Milli Petrol Davamız Milli Palavra Politikamız…

Yayınlama: 15.12.2023
16
A+
A-

Milli Petrol Davamız

Milli Palavra Politikamız…

Günümüz iktidarının en meşhur argümanı “milli” ve “millilik” kavramı üzerinden gidiyor. İç ve dış politika olmak üzere kendisinin uygun gördüğü her şey “milli”, muhalefetin veya toplumun karşı durduğu her şey de “gayri millidir” iktidarın nazarından. 

Millilik tamamen iktidarın tekelindedir. 

Kimin “terörist”, kimin “kahraman” olduğuyla ilgili karar da tamamen iktidarın keyfiyetine bağlı, hukuka bağlı olmasına da hiç gerek yoktur.

“Ben terörist ilan ettim, oldu-bitti. Git derdini Marko Paşa’ya anlat” der. 

Tamamen kurgu, algı, sömürme (inanç/etnik gibi) ve palavraya dayalı tüm söylemlerin üstü de “davayla” örtülüyor. 

İzninizle bugün size faili meçhule kurban giden, ülkenin yetiştirdiği en değerli aydın, hukukçu ve siyasetçilerimizden Prof. Dr. Muammer Aksoy’un “Milli Petrol Davamız” adlı kitabından alıntıları aktararak “milli dava”, “millilik” neymiş görelim istiyorum. 

Aksoy’un analizlerine geçmeden daha önce yazdığım “Kürtler ve Ötekiler” adlı kitabımda Kürt meselesini yaratan asıl unsurun petrol olduğunu, ta 1700’lerden günümüze kadar ki süreçleri belgeleriyle ortaya koymaya çalışmıştım. 

Aslında altmış yıl önce yazılanlar da bugünün ta kendisidir. 

Yani Garp cephesinde değişen bir şey yok! 

Aksoy; “Ülkelerin bağımsızlığı, üzerinde yaşanan toprağın yerüstü ve yeraltı kaynaklarına sahip olmaları ile de orantılıdır. Oysa bugün ülkemiz, giderek yoğunlaşan öngörüsüz ve sorumsuz politikalarla kendi topraklarındaki petrolünü aramayan, madeni çıkartamayan bir konuma gelmiştir.”

TPAO’nun genel müdürlerinden unutulmaz isim olan İhsan Topaloğlu ile Muammer Aksoy’un yabancı petrol şirketlerine ve batı dünyasının enerji tekellerine karşı verdiği ortak mücadeleyi de tarihe not etmek lazım. 

Küreselleşme sürecinde, emperyalizm baskısı ile cumhuriyetin ekonomik kurumları teker teker özelleştirme görünümü altında yabancılara peşkeş çekildiğini, yok pahasına fiyatlar ile Türkiye’nin milli petrol kurumları olan Petrol Ofisi, Petkim ve Tüpraş gibi kamu iktisadi kuruluşları teker teker küresel sermayenin eline terk edildiğini belirten Aksoy; petrolün önemiyle ilgili şu tespitleri yapar: 

“Petrol, gerek iktisadi hayat, gerek milli güvenlik bakımından kendisinden vazgeçilmez en önemli stratejik maddedir. Milli savunma bakımından ise petrol, hayati bir önem taşımaktadır.

Eğer petrol kaynaklarımızı, Türk sermayesi yani Türk Devleti işletecek olursa, elde edilen bütün iktisadi değer yurdumuzda kalacak ve bu suretle milli gelir artacak, kalkınmamız bundan yararlanabilecektir. Yabancı şirketlerinin bizim yeraltı servetlerimizi işletmesini kabul etmek bizim iktisadi bağımsızlık parolamızla bağdaşmayan bir çözümdür. 

Yabancı petrol şirketlerinin Türkiye’ye gelmeleri, bir taraftan ham petrol üretimimizin çoğalmasına engel olmuş, diğer taraftan da başka satıcılardan ucuza alabileceğimiz ham petrolü pahalıya almamıza sebep olmuştur.

Bu yüzden Türkiye’de petrol bulmak değil, Türkiye’ye petrol satma yolunu tercih etmişlerdir.

Yabancı şirketlerin amacı; Türkiye’de Türkiye’nin ihtiyacına yetecek kadar petrol bulmak değil, her şeyden önce, Türkiye’nin ihtiyacına yetecek kadar petrolü, ne yapıp yapıp TP’ye buldurmamaktır.

Anayasanın 130’uncu maddesi, gerek Petrol Kanununun 1’inci maddesine göre, petrol kaynakları, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı, Devlete aittir.

Petrol şirketleri ve onların arkasındaki devletler, Petrol Kanununu bize top ve tüfekle kabul ettirmediler. Onların sadece bir takım entrika ve belki de bazı nüfuzlu kişilere yedirdikleri milyonlar karşılığında elde ettikleri bu sonuca, katlanmaya devam eden bizleriz. 

Tam bir gaflet veya ihanet eseri olarak kabul edilen böyle bir kanunu, Amerikalılar savaştan yenik çıkmış İtalya’ya –bütün baskılara rağmen- kabul ettirememişlerdi.

İtalya, tam bir oyalama taktiğiyle galipleri bekletmeyi başardı ve nihayet 1953 ve 1956 kanunları ile petrol arama hakkını, sadece Devlet Müessesi olan ENI’ye tanıdı.

Türk Devletinin (TP’nin) bir bölgede ancak 8 arama ruhsatnamesi alabileceği yolundaki garip ve egemenliğe aykırı hüküm kaldırılmalı.”

Meraşal Foch’un; “Müttefikler zafere petrol dalgaları üzerinde yüzerek ulaştılar…” sözünü aktaran Muammer Aksoy; “yarasalar karanlıkta uçar, aydınlıkta dağılır” tespitini yapar. 

Aksoy; Petrol şirketleri satılık kalemlerle gerçekleri gizlemeye çalıştığını,  doğruları söyleyenlere iftiralar yağdırıldığını, kiralık kahramanların sayısının da az olmadığını belirterek; “Petrol kanunu bir Amerikalıya hazırlatılmıştı. Kanuna bir 136 madde konulmuştu. Bu maddeye göre kanun ancak, yabancı şirketlerin muvafakatiyle değiştirilebilirdi. 

Atatürk’ün petrol politikası ise milli sermayeye dayanmaktaydı, devletçiydi. Bu politikadan ayrılmak zarar getirdi.”

Petrol kartelinin yedilerine;

“Dünyanın altıncı büyük kuvveti” denilmektedir.

Hükümetleri devirirler, milletleri birbirleriyle harp ettirirler. Mattei ve Kennedy’nin ölüm sebepleri çözülemedi. 

Aksoy’un kitabında; “bazı yazarlar, petrol şirketlerine cephe alan bu iki zatın, petrol şirketlerince öldürtüldüğünü ileri sürmektedirler.”

Muammer Aksoy’a Ölüm Tehdidi… 

Aksoy’un bu kitabı ve diğer okuduğum kitapları birlikte değerlendirdiğimde Aksoy’un katillerinin çok da yabancı olmadıklarını düşünüyorum. 

Aksoy’un kendisine gelen ölüm tehdidiyle ilgili şunları söyler: 

“Geçenlerde yabancı bir dostum bana da haber yollamış.

Yabancı şirketlerle fazla uğraşıyor, otomobil kazasına kurban gidebilir, diye.”

 

Batı bize müstemleke gözüyle bakıyor…

Batı’nın bize bakışıyla ilgili Aksoy; 

“Açıkçası, bize Batı dünyasına mensup medeni bir memleket muamelesi yapılmıyor, geri, şarklı bir müstemleke yahut yarı müstakil bir Devlet nazariyle bakılıyor.

Memleketler yalnız ordularla zapt edilmez, Sulh içinde ticari ve mali imtiyazlarla sömürülür. Sermayede milliyet yoktur. Büyük sermaye enternasyonaldir. Bu sermaye enternasyonali, milletler arasında harp cereyan ederken gizli yollardan birbirlerinin ellerini sıkarlar. Yalnız kâr peşinde koşarlar.

Uzatmayalım arkadaşlar!

Şimdiye kadar tatbikat göstermiştir ki, Amerika’da bir tröst vardır. Petrol tröstü. Bu tröst isterse bir memlekette petrol bulunur, istemezse bulunmaz. Bulunsa dahi o tröst isterse işletilebilir, istese işletilmez.

Türkiye öyle bir ortama girmiş ki, politik emellere ilim feda edilebiliyor. Demokrasini bir numaralı düşmanı demogojidir” diyor. 

Aksoy’un aktardığı bu tespitle bitirmek istiyorum makaleyi:

Joachim Joesten’in:

“Petrol sanayi Texas’a hâkimdir. 

Texas Washington’a hâkimdir. 

Washington da bütün Batı âlemine hâkimdir.”

 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.