Savcının İsyanı: “Hekimler Gitti-Hâkimlerin de Gitmesi İsteniyor…”

Yayınlama: 18.02.2024
154
A+
A-

Millet olarak hepimiz adaletsizlikten, hukuksuzluktan kırılıyoruz. En başta OECD ülkeleri olmak üzere bütün uluslararası hukuk indekslerinde en son sıralarda yer alıyoruz.

En büyük yerli ve yabancı yatırımcılar ülkeyi terk etti. Onlarla birlikte milyarlarca dolarlık yatırımlar da gitti. Hukuk güvencesi olmadığı için de hiç kimse yatırım yapmak istemiyor. Açlık, yoksulluk ve sefaletin temel nedeni de, adaletsizlik, yolsuzluk ve hırsızlıktır. Keyfi idare ve keyfi yönetimdir. Anayasa Mahkemesinin kararlarının uygulanmadığı bir yerde hangi yerli/yabancı yatırım yapmaya cesaret edebilir ki…

Toplum olarak; adaletsizliğin sebebini, adaleti ve hukuku yerine getirmeyen savcı/yargıçlar olduğunu varsayıyor, egemen siyasi iradeden çok yargı mensuplarını hedef tahtasına koyuyoruz ancak yargı mensupları da adaletsizlikten isyan ediyor.

Sözü uzatmadan mevcut duruma isyan bir savcının mektubuna yer vermek istiyorum.

“Merhabalar, ben Cumhuriyet Savcısı iken Başsavcının hukuka aykırı taleplerini yerine getirmediğim için isteğim dışında hâkimliğe geçirilerek doğu illerinden birine “tayin edilmiş” bir yargı mensubuyum.

Nerede bu savcılar? sorusunun cevabını kendimce vermek istiyorum.

Öncelikli olarak bir kısım vatandaşlarımız nerede bu hâkimler? Diyor. Üzgünüm ancak hâkimlerin yapabileceği hiçbir şey yok.

Soruşturma açma yetkisi yalnızca savcılara verilmiş bir yetki.

Şimdi gelelim savcılara…

Öncelikle bir suç ile ilgili olarak soruşturma yapma yetkisi suçun işlendiği yer savcılığındadır. Yani Ankara’da işlenen bu suçları yalnızca İstanbul ve Ankara savcıları soruşturabilir. Yozgat’ta görev yapan bir savcı ne kadar isterse istesin, bu hususta yetkisi yoktur.

Savcılıklar büro sistemi ile çalışır.

Bilişim suçlarını soruşturma bürosunda görevli savcı terör suçunu, aile bürosunda görevli savcı sahtecilik suçunu soruşturamaz. Dolayısıyla İstanbul ve Ankara’daki tüm savcılar da bu suçlar hakkında soruşturma açmaya, açsa da yürütmeye iş bölümleri gereği yetkili değil.

Biz, savcılık sistemini eskisi gibi anımsıyoruz ancak maalesef durum değişti.

5235 sayılı yasa ile birlikte savcılar başsavcının memuru gibi bir konuma getirildi. Bir savcı başsavcıdan habersiz soruşturma açamaz, açsa da zaten o soruşturmayı yürütemez.

Başsavcı o dosyayı savcıdan alıp başka bir savcıya vermeye yetkilidir. Başsavcının yetkisi bununla da sınırlı değil.

Diyelim ki bir savcı bir şekilde soruşturmayı tamamladı ve karar verecek. Savcının verdiği karar başsavcı onayından geçmeden geçerli olmuyor.

Sözün özü, artık iş savcılarda değil başsavcıda bitiyor.

Başsavcı istemediği sürece savcılar bir şey yapamaz maalesef.

Hadi diyelim ki bir savcı bir şekilde soruşturma açtı, başsavcı da bir şey demedi. Savcı soruşturmayı yapacak.

Nasıl yapacak?

CMK diyor ki bir suçun işlendiğini öğrenen savcı, emrindeki kolluk görevlileri ile derhal suçu araştırır. Peki, kimdir bu kolluk görevlileri?

Temel olarak polis ve jandarmadır.

Polis de jandarma da içişleri bakanlığına bağlı. Yasaya bakarsak savcının emrindeler, hatta yasaya göre bakanın emri ile savcının emri arasında bile savcını emri önceliklidir.

Peki, fiiliyatta öyle midir?

Elbette hayır.

Bir savcı kolluğa bu hususta bir talimat yazdığı an kolluk birimleri o talimatı yukarılara iletir ve hiçbir şekilde bu emri yerine getirmezler.

Uzun lafın kısası şu anda bir savcı istese de soruşturma açamaz.

Açsa da yürütemez…

Türkiye’de bu inisiyatifi alabilecek yalnızca İstanbul ve Ankara başsavcıları var, onlar bile bu işe giriştikleri an görevden alınırlar.

Bu işe girişen savcı kim olursa olsun, görevden alınır.

Çünkü savcılar HSK’ya bağlı. HSK’nın başkanı Adalet Bakanı. Bir üyesi adalet bakan yardımcısıdır.

Diğer üyeleri ise Meclis ve Cumhurbaşkanı seçiyor.

Yani siyasiler tarafından seçilen bu kişiler hâkimler ve savcılar kuruluna başkanlık ediyor.

Üstelik bir kısmı hâkim savcı bile değil.

Görevden alınan savcı arkasında kimsenin durmayacağını da biliyor.

Bizler hep kahraman arıyoruz ama çabuk da unutuyoruz.

Mesela yazın google’a; Cumhurbaşkanına hakaret suçunda beraat kararı verdiği için önce Erzurum’a oradan da Kars’a sürülen Balıkesir Hâkimi kimmiş?

Kim arkasında durmuş?

Devrimci savcı diye anıldığı için bam başkanlığından Erzurum savcılığına atanan savcının arkasında kim durmuş?

Bakanlarla ters düştü diye başsavcı iken Yargıtay savcılığına çekilen başsavcıların arkasında kim durmuş?

Onlarca, yüzlerce örnek var.

Pek- çok hâkim görevden alındı ya da sürüldü.

Arkalarında kimse durmadı.

Hal böyle iken kim, neden don kişotluk yapsın?

Zaten seçimler oldukça yakın. Seçimden sonra soruşturmayı açıp, yürütebilecek ve sonuçlandıra bilecekken kim,  neden sonuç alamayacağını bile bile bu soruşturmayı şimdi açsın?

Hep söylenen şu; AKP’nin hâkimleri, AKP’nin savcıları…

İşin aslı şu ki; görevde olan hâkimler ve savcıların yarısına yakını yaşam tarzı itibariyle iktidara oldukça zıtlar.

Namaz kılmayan, mini etek giyen, alkol tüketen vb. hâkim savcılar hala meslekte ve sayıları oldukça fazla. İnanmayanlar Hâkimevlerine ya da adliyelere gidip bakabilirler. Bunlar sadece eski hâkimler savcılar değil, göreve yeni başlayanlar da böyle.

Yine geriye kalan hâkimler ve savcılar da yaşam tarzları itibariyle muhafazakâr bile olsalar mevcut hükümeti sevmiyorlar.

Sevmiyorlar çünkü işlerini iyi yapabilmek istiyorlar.

Siz sanıyor musunuz ki tüm suçlular sokakta gezinirken hâkimler savcılar mutlu?

Yukarıda da söylediğim gibi, savcılıklarda bürolar var. Yani meslekte 8 bin savcı varsa 8 bininin de sizin adamınız olmasına gerek yoktur. Başsavcılar, müracaat savcıları, kaçakçılık ve örgütlü suçlar bürosu savcıları, kamu görevlilerinin suçlarını soruşturma bürosu savcıları gibi kilit bürolarda sizin istediğiniz gibi kararlar çıksın yeter.

Yoksa tehdit hakaret suçlarına bakan savcı kimin umurunda?

Dolayısıyla kilit büroları dolduracak kadar savcınız olsun yeter.

Bu kişiler kimler derseniz çoğu bir süre partide siyaset yaptıktan sonra avukatlık mesleğinden savcı yapılanlar. Gidin bakın, kilit görevlerde hep benzer geçmişe sahip kişileri görürsünüz.

Mustafa kemal Atatürk, bir Osmanlı subayı olarak ilk anda reaksiyon gösterseydi belki de bugün cumhuriyetimiz yoktu. Ulu önder, bekledi, sabretti. Önce padişahın emri ile Anadolu’ya gitti. Sonra hem vatanı kurtardı, hem de cumhuriyeti ilan etti.

Sözün özü; her şeyin bir doğru zamanı vardır.

Gerçek kahramanlar bu zamanı bilir ve bekler…

Kahraman olacağım diye ilk andan atlayanlar ise ancak ahmaklardır.

Toparlarsak; savcıların da hâkimlerin de büyük bir kısmı bu gidişattan rahatsız ancak yapabilecekleri bir şey yok.

Kilit görevde belirli kişiler var ve onlar da zaten bir şey yapmayacak kişiler. Vatansever hâkimler ve savcılar ise maalesef doğru günü beklemek zorunda.

Yani yakın zamanda yapılan değişikliklerle birlikte savcılar adım atamaz, soruşturma yapamaz hale getirildi. İşin özü budur.

Badem bıyıklı olmasa da savcıların bir yetkisi yok…

Hazır yazmışken değinmek istediğim bir husus daha var:

Toplum cezasızlığın sebebi olarak hâkimleri görüyor.

Hayır!

Bizler sadece yasaları uyguluyoruz.

Yasaları yapanlar, kişiler ceza alsa da cezaevinde kalmasın istiyor.

Ben tüm bunların bilinçli olduğuna inanıyorum. Bilerek yargıya olan güven azaltılıyor.

Bugün nasıl ki hekimler gitsin, Afgan, Suriyeli doktorlar gelsin gibi bir durum varsa hâkimler de gitsin isteniyor.

Hukukçu hâkimler gitsin yerine ilahiyatçı hâkimler gelsin. Bunu sağlamak için de her fırsatta yargı bilinçli olarak yıpratılıyor. Uzun uzun yazmayayım ama durum maalesef bu” diyor Savcı Bey…

 

No tags for this post.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.