Sürü Çobansız Olmaz!

Yayınlama: 10.08.2023
5
A+
A-
21. Dönem Diyarbakır Milletvekili
Sürüleşmiş toplumlar, tıpkı koyun sürüsü gibi başsız ve çobansız bir hayattan hep korkarlar. Belki başsız kalma korkusu yadsınamayabilir ancak bu korku bir psikolojik baskıya dönüştüğünde özgür düşünceyi yok eder.
, bir varlık olarak toplum halinde yaşamayı bir ihtiyaç olarak görür. Yalnız kalmaktan, kendisini korumasız görmekten korkar. Kuşkusuz bu anlaşılır bir durumdur.
Sorun; özgürce düşünmeden ve sorgulamadan, çoğunluk düşüncesinin yanlış olduğu bilinse dahi çoğunluğa tabi olmaktır.
Her toplum veya herhangi bir devlet, şirket, kurum ve ş elbette yönetilmeye muhtaçtır. Bu ihtiyaçtan dolayı farklı yönetim modelleri, farklı yöneticiler ortaya çıkmaktadır. amacı da yönetmektir.
Bilgi toplumları; yöneticilerinde ilim, , ön görü, cesaret gibi özellikler arar.
Cahil toplumlar ise cüretkâr, gözü kara ve eli sopalı yönetici ister.
Çoğunluk psikolojisi hâkim olduğunda, bizim gibi gelişmemiş toplumlarda gücünü cehaletten ve cahillerden alan politikacılar, yöneticiler, liderler dokunulmaz tabu haline gelirler.
Bunun yıkıcı örneklerini coğrafyamız başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde görmek mümkündür.
Sürü psikolojisi; spor, müzik, moda gibi alanlarda hoş karşılanabilir ve bu alanlarda taklit büyük zararlara yol açmaz ancak yönetim ve siyasette büyük sorunlara ve zararlara yol açabilir.
Ülkemizde, özellikle siyasal sorunların çözümünde, yönetici ve politikacıların en önemli mazeretleri, yine kendilerinin algı yöntemiyle oluşturdukları çoğunluk psikolojisidir.
Bu anlamda özgürlükten korkup sürüleşen toplumlar, liderlerini vazgeçilmez görürler, onları kaybetmekten korkarlar ve liderlerinin ölümünü kendi hayatları için bir yıkım olarak kabul ederler. Bu nedenle daha çok bağlanırlar ve daha çok sadakat gösterirler. Tabiatıyla hep aldanırlar.
Umarım TİLKİ örneği; düşünmeye, sorgulamaya bir katkı sunacaktır:
Ormanda bir TİLKİ bir gün yanına tavşanı çağırır. Tavşan korku ile uzaklaşmak ister ama TİLKİ önünü çevirir ve “korkma seni yemeyeceğim ama sana bir sır vereceğim.
Önce kimseye söylemeyeceğine söz ver.” der. Tavşan uzun kulaklarını sallar ve “söz veriyorum” der.
TİLKİ: Tavşan kardeş! ben ölürsem ne olur biliyor musun?
Bilmem, der tavşan.
TİLKİ: Ben ölürsem hayat durur. Hiçbiriniz yaşayamazsınız.
“Aaa, niye ki” der tavşan.
Niyesi mı şapşal! hiç dikkat etmedin mi ben uyuyunca güneş batıyor, uyanınca doğuyor. Temelli uyursam, yani ölürsem haliniz nice olur?
Tavşan: Aaa eveeet, sahiden şimdi aklım başıma geldi.. Sen ne zaman uyusan karanlık, ne zaman uyansan aydınlık oluyor.
Peki ne yapmalıyız?
TİLKİ: Bilmem gayrı kimseye söyleme ama benim ölmemem lazım. Onun için çok iyi beslenmeliyim.
Tavşan hızla uzaklaşır, tilkinin sırrı bir anda ormana yayılır.
Uzun süre bütün ahalisi her ne avlarsa koşarak TİLKİYE getirir. Herkes yemez yedirir, içmez içirir. ondan akıllı ondan yiğit, ondan becerikli, hatta ondan zengin kimse yoktur.
Peki o koca koca aslanlar, kaplanlar?.. Onların her biri birer tuzakla, kumpasla etkisiz kılınmıştır.
Artık varsa kendini ölümsüzlüğe adamış, hayatın ve güneşin koruyucusu TİLKİ hazretleridir.
Gel zaman git zaman bir akşam üstü TİLKİ hazretleri vefat eder.
Eyvah güneş doğmayacaktır artık.
O gece her zamanki gecedir, lakin orman ahalisine bir asır kadar uzun gelmiştir.
Nihayet güneş doğş, TİLKİ ‘nin o olmadığı anlaşılmış.
Artık devran o devran, tavşan o tavşan değilmiş. Hatta tavşan öğleye kadar gözlerini açmaya cesaret edememiş ve durmadan TİLKİ'nin adını sayıklamış ama sonunda o da uyanmış…(Alıntı)
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.