizations.html / Nicola Davis, Scientists Say Most Likely Number of Contactable Alien Civilizations is 36, The Guardian, 15 Haziran 2020, https://www.theguardian.com/science/2020/jun/15/scientists-say-most-likely-number-of-contactable-alien-civilisations-is-36 / Martin Macias, Milky Way May Hold at Least 36 Intelligent Civilizations, Courthouse News, 15 Haziran 2020, https://www.courthousenews.com/milky-way-may-hold-at-least-36-intelligent-civilizations/ / Victor Tangermann, New Research: There Could Be 36 Alien Civilizations in Our Galaxy, Futurism, 15 Haziran 2020, https://futurism.com/research-could-be-36-alien-civilizations-galaxy / Stephanie Pappas, Are There Really 36 Alien Civilizations Out There? Well, Maybe, Live Science, 16 Haziran 2020, https://www.livescience.com/how-many-alien-civilizations-exist.html / Victoria Corless, Astronomers Estimate there are 36 Communicating Civilizations in Our Galaxy, Advanced Science News, 16 Haziran 2020, https://www.advancedsciencenews.com/astronomers-estimate-there-are-36-communicating-civilizations-in-our-galaxy/ / Anil Ananthaswamy, How Many Aliens are in the Milky Way? Astronomers Turn to Statistics for Answers, Scientific American, 16 Haziran 2020, https://www.scientificamerican.com/article/how-many-aliens-are-in-the-milky-way-astronomers-turn-to-statistics-for-answers/ / Ashley Strickland, There Could Be Communicating Intelligent Civilizations in Our Galaxy, Study Says, CNN, 16 Haziran 2020, https://edition.cnn.com/2020/06/15/world/intelligent-civilizations-galaxy-scn-trnd/index.html / Ethan Siegel, 36 Alien Civilizations in the Milky Way? The Science Behind a Ridiculous Headline, Forbes, 16 Haziran 2020, https://www.forbes.com/sites/startswithabang/2020/06/16/36-alien-civilizations-in-the-milky-way-the-science-behind-a-ridiculous-headline/?sh=1055216079c5 / Prashasti Awasthi, 36 Intelligent Civilizations May Exist in Mikyway: Study, The Hindu Business Line, 16 Haziran 2020, https://www.thehindubusinessline.com/news/science/36-intelligent-civilizations-may-exist-in-milkyway-study/article31839335.ece / Matthew Amlôt, Alien Life: Scientists Estimate 36 Intelligent Civilizations in Milky Way Galaxy, Al Arabiya, 16 Haziran 2020, https://english.alarabiya.net/variety/2020/06/16/Alien-life-Scientists-estimate-at-least-36-intelligent-civilizations-in-Milky-Way-ga / Jack Butler, New Study; Our Galaxy Could Contain 36 Intelligent Extraterrestrial Civilizations, National Review, 16 Haziran 2020, https://www.nationalreview.com/corner/new-study-our-galaxy-could-contain-36-intelligent-extraterrestrial-civilizations/ / Vishal Mathur, There May Be 36 Intelligent Alien Civilizations in Our Galaxy; Hopefully they are Smarter Than Us, News 18, 16 Haziran 2020, https://www.news18.com/news/tech/there-may-be-36-intelligent-alien-civilizations-in-our-galaxy-hopefully-they-are-smarter-than-us-2671905.html / Morgan McFall-Johnsen, Our Galaxy Could Have at Least 36 Intelligent Alien Civilizations, Researches Say: It May Take Thousands of Years to Find Them, Business Insider, 16 Haziran 2020, https://www.businessinsider.com/intelligent-alien-civilizations-in-milky-way-galaxy-2020-6 / Chelsea Gohd, Is the Milky Way Harboring Dozens of Intelligent Alien Civilizations?, Space, 17 Haziran 2020, https://www.space.com/milky-way-36-intelligent-alien-civilizations.html / Sophie Lewis, There May Be More Then 36 Intelligent Alien Civilizations in the Milky Way, Scientists Say, CBS News, 18 Haziran 2020, https://www.cbsnews.com/news/alien-civilizations-intelligent-milky-way-study/ / Jason Duaine Hahn, Scientists Say There Could Be 36 Intelligent Alien Civilizations in Our Galaxy, People, 18 Haziran 2020, https://people.com/human-interest/scientists-potentially-36-intelligent-alien-civilizations-in-our-galaxy/ / Bob McDonald, There May Be 36 Other Intelligent Civilizations in the Galaxy, But Odds of Communicating With Them are Small, CBC, 19 Haziran 2020, https://www.cbc.ca/radio/quirks/there-may-be-36-other-intelligent-civilizations-in-the-galaxy-but-odds-of-communicating-with-them-are-small-1.5618194 / Andrea Leinfelder, There Should Be at Least 36 Intelligent, Communicating Civilizations in Our Galaxy, Houston Chronicle, 24 Haziran 2020, https://www.houstonchronicle.com/news/space/article/There-should-be-at-least-36-intelligent-15360899.php

(2237): Bilim İnsanları: “Samanyolu Galaksisi’nde 30’dan Fazla Akıllı Varlık Türü ve Gelişmiş Uygarlıklar Var”, The Astrophysical Journal, Sediyani Haber, 15 Haziran 2020, https://www.sediyani.com/?p=34146

(2238): Gökbilimciler: “Samanyolu Galaksisi Kendini Yok Etmiş Uygarlıklarla Dolu”, Arxiv, Sediyani Haber, 21 Aralık 2020, https://www.sediyani.com/?p=37378

(2239): Gelişmiş Uygarlıkların Bizden Önce Evrene Gelme Olasılığı Var, The Salon, Scienctific American, Live Science, Sediyani Haber, 27 Temmuz 2021, https://www.sediyani.com/?p=39809

(2240): Uzaylılar Dünya’yı Halihazırda Ziyaret Etmiş Olabilir, Sediyani Haber, 4 Aralık 2018, https://www.sediyani.com/?p=25995

(2241): Bilim İnsanları: “Uzaylılar Bizi Çoktan Buldu, Dünya Hapishanesinde Tutuyorlar”, Unilad, Sediyani Haber, 25 Mart 2019, https://www.sediyani.com/?p=28167

(2242): NASA Sonunda İtiraf Etti: “Uzaylılar Var!”, Sediyani Haber, 4 Şubat 2019, https://www.sediyani.com/?p=27290

(2243): ABD’den UFO Raporu: 144 Gözlem Saptandı, Sediyani Haber, 26 Haziran 2021, https://www.sediyani.com/?p=39597

(2244): Pentagon Officially Releases “UFO” Videos, Guardian News, 27 Nisan 2020, https://www.youtube.com/watch?v=auITEKd4sjA

(2245): UFOs & National Security with Luis Elizondo, Former Director, Advanced Aerospace Threat Identification Program, The Washington Post, 8 Haziran 2021, https://www.washingtonpost.com/washington-post-live/2021/06/08/ufos-national-security-with-luis-elizondo-former-director-advanced-aerospace-threat-identification-program-aatip/

(2246): Aaron Reich, Former Israeli Space Security Chief Says Aliens Exist, Humanity Not Ready, The Jerusalem Post, 10 Aralık 2020, https://www.jpost.com/omg/former-israeli-space-security-chief-says-aliens-exist-humanity-not-ready-651405 / Nathan Jeffay, Israeli Space Chief Says Aliens May Well Exist, But They Haven’t Met Humans, The Times of Israel, 10 Aralık 2020, https://www.timesofisrael.com/israeli-space-chief-says-aliens-may-well-exist-but-they-havent-met-humans/ / Linda Dayan, Forget Trump and Bibi: You’d Much Rather Read About the Alien Galactic Federation, Haaretz, 13 Aralık 2020, https://www.haaretz.com/us-news/.premium-forget-trump-and-bibi-you-d-much-rather-read-about-the-galactic-federation-1.9363720

(2247): İnsan Uygarlığı, Dünya’ya Kuyrukluyıldızın Çarpmasıyla mı Başladı?, Earth-Science Reviews, Sediyani Haber, 2 Temmuz 2021, https://www.sediyani.com/?p=39681

(2248): Antarktika’da Mars Minerali Bulundu, Nature, Science Mag, Independent, Sediyani Haber, 28 Ocak 2021, https://www.sediyani.com/?p=38090

(2249): Dünyadaki Gizemli Küre Mars’ta da Bulundu, Sediyani Haber, 6 Aralık 2017, https://www.sediyani.com/?p=20176

(2250): Mısır’da Bulunan Taş, Güneş Sistemi Dışından, Sediyani Haber, 15 Ocak 2018, https://www.sediyani.com/?p=20917

(2251): Kaan Ünsal Alphan, Büyük Anunnaki İmparatorluğu, 2 Eylül 2016, https://www.youtube.com/watch?v=d1gogIcoXOQ&t=511s

(2252): Genlerimizin Sadece % 7’si Homo Sapiens’e Ait, Science Advances, Live Science, Sediyani Haber, 17 Temmuz 2021, https://www.sediyani.com/?p=39760

(2253): Annunakiler Gerçek Olabilir | Biz İnsanlara Henüz Tanımlanamayan Atalardan DNA Aktarılmış, Public Library of Science, Arkeofili, Sediyani Haber, 29 Ağustos 2020, https://www.sediyani.com/?p=35566

(2254): Ahtapotların DNA’sı Bu Gezegene Ait Değil, Sediyani Haber, 19 Ağustos 2017, https://www.sediyani.com/?p=17802

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.