enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
18,6327
EURO
19,7169
ALTIN
1.083,48
BIST
4.962,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Az Bulutlu
14°C
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Çok Bulutlu
17°C

Cuneyt ALPHAN

Araştırmacı Gazeteci Yazar

Zayıf Türkiye; Güçlü İsrail Demektir.

25.09.2022 00:20
0
A+
A-

Selçuk Özdağ:

Zayıf Türkiye; Güçlü İsrail Demektir.

Ülke kamuoyunun gündemini yoğun olarak işgal eden iç/dış konuları değerlendirmek üzere Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ile sizler için bir röportaj gerçekleştirdim.

İran’da “başı tam olarak örtülü değildir” diye ahlak zabıtları tarafından öldürülen kadın, ardından başlayan protestolar, laik yönetim, altılı masa adayın durumu, Sedat Peker’in iddiaları, cemaat/tarikatların fetvaları gibi pek çok konuda soru sordum. Özdağ da, içtenlikle sorularıma cevap verdi.

Örtünmeyle ilgili Özdağ; insanların başının olduğu yerde değil aklının olduğu yerde olduğunu belirterek; “önemli olan aklınızı örtmektir, başınızı örtmekten önce aklınızı örteceksiniz” dedi.

İran’ın kendine göre İslam rejimi, kendilerine göre bir devlet anlayışları olduğunu, bir yandan kendi toplumuna bir yanda da kendi komşu ülkelerine dayatmalarda bulunduklarını ve devrim ihraç etme noktasında çabaları olduğunu belirten Özdağ:

“Ahlak insanın sadece başının örtmesi değildir, kul hakkını yememeyi, hırsızlık ve haksızlık etmemeyi, kul hakkını yememeyi gerektirir. İran’da yapılanlar doğru değildir. Kişi kendi günahları özel hayatlarıyla ilgili, kişilerle Allah arasındaki bir durumdur,(Kamusal alanda evrensel ahlak ve hukuk kurallarına riayet etmek gerekir)İran’da çok fazla kadınlara haksızlıklar yapılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Mustafa Kemal Atatürk kadınların kıyafetlerine karışmamıştır. Hatta Afganistan devleti başkanı Türkiye’ye gelirken, onu da uyarmış ve kadınların kıyafetlerine karışmayın demiştir. Ve bununla ilgili bir kanun çıkarmamıştır.

Türkiye’de isteyen başını örter, isteyen açar, kimsenin kimseye dayatmaması lazım. İran rejiminin bunu tekrar düşünmesi gerekir. Şahsen ben örtünmeye inanan bir kişiyim, eşim de Kur’ân kursu öğretmenidir.  Ama bu ihtilaflı bir konu, bu konulara girmemek gerekir. İslam dini bir ahlak dinidir” dedi.

Türkiye’de Tarikatlar Yoktur Cemaatler Vardır…

Son dönemlerde başta Cübbeli Ahmet olmak üzere pek çok tarikat/cemaat mensuplarının kadınları hedef göstermesi, kendilerine göre uyduruk fetvaların verilmesi, Diyanet’in buna kayıtsız kalmasıyla ilgili sorum üzerine Özdağ; Türkiye’de tarikatların değil, cemaatlerin olduğunu belirterek şu tespitlerde bulundu.

“İslam dini bir dayatma dini değil, bir tebliğ dinidir. Kimsenin, din diye, kendi düşüncelerini başkalarına dayatma hakkı yoktur. Ben İslam âlimi değilim ama hapis yıllarında çok fazla din âlimlerinin eserlerini okudum.

Türkiye’de tarikatlar yoktur, cemaatler vardır ve tarikatlar da cemaatleşmiş, cemaatlerde siyasallaşmıştır.

Herkesin de dikkat etmesi gerekiyor. Ben özgürlükçü bir Türkiye’den yanayım.

Hükümetler her vakfa ve derneğe eşit mesafede durmalıdır. Bazılarına yakın, bazılarına uzak olursanız, benim fikrime uyuyor diye destek verirseniz, hem devlete hem millette ihanet edersiniz. Unutulmamalıdır ki devletlerin dini adalettir. Söz konusu dernek ve vakıfların, maliye, hukuk ve istihbarat tarafından her daim denetlenmesini isterim.

Diyanet İşleri Başkanlığının toplumun tüm kesimlerini kucaklaması ve her mezhebe eşit duracak şekilde yeniden yapılanması gerekiyor. Diyanet, Atatürk’ün kurduğu bir kurumdur ve bu kurumun cazibe merkezi olması gerekiyor.

Siz cazibe bir merkez olmayınca, camiler soğuk bir iklim haline dönüşünce, sadece imamın gelip namaz kıldığı/kıldırdığı bir yer olunca, o devasa binalar, yüz bine yakın cami, yüz elli bine yakın görevli olunca, buralar sadece devletin ve milletin sırtında adeta bir yük haline dönüşüyor.

Milleti aydınlatma/ doğru din takdim etme görevini de yapmıyor/yapamıyor. Cemaatlerin devlete ortak olma, hükümetlere ortak olma ve devlet yerine geçme çabalarına da katılmıyor ve kabul da etmiyorum, ahlak mayalasınlar, devleti ele geçirme çabasını bıraksınlar, devlete ahlak ve hukukla sahip çıksınlar” dedi.

Erdoğan’ın ABD Gezisi…

Selçuk Özdağ; perde arkasında yapılan konuşmaların bilinmemesi ve kayıtların tutulmamasını eleştirdi. Söz konusu kayıtlarla ilgili;

“Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hiçbir yetkilisi bilmiyor” dedi.

Özdağ;

“Sn. Erdoğan, dış politikayı, iç politikayı dizayn-etmek için kullanıyor. Dış politikada, bir, kamuoyuna vermiş olduğu demeçler var, bir de, arka kapı diplomasisi var. Arka kapıdan ne konuşulduğunu bilmiyoruz. Bunların hiçbirisini bilmiyoruz. Sn. Cumhurbaşkanın 2014 yılından bu yana arka kapılar arkasında ne konuştuğunu bilmiyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hiçbir yetkilisi bilmiyor. Hatta kayıt tutulmadığı iddiası var. Bu da şeffaf olmadıklarını gösteriyor” dedi.

Özdağ;

Erdoğan’ın, Kraliçe’nin cenazesine katılmama gerekçelerinin doğru olmadığını ifade ederek şunları söyledi:

“Oraya gitmemesinin nedeni, özel uçakla gidememesi, vs. deniyor. Daha düne kadar Sn. Erdoğan o tür yerlere tarifeli uçakla gidiyordu. Gerekçe olarak; tarifeli uçak, korumaların vs. olmamasını göstermek, doğru değil.

Daha önce bir kısım medyamız Erdoğan’ın Trumpla görüşmesini o kadar allayıp puladılar ki, Trump’a reis falan demeye başladılar. Biden’la görüşmesinde de “soykırım” olayının gündeme gelmemesine, “hamdolsun” demesi, Türk siyasal tarihine bir bühtan ve kara leke olarak geçmiştir. Bizim tarihimizde soykırım yoktur diye tepki göstermesi gerekirdi.

İsrail olayında da ben Şimon Peres’e değil moderatöre söyledim demişti, moderatör mü plajda adam öldürüyordu? Ama onun “one minute” bütün Türkiye duymuştu. Bu doğru bir siyaset değil. Siyasetçiler; doğrular üzerinden şeffaf siyaset yapmalıdır” dedi.

Suriye’nin bölünüp zayıflaması, güçlü İsrail demektir. Zayıf İran, zayıf Irak, zayıf Türkiye güçlü İsrail demektir.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’de yapılacak konutları ve bir milyon Suriyelinin gönderilmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Sorum üzerine, söze şu çarpıcı tespitle başladı.

“Suriye’nin bölünüp zayıflaması, güçlü İsrail demektir. Zayıf İran, zayıf Irak, zayıf Türkiye güçlü İsrail demektir.

Suriye, Suriyelilerindir…

Suriye’de bir bilek güreşi yaşanmıştır. Amerika ile Rusya’nın bilek güreşidir orada. ‘Yukarıda filler tepişir, aşağıda çimenler ezilir’ diye bir söz vardır. Rusya’nın sıcak denizlere indiği tek yer. Suriye’nin bölünüp zayıflaması, güçlü İsrail demektir. Zayıf İran, zayıf Irak, zayıf Türkiye güçlü İsrail demektir. Bu proje bir Amerikan projesidir. Suriyeliler mutlaka ülkelerine dönmelidir. 2015 yılındaki BM kararlarına herkes uymalıdır. Rusya’nın da imzası vardır” dedi.

Yapılması planlanan konutlarla ilgili Özdağ şu soruları sordu:

Niye geldiler?

Niye gidiyorlar?

Niye getirdiniz?

Niye götürüyorsunuz?

Bu 200 bin konutun parasını niye ödüyorsunuz? Esat da yapamazsınız diyor. Burada mevcut bir devlet başkanı var. On iki yıl orada ciddi bir savaş vardı.

Burada yanlış bir politika izlenmiş, bu politikanın mimari da Recep Tayyip Erdoğan’dır. Başka kimse de değildir…” demesi üzerine, ya Sn. Davutoğlu’nun sorumluluğu da yok mu? Diye sordum. Özdağ şu yanıtı verdi:

“Sn. Davutoğlu Dışişleri Bakanı, diplomasiyi yürütmüştür. Sn. Erdoğan’dan habersiz bakanlar bir şey yapabilirler mi? Örneğin Sn. Abdullah Gül şeklen Cumhurbaşkanı ama ruhen Sn. Erdoğan’dı. Ak Parti de, Recep Tayyip Erdoğan’dan habersiz kuş uçmaz.

Mademki Davutoğlu o kadar güçlüydü. Genel başkanlığını bir tek gecede alıp gittiler. Bir tek Recep Tayyip Erdoğan’la baş edemedi. Hem Sn. Davutoğlu görevi bırakalı altı yıl oldu” dedi.

Zaman zaman sosyal, görsel ve yazınsal medyada kimi yorumcular tarafından OHAL’in ilan edilip seçimlerin ertelenebileceği, kaosun yaratılacağı iddiaları dillendiriliyor.

Elazığ ve öncesinde Sn. Kılıçdaroğlu’na yönelik yapılan saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?  Sorum üzerine Özdağ şunları söyledi:

Kılıçdaroğlu’na yönelik provakasiyonlar doğru değil. MHP ve Ak Parti’ye de yapılsa karşı çıkarım. Elazığ da afişler ortaya çıktığında hemen cumhurbaşkanlığı ve içişleri bakanlığını göreve davet ettim, bu bir provakasiyondur dedim. Bu aynı zaman da bir iç savaş çıkartmaktır. Türkiye bu kutuplaşmalardan çok çekti, hala acılarımızdan ders almadık mı biz?

Bunu yapanları kınıyorum. Savcılar derhal gereğini yapmalıdırlar. O pankartların hepsi yalan ve iftira.

Hem Sn. Bahçeli ve hem de Sn. Erdoğan’ın oradaki il başkanlarını hemen, derhal görevden almaları lazım. Hatta Adalet Bakanı re’sen soruşturma açmalıdır. Kaos çıkartmak isteyenler, bundan faydalanmak isteyen olabilir ama kaos da çıkmaz, OHAL de ilan edilmez, seçim de olacak ve sandık da gelecek.

Ak Parti bizi algılarla idare etmeye çalışıyor, korkutarak, bir yıl daha iktidarda kalır mıyız? diyor. Tıpış tıpış geldiler, tıpış tıpış da gidecekler” dedi.

Sedat Peker’in iddiaları ve danışmanının tutuklanmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Sorum üzerine Selçuk Özdağ, özellikle YÖK’le ilgili bilgiye dayalı çok çarpıcı ve bir o kadar da vahim şu soruları sordu.

Özdağ; Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nu Vakıfla Bankasına kim genel müdür olarak atamış? Üçlü kararnameyle gelmiş, kimin zamanında? Erdoğan’ın zamanında. Niye kimse Erdoğan demiyor?

Ali Fuat Taşkesenlioğlu mal varlığını açıklamak zorundadır.

Savcılar, Adalet Bakanı devreye girmek zorundadır. Recep Tayyip Erdoğan devreye girmek zorundadır. Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu milletvekilliğinden istifa etmek zorundadır. Sn. Erdoğan, ona istifa et demesi gerekir.

Ünsal Ban denilen adamdan Zehra Taşkesenlioğlu 70 milyon istiyor ve 2,5 milyon dolar da yine manevi tazminat istiyor.

Bu Ünsal Ban’ı THK’ya kim rektör yaptı?

Ünsal Ban döneminde kimler işe girdi?

Onun döneminde işe girip işe gitmeden maaş alanlar var mı?

Onun döneminde diploma verilenlerin tek tek ders kâğıtları çıkarılabilir mi?

YÖK’e, YÖK Denetleme Kurulu Başkanlığına, YÖK Başkanına sesleniyorum:

Her yılki raporlarınızı açıklar mısınız?

Sayıştay Başkanı açıklar mısınız?

Bu şahıs kaç defa yurtdışına çıkmıştır?

Bu şahıs kaç defa THK’nın uçaklarıyla şehir şehir gezmiştir?

Hangi şehirlere gitmiştir?

Şehirler ve güzergâhlar bellidir. Bu şahıs kaç kişiye diploma vermiştir?

Diploma verdiği kişilerin sınav kâğıtları, sınav kayıtları var mıdır?

Yoktur! Kesin biliyorum ki, yoktur.

Yarın bunları YÖK’ten isteyeceğim. Bugün TOKİ’yle ilgili istedim. 2019 da 100 bin konut yapacağız dediler. 2019 da 100 bin konut yapmayanlar/yapamayanlar 2022 yılında 500 bin konut yapacağız diyenlere inanabilir miyiz?

Ali Fuat Taşkesenlioğlu, Zehra Taşkesenlioğlu ve Ünsal Ban mal varlıklarını açıklama zorundalar. Ama bunlar hakkında hiçbir savcı devreye girmemektedir.

Niye?

2021 yılında bunlar bir kanun çıkardılar. Öncesinde savcılar resen soruşturma açabiliyorlardı ama bu kanun değişikliğiyle Cumhuriyet Başsavcısının izni olmadan soruşturma açamıyorsunuz. Başsavcıda istediğine izin veriyor, istediğine vermiyor. Ben bir açıklama yaptım diye Ankara Cumhuriyet Başsavcısı hakkımda soruşturma açtı ama Zehra Taşkesenlioğlu hakkında soruşturma yok!

Türkiye’de bir mühendislik yapılmaktadır” dedi.

Sn. Vekilim; geçenlerde Sn. Kılıçdaroğlu’nun öldürülmek istendiğiyle ilgili bir açıklamanız oldu. Sn. Kılıçdaroğlu’nu kim, neden öldürmek istesin? Diye sordum.

Özdağ; “Kılıçdaroğlu’nun çubukta öldürülebileceğiyle ilgili kanaatim vardır. Kaostan kim beslenmek istiyorsa onlar istediler ölümünü” dedi.

Peki, Cübbeli Ahmet’in “din-iman düşmanlarını temizlemek lazım” açıklamasıyla ilgili neler söylemek istersiniz? Diye sordum.

Cübbeli’ye tepki gösteren Özdağ; “Cübbeli Ahmed’in söyledikleri, yenilir-yutulur değildir. ‘Din-iman düşmanlarını temizlemek lazım’ dedi.

Bu adam (Cübbeli) daha önce Selefi Dernekler var, silahlanıyorlar demişti. Mahkeme çağırdı, söyleyemedi. Bu adam hakkında geçmişte çeşitli mahkemeler de oldu.

Özellikle birileri bunu allıyor, pulluyor, ön plana çıkartıyor. Bu son açıklamasıyla ilgili savcıların derhal devreye girmesi gerekiyor. Diyanet işleri Başkanının açıklama yapması gerekiyor. Hiç kimse kendini devletin ve hukukun yerine koyamaz.Çağdaş devletlerde zor kullanma hakkı o da hukukla sadece devlete aittir.

Bu cübbeli ağzına geleni söylüyor, söylediklerini kulağı da duymuyor, söylediklerinin, nelere mal olacağını da bilmiyor. Bununla ilgili Adalet Bakanı, Sn. Cumhurbaşkanı ve Diyanet de devreye girmeli. Türkiye’de din adına faaliyette bulunan ne kadar ilahiyat fakültesi varsa, bütün bunların, hepsini devreye girerek “sen kimsin?” demesi gerekiyor” dedi.

Altılı Masa Adayı…

Özdağ;

“Şahsi düşüncem, altılı masanın ruhuna ve amacına da uygun olarak Cumhurbaşkanı adayının ittifakla belirlenmesidir. Masadaki liderler milletimizin teveccüh göstereceği ve en yüksek oranla seçilecek bir adayla kamuoyunun karşısına çıkacaktır.

Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili Özdağ; “adaylar için istişare etmeye devam ediyoruz. Aday, masa içinde de, masa dışında da olabilir.

Zaten özelde 6 lı masa ama genel olarak muhalefetin bu saatten sonra  Cumhurbaşkanlığını kazanamamak gibi bir endişesi yoktur. Biz %50 -55 oranlarında zaten bu seçimi alıyoruz. Esasen amacımız %60 ların altına düşmeyen bir oy oranı ile bu secimi almak.

Mesele kimin aday olmak istediği değil, mesele milletin kimi aday görmek istediği ve en fazla oy oranını kiminle kazanacağımızdır” dedi.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.